Yorum

Bermal Lawin isimli okurun asıl gönderisini gör
Inancı olmayan insanın amaçsız yaşayan insandır. Yeryüzünde amaçsız olmayan hiçbir zerre yoktur oysaki. Örneğin bir insanın böyle bir platforma üye olmasındaki amaç vakit geçirmektir, kitap okumanın amacı bilgi edinmek cümle haznesini geliştirmek veya merak duygusunu tatmin edecek romanlarla başka hayatları okuyarak öğrenmek vb. Bir anne ve babanın çocuk sahibi olmayı istemelerinin amacı evlat sevgisi duygusunu tatmak istemeleri, işe gitmenin amacı para kazanıp hayatını idame ettirebilmek vb. Velhasıl uzay boşluğunun bile bir amacı varken yani her zerre bir amaç için varken bir insanın ölümlü olmasındaki amaç nedir? Eğer ekolojik dengenin sağlanması için canlıların ölmesi gerekiyor ise neden o zaman ekolojik dengenin de sonu var? Evren dahi neden her şey yok olmak üzere var edilmiş? Bunun amacı ne? Insan yer içer büyür ölür lakin bunu diğer canlılar da yapıyor. Neden o zaman sadece bilim yapabilme, sorgulama yeteneğine sadece insan denilen canlıya verilmiş? Insan aklını kullanarak nasıl oluyor da tüm canlıları, kendi hizmeti için kullanabiliyor? Her hayvanın yeteneği farklız insanın da yeteneği aklı desek mesela bir leapordan daha hızlı koşamıyoruz desek. Peki ama neden aklını kullanabilen insan leoparı da kendi emeli için kullanabilirken diğer canlılar neden bunu yapamıyor. Neden bu yetenek sadece insana has kılınmış? Bunun amacı ne? Eğer Allah veya inanılan başka bir güç insanları ve canlıları sadece bu dünya için var ettiyse neden bu dünyada sürekli ölümsüz olacak şekilde hep kalmamız için oluşturmadı? Neye göre sonlu ve ölümlü canlılar var etmeyi tercih etti? Bunun amacı ne? Her zerrrenin amacı varken bu soruların amaçsız kalması çelişki doğurmaz mı?
Her şeye bir amaç atfetme düşüncesi, insanın dünyayı anlamlandırma biçimlerinden biri gibi görünüyor. Bu açıdan söylediklerine katılmak mümkün. Ancak bu, herkesin aynı şekilde anlam kurmak zorunda olduğu anlamına gelmeyebilir. Bazı insanlar için “amaç”, bir açıklama sunarken; bazıları için ise bu tür kesinlikler, daha fazla sorgulama ihtiyacı doğurabiliyor. Benim değinmeye çalıştığım nokta da biraz buydu: İnanmak belki bir anlam bulmaktan çok, o anlamı sorgulamayı bırakabilme hâli olabilir.
Bermal Lawin
Bermal Lawin
“Aslında söylediğin şeyle benim dediğim şey tam zıt değil. Sen ‘amaç herkes için zorunlu olmayabilir’ diyorsun, ben ise ‘insan zihni zaten amaçsızlığı kabul edemeyecek şekilde yaratılmış’ diyorum. Çünkü fark edersen, ‘amaç yok’ diyen biri bile bunu bir açıklama olarak sunuyor; yani yine bir anlam kuruyor. Eğer gerçekten hiçbir amaç yoksa, ‘amaç yoktur’ cümlesinin de bir değeri olmaz. Çünkü değeri olan her düşünce, bir anlam iddiası taşır.Benim sorduğum şey şu:Bu kadar düzenli, sorgulayabilen ve anlam arayan bir varlık neden ‘anlamsızlık’ ihtimalini bile rahatsız edici buluyor? Eğer amaç yoksa, bu rahatsızlık niye var? Belki de inanç, sorgulamayı bırakmak değil; sorgulamanın ulaştığı son ihtimali ciddiye almaktır.”
Onur Erdoğan
Onur Erdoğan
Dediğin gibi insan zihni anlam üretmeye eğilimli; bu konuda katılıyorum. Benim vurguladığım ise şu: bu eğilim, üretilen anlamın zorunlu olduğu anlamına gelmeyebilir. Dolayısıyla inancı, sorgulamanın ulaştığı bir sonuç olarak görmek mümkün; ama benim için daha çok o sorgulamayı sürdürmeme hâline karşılık geliyor. Sanırım bakış farkımız da tam olarak burada.
Bermal Lawin
Bermal Lawin
“Sanırım ayrım noktamız gerçekten burası. Ama ben şunu merak ediyorum: Bir insan sorgulamayı sürdürmemeyi seçtiğinde, bu da aslında bir sonuç değil mi? Yani inanmak, "sorgulamayı bırakmak" diyorsun benim anlamadığım kadarıyla ama bırakma kararı da bir kanaate dayanıyor. Hiçbir sonuca varmadan sorgulamayı bırakmak mümkün mü gerçekten? Bir de şu var: Eğer insan zihni sürekli anlam üretmeye eğilimliyse, o zaman bu eğilimi tamamen askıya almak ne kadar mümkün? Belki de inanç, sorgulamayı bitirmek değil; sorgulamanın insanı götürdüğü en güçlü ihtimali kabul etmektir. Yani ben inancı, bir durma hâlinden çok, bir varış hâli gibi görüyorum. Mesela şöyle bir durum düşünelim: Evladını kaybetmiş bir anneye: " evladın toprak oldu, bir daha asla kavuşamayacaksın" demek mi onu hayata bağlar yoksa; "onun için yaptığın dualar ona ulaşır, bir gün tekrar kavuşma ihtimali var" demek mi? Burada mesele sadece teselli değil bence. Çünkü insan zihni, en derin acıda bile bağ kurabileceği bir anlam arıyor. Eğer gerçeklik tamamen anlamsız ve kopuş üzerine kuruluysa, insanın içindeki bu bağ kurma ihtiyacı neden var? Neden en acı durumda bile devam eden bir ilişki fikri insana daha sahici geliyor? Benim demek istediğim şu: İnanç sadece sorgulamayı bırakmak değil; insanın en derin ihtiyacına cevap veren ihtimal olabilir.
Onur Erdoğan
Onur Erdoğan
Benzer doğrultuda bir şey eklemek istiyorum dediklerinize. İnanmak sorgulamayı bırakmaksa bir sonuca varamadan sürekli sorgulamak neden bundan daha kutsalmış gibi düşünülüyor? Mademki bir yere varmayacak kendini öğüten bir değirmendir bu. Yıllarca düşünüp bir sonuca varamıyorsa insan sorgulamanın da bir değeri yok bence. Hem mademki anlam aramak "anlamsız" insanın kendini teselli etmesi veya etmemesi de mesele olmamalı. Ama hep oluyor, olacak da.
Korkmaz♘
Korkmaz♘
Eğer gerçekten "anlam yok"deniyorsa, o zaman insanın teselli araması da anlamsız olmalı. Ama en zor anlarda bile insanın anlam ve bağ araması bitmiyor.Bu da bana şunu düşündürüyor: Belki de mesele, sorgulamanın kendisi değil; sorgulamanın nereye varacağıdır. Ve insan zihni, doğası gereği hiçbir yere varmayan bir cevabı kabullenmekte zorlanıyor.
Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.