Yorum

Selenay Kılıç isimli okurun asıl gönderisini gör
Arthur Schopenhauer’ın Aşk ve Kadınlar Hakkındaki kitabını okudum. Zıt görüşlü kaynakları okuyorum. Bu kitap hakkında inceleme paylaşırsanız sevinirim. Eğer ki paylaşacak olursanız katıldığınız ve katılmadığınız kısımları belirtmenizi ve toplumda düşüncelerinize paralel olarak gördünüğünüz eksikleri belirtirsenizi rica ediyorum. Detaylıca okumaktan memnun olurum.
Woolf, bu kitabında öncelikli olarak kadınların dehasının önündeki engelin biyolojik değil oda ve para eksikliği, yani sosyo-ekonomik koşullar olduğunu vurgulayıp aynı zamanda yetersizlik ve kaygı dinamiklerine işaret ediyor. Gücü elinde bulunduran erkeğin, entelektüel düzeyde eşitlik sağlandığında tahakkümünü kaybetme korkusu, psikolojik bir savunma mekanizması olarak kadınların gelişimini engelleme eğilimi doğurabilir çünkü korku, baskılama mekanizmasını tetikleyen temel duygulardandır. Bahsedilen bir diğer husus kadınların, kendi potansiyelini gerçekleştiren bağımsız bir özne değil, erkeğin narsistik yaralarını saran, onun özgüvenini yapay bir biçimde büyüten bir nesne konumuna indirgenmiş olması. Erkeğin toplumsal büyüklüğü, kadının sistemli olarak küçültülmesi ve gölgede bırakılmasıyla sağlanmıştır. Bunların dışında katıldığım kısımlar Woolf’un "sağlam bir geleneğe sahip olmama" yönündeki tespitiydi. Erkek yazarlar, kendilerinden önceki yüzyıllık bir edebi mirasa sırtlarını yaslayarak güvenle üretebilirken kadınlar her seferinde sıfırdan başlamak, kendi yollarını kendileri açmak zorunda kalmışlardır. Hatta dönemde kadınların rahatça eser yazamadığından hatta erkek isimleri kullanarak eserlerini yayınladıklarından da bahsediliyor. Aynı şekilde iffet kavramının toplumsal bir fetiş olarak icat edildiği görüşü, antropolojik açıdan doğrulanabilir bir gerçektir. İffet ve saflık beklentisi, kadının yaratıcı enerjisi zihni ve bedenini kontrol altında tutmak için kullanılan psikolojik bir baskı aracı olarak değerlendiriliyor bahsedilen dönemde ki bu kavram hala kadınlar üzerinden değerlendirilir ve sadece kadınlara özgü olduğu düşünülür. Eksik bulduğum kısımlar ; Woolf’un dönemin sınıfsal imtiyazlarının (odası ve parası olan İngiliz kadınlarının) sınırları içinden konuşmasıdır. Bu yaklaşım, farklı bilgi birikimine sahip olan ya da akademinin dışındaki milyonlarca kadının varoluşsal mücadelesini görmezden gelme riski taşıyabilir. Günümüz toplumu ile paralellikleri ise Woolf'un "Kadınlardan entelektüel anlamda hiçbir şey beklenmemesini vurgulayan ve eril ağızlardan çıkan bir yığın fikir..." tespiti, günümüzde kabuk değiştirerek varlığını sürdürmektedir. Bugün artık kadınların üniversiteye gitmesi engellenmese bile, iş hayatında "cam tavan" sendromu, kadın liderlere yönelik örtük önyargılar bu durumun güncel yansımaları olarak değerlendirilebilir. Kitapta bilinç akışı tekniği kullanılarak yazılmış okurken bazen dikkat dağıtabiliyor.
Selenay Kılıç
Selenay Kılıç
Öncelikle incelemeniz ve şahsi fikirleriniz için teşekkürler. Cevaplama nezaketini gösterirseniz birkaç sorum olacak. İlk sorum tabiki de çocuk nasıl ve hangi yollarla büyütülülecek? Her şeyden önce biz insanlar olarak doğanın kuralları çerçevesinde yaşadığımızı biliyoruz. İnsanlar olarak kendimizi de hayvan olarak addediyoruz. Diğer hayvanlara baktığımız zaman dişinin çoçukları doyurmak eğitmek ve geleceğe hazırlanmak görevlerini üstlendiğini, erkeğin ise güvenlik, yiyecek temini vs işlerle uğraştığını görüyoruz. Hayvan cinslerini doğa günümüze ulaştırmak için uygun evrim koşullarını seçti ve dişi ve erkeğin rollerini belirledi. Şimdi eğer kadın birey türümüzün esas görevi ve yaşam amacımız olan neslin devamını sağlamak için doğacak çoçuğu yetiştirmek gayesini gütmeyecekse ve ilk öncelik kabul etmeyecekse (ki buna uygun bir evrimsel süreç yaşamış, kadının emzirmek için göğüsleri olması ve çocuklarlarla daha iyi anlaşabilmesi. Buna örnek verilebilir.) bunu kim yapacak? Kadının dehasının önümdeki engel biyolojik değildir demek yanlış değil mi? Kadın vücüdunun geçirdiği haller sebebiyle (doğum-reşl vb) hormonel dalgalanmalar yaşadığını biliyoruz. Erkekte ise testestöron hormonu daha stabil bir halde. İki kritik kararı ve bu durum için iki farklı cinsiyetten komutanı alırsak erkek olanı tercih etmek daha mantıklıdır. Zira orduda mantık ön planda. Tabi bu varsayımlar toplumun en alt kesimi yani çoğunluğu için, her zaman zeki insanlar farkını ortaya koyacaktır. Bir diğer konu ise gücü elinde bulunduran erkeğin entelektüel düzeyde eşitlik sağlandığında gücü kaybetme korkusu. Buna katılıyorum. Böyle bir korku vardır evet bir erkek olarak bunu onaylıyorum. Ancak bu erkek cinsiyetindeki bir hastalık değildir. Doğa erkeği ailede üst olarak konumlandırmıştır. Erkek konumu gereği bu otoriteyi kuramadığı yerde kadınlaşır. Kadınların da buna uygun olarak evrimleştiğini itiraf etmek gerek. Çoğu kadın bir erkekten bunu bekler. Bu görüşlerin tersini savunmak kadının içerisindeki sığınma duygusunu reddetmektir ki yazarın dediği gibi bu sorun olarak kabul edilse ve ortadan kalksa kadınlar mutlu mu olacak?
Dönütün için bende teşekkür ediyorum. Görüşlerine psikolojik bir perspektiften bakacak olursam evet, biyolojik bir donanımla doğuyoruz ancak insanı diğer hayvanlardan ayıran temel fark, kültürel evrim ve üst beyin gelişimiyle dürtüsel doğasını aşabilme kapasitesidir. Doğada dişinin çocuk bakması bir zorunluluk olsa da, modern psikolojide bağlanma teorisi bakım veren figürün sadece biyolojik anne değil, çocuğun duygusal ihtiyaçlarını karşılayan herhangi bir yetişkin olabileceğini kanıtlamıştır. Çocuğun sağlıklı gelişimi ve büyümesi için bakım sorumluluğu biyolojik bir zorunluluktan çok ebeveynlerin cinsiyetinden bağımsız olarak sunacakları duygusal istikrar, güvenli bağlanma ve nitelikli rehberlik üzerine inşa edilmelidir. Günümüzde çocuk büyütmek, neslin fiziksel devamından öte hem anne hem babanın aktif katılımıyla bireyin özgür iradesini ve kapasitesini destekleyen çok yönlü bir sorumluluktur. Erkeklerin gücü kaybetme korkusu bir hastalık değil ama bu korkunun hastalık derecesine geldiği noktalarda mevcuttur. Kadının hormonal döngülerinin mantıklı karar vermesine engel olduğu durumu ise modern nöropsikoloji tarafından desteklenmiyor nitekim kriz anlarında ya da kritik anlarda soğukkanlılık, cinsiyetten ziyade prefrontal korteks gelişimi ve mizaçla ilgilidir. Kadının içindeki sığınma ya da erkeğin otorite ihtiyacı olarak kodladığınız durumlar, aslında binlerce yıllık toplumsal öğrenmenin bir sonucudur ve kitapta tam da bu yüzden kadınların sırtlarını yaslayacakları bir geleneğin olmamasını büyük bir eksiklik olarak görür. Eğer kadınlar kendi potansiyellerini gerçekleştirmek için 'kendine ait bir odaya' ve ekonomik özgürlüğe sahip olurlarsa, mutlulukları bir başkasına sığınmak üzerinden değil, öz-gerçekleştirme üzerinden şekillenecektir. Mutlu olurlar mı konusunda bireysel olarak mutluluğun kimde hangi anlamlara geldiği değişkenlik gösterdiği için bu konuda evet mutlu olurlar gibi bir yorum yapamıyorum.
Selenay Kılıç
Selenay Kılıç
İnsanın dürtüsel doğasını aşması insan için faydalı mıdır? Sorusunun cevapı belli ki ikimiz için farklı. İnsan mutluluğa ancak doğanın belirlediği eksende onun kaideleri içerisinde erişebilir. Bireyin kendini gerçekleştirme arzusu burada sınırlanır vaziyettedir. İşin ilmi kısmına gelecek olursak psikolog olmanız dolaysıyla psikoloji açısından daha fazla bilgiye sahip olmanız pek tabiidir. Gerek kullanmış olduğunuz dilin teknik bir dil olması gerek benim bu alanda kendimi eğitmemiş olmam, beni konuya yabancı bırakıyor… Ancak biz biliyoruz ki kadında doğumdan sonra ki süreçten salgılanan progesteron, östrojen, proverttin hormonları kadında annelik içgüdüsü dediğimiz hormonel tepkiyi oluşturuyor. Bu hormonların erkekte neredeyse yok denecek seviyede olduğunu belirtmek isterim. Psikoloji belli başlı teorilerle bize bunun değiştirilebileceğini söylüyor olsa bile, tabiat insan soyunu tehdit eden bir felaket olmadığı sürece buna ihtiyaç duymaz.Tüm bu araştırmaları doğru kabul edelim ve kadın erkek eşitliğinin öncüsü olan toplumlara bir bakalım. Feminzm, centilmenlik,özgürlük vs gibi akımların Fransa kaynaklı olduğunu biliyoruz Fransa’nın en önemli mevkilerde kadın yurttaşlara ne kadar az görev verdiğini görebiliyoruz. Olması gerekenin Tam aksine bu medeniyetlerde iyi imkanlara rağmen nüfus azalması gözlemliyoruz. Bağlanma teorisine binaen Avrupa’da çoçuklara hem anne hem baba bakabiliyor ama işin sonunda anne baba çocuk yapmıyor. Tabiatın çarkları bozuluyor. Şahsen fikrimi sorarsanız ben tanrının gerçekten zeka ve kaderin irade bahşettiği kadınlarımızın kariyer yapma imkanının hakkı olduğunu ancak ortalama bir kadının tabiatın kurallarına uygun yaşamasının daha hayırlı olacağını düşünüyorum. Tabiki bu dediklerimin erkekler üzerime de genişletebiliriz ancak konumuz kadınlar.
Zengefe
Zengefe
Dediğin gibi herkesin farklı bir perspektifi var. Terimsel dili olabildiğince az kullandım umarım sorularına açıklayıcı olmuştur.
Selenay Kılıç
Selenay Kılıç
Bakış açınızdan bakmak kesinlikle çok değerliydi. Elinize sağlık.
Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.