Yusuf Bayer

«Dünyada rahat yoktur.» Hadis-i Şerif
Bu elem yurdu denî dünyanın, Derdine mihnetine gaayet yok. Bir çürük diş gibidir, bence bu can, Çıkmadan sahibine râhat yok.
Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları
Reklam
Bir dûa ve niyaz:
Yâ Râb bana sen âlemi zindan etme, İdrakimi hem hâlet-i nîrân etme, Mâdem ki iman ile ettin âbâd, İklîm-i dili küfr ile virân etme.
Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları
Cinüçen Tanrıkorur'un soyadı hikayesi ve aile büyüklerinin isimlerine dair
Halep'te 1916 yılında dünyaya gelen, yakınlarının daha çok Zaferşan dedikleri Şanuzafer Bey de muhtemelen yaşadığı ortamın ve babası Hacı Tahir Cidali Bey'in etkisiyle bu gelişmelere psikolojik olarak az çok hazırlıklıydı. Ama dil devrimi sırasında hem kendi isminden hem de kardeşlerinin isimlerinden rahatsızlık duyduğu tahmin edilebilir. Şanuzafer Bey'in kız kardeşleri Lütfuhak ve Dürrisemin, erkek kardeşleri ise Savnihüda, Sun'igüzin ve Mecdinevin isimlerini taşıyorlardı. Meşrutiyet devri romantizminden izler de taşıyan bu isimlerde şaşırtıcı olan, her birinin ebced hesabıyla sahibinin doğum tarihini veriyor olmasıydı. Soyadı Kanunu çıktıktan sonra, Tepedelenli Ali Paşa'nın torunlarından olan Tahir Cidâlî Bey'in çocukları Tepedelenli soyadını -başkaları tarafından da alınabileceğini tahmin ettikleri için- hiç düşünmemiş olmalılar. Muhtemelen bir gün bir araya gelerek gazetelerde yayımlanan soyadı listelerinden gelişigüzel bir seçim yapmak yerine, içlerine sinecek öz türkçe bir soyadı düşünür ve sonunda Savnihüda'nın ismini Türkçeleştirerek soyadı olarak benimsemeye karar verirler. Bu kararda Mustafa Kemal Paşa'nın Hamdullah Suphi'ye Hamdullah'ı öztürkçeleştirerek Tanrıöver soyadını vermiş olmasının bir etkisi var mıdır, bilemeyiz. Savn-ı Hüda, "Tanrı'nın koruduğu" gibi bir anlama gelmektedir; o halde bu ter kip pekâlâ Tanrıkorur diye Türkçeleştirilebilirdi.
Sayfa 23 - KAPI YAYINLARI
MEMURİYET bağlarından kurtulur kurtulmaz Türk Musikisine devlet katında eski itibarını yeniden kazandırmak için mücadelesine hız veren Cinuçen, mesela 1983'ün Dünya Gençlik ve Avrupa Müzik Yılı olması münasebetiyle Başbakan Turgut Özal'a okullarımızdaki müzik eğitimi faciasını bütün yönleriyle anlattığı bir rapor sunarak problemin nasıl çözüleceğine dair görüşlerini açıklar, Özal'ın raporu okuyup gereği için Milli Eğitim Bakanı Vehbi Dinçerler'e, onun da Talim-Terbiye Kurulu Başkanı'na göndermesi üzerine, ülkenin uzman müzisyenlerinden oluşan bir Müzik Özel İhtisas Komisyonu kurulur, bu komisyonun çalışmaları sonunda müzik eğitiminde elli yıldan beri devam eden yüzde 98,5 Batı müziği, yüzde 1,5 Türk müziği bilgileri oranı, her ikisi için de yüzde 50 olarak belirlenir ve ortaöğretimin altı yıllık müzik müfredatı bu orana göre yeniden düzenlenir. Türk çocuklarının Bach, Beethoven, Mozart gibi Batılı kompozitörlerin yanında Itri, Dede Efendi, Tanburî Cemil Bey gibi büyük Türk bestekår ve icracılarını tanımasına, do majörle mi minörün yanında rastı, segâhı, hicazı da öğrenmesine imkân veren bu müfredat, üniversite ve konservatuarlardan görüşler alındıktan sonra Talim-Terbiye ve Bakanlar Kurulu'nca kabul Resmi Gazete'de yayımlanarak 1988 yılında yürürlüğe girer.
Sayfa 79 - KAPI YAYINLARI
İtalyanlar çok güzel cevap vermiş ama anlayan kim..
1981 yılında da Atatürk'ün doğumunun 100. yılı vesilesiyle yurtiçinde ve yurtdışında düzenlenen anma faaliyetleri kapsamında Roma Üniversitesi tarafından konser ve konferanslar vermek üzere davet edilmiştir. Dışişleri Bakanlığı Kültür Dairesi onun yerine çağdaş Türkiye'yi temsil etmek üzere piyanist Elif ve Bedii Aran çiftini teklif ettiğinde Roma Üniversitesi "O sizin göndereceklerinizden bizde çok var; biz bizde olmayan bir şeyi istiyoruz," mealinde bir mektupla cevap verince, Kültür Dairesi, Cinuçen'in Aranlar da kabul edilirse gönderilebileceğini bildirir. Üniversiteye bu emrivakiyi kabul etmek kalır. Elif ve Bedii Aran çifti konserlerini, koca salonun iki sırasını ancak dolduran -ki çoğu Türkiye Büyükelçiliği görevlileridir-dinleyicilere verecek, Cinuçen'in bir sonraki konserinde ise salon tamamen dolduğu gibi yer bulamayan sanatseverler de, Prof. Anna Masala'nın büyük övgülerle takdim ettiği, İtalyancayı anadili gibi konuşan bu Türk'ü ayakta dinleyerek dakikalarca alkışlayacaklardır. Cinuçen'in bu başarıları ve İtalyan basınında yazılanlar TRT'de büyük bir öfkeye ve belki de kıskançlığa yol açmış, terfilerini durdurmak amacıyla genel müdür yardımcısı ve Müzik Dairesi başkanı tarafından "sicil özeti" diye bir form doldurularak bir devlet memuruna yapılabilecek -hırsızlık, iffetsizlik ve rüşvet hariç- ne kadar suç varsa hepsi kendisine isnat edilmiştir. Cinuçen bunun üzerine "Kurumunuzdan ayrıldım, gereğini arz ederim," cümlelerinden ibaret 9 Haziran 1982 tarihli dilekçeyle TRT'den istifa eder.
Sayfa 77 - KAPI YAYINLARI
Reklam