…yaşadıkça görürüz, bu yüzden, ne göreceğimizi bildikte, önümüzdeki bu yaşam ezadan başka bir şey olmaz. Akıllı bir kimse ya yaşamamış olacak ya da her gün bir başka kimse olmakla önünde yaşanacak yeni bir gün olmadığını bilecek.
Korku ne ise bunu bir geyikten, bir ceylandan öğren. Çünkü, esas olarak korkunun bir bedende nasıl taşınabileceğini öğrenmek kolay olmaz. Biz de korkmaya başladığımız anda kendi varlığımızdan sıyrılarak -en büyük günahımız belki budur- başka bir şeye dönüşmekle kendi korkumuzun bile ne olduğunu tam olarak anlayamayız. Zira korku, gerçi vardır ama hiç gelmeyecek bir şeye benzer.
Keykâvus’un söylediğine göre, Allah insanı yaratmakla nimeti -yani daha önce yarattığı şeyleri- tamamlamış oldu. Olunca, demek yediğimiz rızk, içtiğimiz su, giydiğimiz urba bizden önce de vardı, yani karnı acıkmışa aş değil, aşa karnı acıkan yaratılmış oldu. Nedenler tersine döndü.
Amin Maalouf’un genelde tarihsel romanlarına alışığız ama bu kitabında yarı ütopik, yarı distopik bir tema vardı. Genel olarak akıcı bir kitap olmasına karşın yer yer zorla ilerleyen bölümler de oldu. Sonu itibarıyla yazardan beklentilerimi karşılayamayan bir kitap oldu, lakin içerisinde çok güzel cümlelere ve düşüncelere de denk geldim. Ne olursa olsun işlediği konu bakımından son derece dikkat çekici ve önemli bir kitap oldu benim gözümde. Daha detaylı, daha ilmek ilmek işlenebilirmiş hissi uyandırdı konu bakımından bu roman benim için. Yine de bu kitabı okumak içerisindeki konuya dair dikkatimizi çekecek ve geleceğe yönelik, gezegenimizin ilerleyişine yönelik düşüncelerimizde bize fikir verici olacaktır.