Yola çıkınca şoförümüzün konuşkan ama boş konuşmayan biri olduğunu sevinerek gördüm. Geçtiğimiz şehirleri bilen, yeme içmeden anlayan, coğrafyayı, ağaçları ve bitkileri tanıyan her insan memleketinin en iyi temsilcisidir.
18. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu, askerliğin yanında daha evvelden geleneğini kurduğu yeni bir sanata ve silaha da sahipti; diplomasi… Bunu, dönemin ilişkilerinde görmek mümkündür. Bundan dolayı imparatorluk ancak 18. yüzyılın sonunda daimi sefaretleri yani mukim elçilikleri Viyana-Paris-Londra üçgeni üzerinde kurmuştur. Çünkü bu zamana kadar siyasi diplomatik vaziyet iyi değerlendirilmiş ve Avusturya-Rusya ittifakına karşı Fransa ile İsveç yanımızda olmuştur. Şüphesiz bu, önemli bir diplomatik savunma mekanizmasıdır.
Bağımsızlık için uğraşan Fraşerilerden Şemsettin Sami Bey kültürel milliyetçiliğimizin mimarlarından, hatta milli bilinci de uyandıranlardan. Ansiklopedimizi, çağdaş imlamızı, lügatlerimizi, üstelik başarılı bir örnek olmasa da ilk romanımızı ona borçluyuz. Aynı şekilde Şemsettin Sami Bey, Arnavut tiyatrosunun ve alfabesinin öncüsü. Eserinin her sayfasında buram buram Arnavut ve Türk milliyetçiliği kokuyor. Bu ikili milliyetçilik, ancak Osmanlı İmparatorluğu’na özgü olabilir…