Saramago okumayı uzun zamandır özlemiştim. Pek çok kişi tarafından “Körlük kitabının devamı” şeklinde nitelenen Görmek’in serinin ikinci kitabı şeklinde anlaşılmamasını belirtmek isterim en başta. Çünkü bu iki kitap tam olarak seri sayılmaz. Körlük’teki karakterler bu kitabın ikinci yarısında yavaş yavaş karşımıza çıkmakla beraber, tam olarak kitabın ana karakterleri olarak da görünmüyorlar. Zaten Saramago’nun şu ana kadar okuduğum üç kitabından hareketle, merkeze koyulup da etrafında olayların şekillendiği ana karakterlerin olduğunu tam olarak söyleyemem.
Kitap ülkedeki yerel seçimlerle başlıyor. İlk seçimlerde oyların %70’ten fazlası boş oy olarak çıkınca hükümet bunun iktidara ve demokrasiye karşı yapılmış örgütlü bir hareket olduğunu düşünüyor. Vatandaşların arasına muhbirler göndererek bu işi kimlerin yaptığını, insanların fikirlerini öğrenmeye çalışsa da insanlar aralarında anlaşmışçasına adeta ser verip sır vermiyor. Bir hafta sonra tekrarlanan seçimlerde bu defa sonuçlar daha da vahim: Ülkenin %83’ü oylarını boş kullanmış. Bunun planlı bir hareket olduğuna artık kesinlikle inanan hükümet ülkede sıkıyönetim ilan ederek çareyi başkentten ayrılmakla buluyor. Bunu yaparken başkentten itfaiye teşkilatı dışındaki tüm belediye çalışanlarını, polisleri, askerleri olmak üzere herkesi de çıkarıyor. Şehrin etrafını askerler sarıyor ve giriş çıkışlar kesin olarak kapatılıyor. Öyle ki temizlik elemanlarının bile işten çektirildiği kentte halk kendi evlerinin önünü kendileri temizlemeye başlıyor. Hükümetin buradaki amacı şehri ve boş oy kullanarak hükümete ve demokrasiye darbe vuran(!) halkı cezalandırmak; şehirde güvenlik açığı oluşturarak başkenti kargaşaya ve düzensizliğe açık hale getirmek. Ama işler hiç de hükümetin planladığı gibi gitmiyor; halkın içinde hiçbir