İslâm'ı başka dinler veya dünya görüşleriyle karşılaştırırken, insanların bekledikleri şeye nail olacakları hususunda sanki bir teminat verme motifinin bile gizlice mevcut olduğu düşünülebilir. Çünkü bu tür karşılaştırmalarda İslâm'ın geçirdiği tecrübelerle, İslâm dışı tecrübelerin başarıları söz konusu edilmekte ve bir bakıma İslâmi başarıların üstünlüğü ortaya konulmak suretiyle insanların iman etmesi istenmektedir. Adeta materyalist zihniyetin isterlerine cevap verilmektedir. Diyelim ki, İslâm'ın iktisadi işleyiş bakımından üstünlüğü açıklığa kavuşturulunca insanlar seve seve İslâm'a gireceklermiş gibi...
İslâmi düşünce tarzında hayatla, uygulamayla, pratikle bütünüyle ilgisini kesmiş görüşlere rastlanmaz. Bu görüşler şu veya bu şekilde Müslümanın günlük yaşantısı ile ilişkilendirilir.
Emredici hükümlerin alanıyla mizacımıza hoş gelen, hatta yapılması teşvik edilmiş olmakla birlikte emir mahiyetinde vazedilmemiş bulunan hükümleri birbirine karıştırmamak gerekiyor. Bu durum ayrıca İslâmi edebin sınırlarını belirleyen bir faktör olarak da algılanmalı. Şer'i hükümler manzumesiyle, kendi mizacımıza hoş gelen veya uygun düşen davranışlarımız arasındaki sınırın farkında olmak, Müslümanca tavrın oluşması hususunda belirleyici bir yer tutar.
Demek ki, mücerret bir söz, onu söyleyenin amacına göre değişik anlamlara gelebilmektedir. Bu değişik anlamların açıkça anlaşılabilmesi için, kendimize ait ölçülerimizi bilmek ve kullanmak durumundayız. İnsanlar bazı meseleleri anlama hususunda şaşkına dönmüşse, bu onlara kendi ölçülerinin unutturulmuş olmasından ileri geliyor.