ölüm bir kutsaliyet miydi, zengini fakiri, yaşlıyı genci, dostu düşmanı eşitliyen ölüm... bir al ödeydi ölüm sadece. düşünebilmek, öleceğini bile bile düşenebilmekti o eşitleyici kutsaliyet, çamura öylesine can verilmedi...
çağdaş toplumların çağdışı ve utanç duyulacak antidemokratik davranışlarına vicdanımız kayıtsızlığından hiçte taviz vermiyor. nerde o, en kalın din kitabı olan, en yalın anayasa olan vicdanımız.insan olmadan müslüman olmayı başarabilen toplumların en iyilerindeniz.
asırladır toprakları sudan çok kanın aktığı bu coğrafyada çaresizlikler içinde büyümüş ve şimdi çaresizlikten ölen çoçuklardık. bir hiç uğrunaydı bunlar, paranın satın alabiceği kırmızı topraklar, mor dağlar ve umutsuz akan pınarlar içindi tüm bu olanlar.sessiz çığlıklarımızı, sedasız hüzünlerle yüreğimize yediriyorduk. birilerinin konforlu hayatı için ezilen taşlardan farksızdık.
bu ülkede herkes başkasından duyduklarını kendisiyle çok kolay bütünleştirebiliyor.Kimse dogruları okumaya tenezzül bile etmiyor.başkalarının doğrularıyla yaşamak bu kadar kolay olmamalı. bu basiretsizlik bizi bölmeye, bölünmeye, dar düşünce kalıplarına sokmaya, emperyalist, kapitalist ve kendini entelektüel gösteren avrupalı faşist ülkelerin hegemonyasında keşkelerle dolu bir hayatta serçeler gibi hep bedel ödememize sebep oluyor.bu ülkede insaların bedel ödeyebilecekleri birseyleri kalmadı.
Herşeyin rengi soluk bugünlerde. insanlar için artık kutsal değerler , ilkeler bir kutuplaşmanın tekelinde ideolojik bağnazlıklara kurban ediliyor. Hiçkimse saglıklı düsünmeye itibar etmiyor , kinin kasırgalaştığı bugünlerde en çokta esmer yüzlü çoçuklar ölüyor.