... bana şöyle dedi: Üzüldüğüm tek bir şey var. Biraz daha yaşamak isterdim, şu çocuğun beni hatırlaması için, başka bir şey istemiyorum.
Şu çocuğun beni hatırlaması için. Buydu hayali, ölümsüzlük fikri ya da ona ne derseniz deyin - bir çocuğun hafızasında kalmak.
Ve mucize gerçekleşti, kimsenin umut görmediği hastalık eriyip gitti.
Bahçede yapılacak iş olduğu sürece koruma altındaki bir alanda yaşarsın, mevsimlik bir ölümsüzlüğün tadını çıkarırsın. Şu anda yapılacak onca şey varken insan nasıl ölür? Kışın, işler bitince ölünmeli.
Babam da, dedem de kışın öldü, biri aralıkta, diğeri ocakta.
Babam, devasa adımlar atarak yürüyen, ona yetişmek için kardeşimle arkasından koşmak zorunda kaldığımız adam.
İşte bunun için hastalığı asla affetmeyeceğim, diye tekrar edip duruyorum içimden, onu asla affetmeyeceğim. Bir insanın canını onu aşağılamadan da alabilirsin.
Bu kitap ölüm hakkında değil, sona eren bir hayat için duyulan hüzün hakkında. Arada fark var. Bu, sadece onun bal dolu peteği için değil, peteğin boş hücreleri için de duyulan bir hüzün, hatta o çok daha güçlü. Elimizdeki mumların dahi yanıp tükenirken hatırladıkları o petek için duyulan hüzün.
Babamın dediği gibi, korkacak bir şey yok.