O gün biz onunla o kadar fakrlı hayaller görüyor, ve o hayalleri o kadar yaşıyorduk ki onunla geçirmek istediğim bir hayatın heyecanıyla beline dokunduğumda zıpladı. Onun o benden uzaklarda kurmak istediği yeni hayatın önünde engel olan sevgimiz onu tedirgin etti.
Ve elim belinde çığlık atmak isteyen bir kadının suratını kapar gibi hissetti.
O akşam orada biz o kadar uzaktık ki birbirimize, Galata'nın sesleri aramızda yankı yapıyor, düşmek isteyen tüm çığalar serbest kalıyordu.
Ben onun ağzından çıkan buğu ile ısıtırken burnumu aslında o kadar uzaktık ki biz birbirimize o Ay'a ben ona bakıyordum.
O, Ay'ın üzerindeki, ben onun eskiden berrak bildiğim gözlerinde gölgeleri merak ediyordum.
O gün biz onunla o kadar uzaktık ki birbirimize, yağmursuz bir İstanbul akşamının tüm yağmur damlaları aramıza düşüyor ve ben onun elini tutuyordum.
Ve onun eli o kadar uzaktı ki avucuma, sanki "Bir ses gelse de kayıt gitsem" diye bekleyen bir çığ gibiydi.
Galata gürültülüydü.
O gün o kadar uzaktık ki birbirimize, o Eminönü ben Karaköy'düm.
Aramızdaki o tek köprü sallanıyor ve biz o köprünün üstünde duruyor.
Biz o gün onunla Galata'nın üzerinde dolunayı izliyorduk.