• "Gönlüm dolu âh u zâr kaldı..."
    Hüseyin Nihal Atsız
    Sayfa 28 - Ötüken Neşriyat
  • Gönlüm dolu ah u zar kaldı...
    Hüseyin Nihal Atsız
    Sayfa 29 - Ötüken
  • "On üç yaşındaydım. Ortaokula gidiyordum. Babam öleli iki yıl olmuştu. Yoksul düşmüştük. Annem terzilik yapıyordu, zar zor geçiniyorduk. Büyük bir evin iki odasında oturuyorduk. Kitaplarımın çoğu noksandı, okul çantam bile yoktu..

    Bayram geldi. Annem ne yaptı etti, bana bir ayakkabı aldı. Bir pantolonla bir gömlek dikti. Sabah erkenden kalkıp giyindim. Bir gün önceden sözleşmiştik, iki arkadaşım beni evden alacaklar, birlikte bayram yerine gidecektik. Atlı karıncaya, kiralık bisikletlere binecektik, tatlıcıda tatlı yiyecektik. Belki sinemaya da gidecektik..

    Annemden para istedim. "Paramız yok oğlum," dedi. Çılgına dönmüştüm, arkadaşlarım neredeyse geleceklerdi. Onlara ne diyebilirdim? Parasız olduğumuzu, bu yüzden bayram yerine gidemeyeceğimi söyleyemezdim ya…

    Hırçınlaşmıştım, üstümdekileri çıkarıp duvarlara atmaya başladım.
    Beni üzgün üzgün seyreden annem, o zaman dolaptan çantasını çıkardı, para aradı. Bula bula bir lira buldu. Kadıncağızın bir lirası kalmıştı yalnız, bütün parası oydu. O bir lirayı bana uzattı: "Haydi giyin," dedi, "Bir lira yetmez mi?" Bir lira o zaman büyük paraydı..

    Oraya buraya attığım elbiselerimi ayakkabılarımı topladım. Yeniden giyindim, paramı cebime koyup arkadaşlarımı beklemeye başladım. Geldiler. Biraz oturdular. Annem onlara şeker ikram etti, ikisini de okşadı, öptü. Sonra: "Haydi artık gidin!" dedi. "Güzel güzel eğlenin!"

    Sokağa çıktık. Çok neşeliydim, kabıma sığamıyordum. Fakat köşeyi dönerken evimize baktım, annem pencereden uzanmış, gülümseyerek bana el sallıyordu. O zaman içimden bir ağlamadır geldi, gözlerim dolu dolu oldu. Tıkanıyordum.

    Ağladığımı belli etmemeye çalışarak arkadaşlarıma: "Ben gelmeyeceğim" dedim. Neden olduğunu anlamadılar. Biri: "Paran yok ondan gelmiyorsun." dedi, alay ederek. Elimi cebime attım ve bir lirayı çıkarıp gösterdim: "İşte para!" dedim.

    Beni orada bırakıp gittiler. Sokaklara gelişi güzel dalarak bir süre sersem sersem dolaştım. Kimseye göstermeden doya doya ağladım, sonra gözlerimi sildim,elimden geldiği kadar neşeli olmaya çalışarak eve döndüm..

    Annem beni görünce: "Neden döndün?" diye sordu. "Canım istemedi" dedim ve cebimden bir lirayı çıkarıp anneme uzattım. Zavallı kadıncağız, çok şaşırdı, parayı elimden alıp masanın üstüne koydu. Sonra beni kucakladı, göğsüne bastırdı. Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı..

    Ben ağlamıyordum artık. Sokakta doya doya ağlamıştım. Annemin yüzünü öptüm, ağlamamasını söyledim. (Susar, dalar, düşünür) Artık üzüntülü değildim. Bayram yerine gidemediği için üzülmek benim gibi koca bir çocuğa, bir ortaokul öğrencisine yakışmazdı.
    Olgun bir adam olmuştum birdenbire."
  • Kimden duymuştum, ilk ne zaman görmüştüm, nerede rastlamıştım, nasıl karar vermiştim Yusuf Atılgan okumaya, hatırlamıyorum. “Aylak Adam” ismine tav olmuşumdur muhtemelen. Büyükşehir ve sevgisizlik temlerinin anlatıldığı Aylak Adam’ı ilk kez Ankara’dan İstanbul’a yaptığım bir otobüs yolculuğunda okuduğumu hatırlıyorum. Kışı aşıp ilkyazı okurken hala C’yi kafamda konumlandıramamıştım. Büyük bir tutku ve hayranlıkla kaptırmışken kendimi ani bir sarsıntıyla ön koltuğa yapışıp kaza geçirdiğimizin zar zor farkına varmıştım. Okumaya teşvik ettiğim 5-6 arkadaşımdan kiminin çok beğendiği, kiminin de yadırgadığı bu kitabı daha sonra bir de Tokat yolculuğunda okudum. Etkilendiğim yazarlarla ilgili, külliyatını, varsa biyografisini,hatta varsa üzerine yazılmış tez, inceleme kitaplarının tümünü okuma tasarımım olduğundan; bence durağanlığa, can sıkıntısına, alışkanlığa bir başkaldırı olan ve içinde bolca bastırılmış cinsellik ile Freud bulabileceğiniz gecikmeli Ankara treniyle gelen kadınıyla ve patetik psikolojik durumlu Zebercet’iyle Anayurt Oteli’nin önce kitabını okudum sonra filmini seyrettim. Sanırım 2015 yazında, köyde gündüz fındık bahçesinde gece kitap başında, önce yarım kalmış bir köy romanı olan Canistan’ı hemen akabinde de Bodur Minareden Öte ismiyle toplanmış öykülerinden ve Ekmek Elden Süt Memeden ismindeki iki masalından oluşan “Bütün Öyküleri” kitabını okudum. Geçen ay yayınlanan Siz Rahat Yaşayasınız Diye kitabında, tüm bu eserlere ve yazara dair bir sürü anekdot öğrendim. Yazmaktan çok okumayı sevmesiyle, yazmak daha doğrusu yayımlamak amacını “Okumayı gerçekten seven, mizacı benimkine yakın, tanımadığım birkaç uzak dostun yalnızlıklarına belki bir ortak ve bir avuntu olurum.” diye anlatmasıyla saygımın tekrar tekrar arşa çıktığı yazardır Yusuf ATILGAN. Oğuz ATAY’dan sonra kendisinden sadır olan hemen hemen her şeyi okuduğum ikinci yazardır aynı zamanda. Sırada Kafka , Gogol ve Dostoyevski var.
  • Gene şiirlere dönmeliyim, dargın ve uzak
    Bir gülüşü parçalayarak içimde
    Yaşamım hep böyle sürüp gidecek
    Karşılıksız soruların bildik seyrinde
    Gene şiirlere dönmeliyim, yenilmiş
    Binlerce kez taşlanmış bir adam olarak
    Şiirde kazanan aşkta yitirirmiş
    Zar tutanlar gülebilirmiş ancak
    Gene şiirlere dönmeliyim, öyle kırgın
    Öyle yalnızım ki, sığmıyorum sözcüklere
    Gene şiirlere, şiirlere sevgilim
    Burgaçlar yaratarak yorgun beynimde...