"Insan hükümet olunca, yüreği körelir, kulakları sağır olur."
Roman, 1938 Dersim olaylarının hemen öncesini işaret ediyor. Ermeni olaylarından yirmi yıl sonra, yeni cumhuriyetin aynı bölgede benzer bir 'ayaklanmayı' önlemeye hazırlandığı dönemi anlatıyor.
Küçük, sıradan hayatlar, aşiret ilişkileri, gelenekler, garezler, özlemler ve metruklaşan bir coğrafya üzerinden büyük bir trajedinin arka planını resmediliyor. Zazalar, Kürtler, Ermeniler, Kızılbaşlar gibi toplulukların iç içe geçtiği, jandarmalar, paşalar ve hükümet politikalarının kontrolündeki bir dünya.
Kitap, "bir göz ağlarken diğerinin güldüğü" o çelişkili haliyle, eprimiş bir rüyayı ve onun yavaş yavaş çözülüşünü anlatıyor.
Karataş’ın en güçlü yanı, masalsı dili. Hikâyeyi folklorik, kadim bir anlatım şeklinde kuruyor; bu dil acıyı yumuşatmıyor, tam tersine onu daha derin bir yerden, kalbin en katı katmanından vuruyor.
Bu da sıkça Yaşar Kemal’in doğadan gelen 'hayvani' gücüne benziyor. Cümleler soluk kesici, betimlemeler zengin ve ritmik; doğa, dağlar, köyler adeta karakter gibi konuşuyor.
Güçlü dil, kültürel hafıza, trajik ama lirik bir anlatım arıyorsanız kesinlikle tavsiye ederim. Haydar Karataş, Dersimde yaşananları on iki dağın sırrı gibi katman katman açarken, aynı zamanda evrensel bir insanlık hikâyesi anlatıyor.
İyi okumalar.