Zübeyde

Zübeyde
@zbyk
Mazot
Ağlamadan dillerim dolaşmadan yumruğum çözülmeden gecenin karşısında şafaktan utanmayıp utandırmadan aşkı üzerime yüreğimden başka muska takmadan konuşmak istiyorum. Şehre neden esmer ve dölek yüzümle döndüm dağlardan kar vakti tarlaları kımıldatan soluğum niyedir sarmalasın vites dişlilerini defneler, nakışlar yok alnımda neden. Ağlamadan etimin iğneli beşiklerde bıraktığı izlere aldırmadan o mavi korularda ve dibektaşlarında bırakıp sözlerimin kalıntılarını açıkça konuşmak istiyorum. Besbelli ki leşler koruyor şehrin bedenlerini göğsünün kafesinde yalnızca pasak biliyorsun korkutulmuş bir kızın yüreğinden fışkıran beyaz güvercinleri sabahın köründe kalkan tirenlerdeki nefret hergün aynı kalafat yerine çekilmenin nefreti bunları bütün bunları biliyorsun dağlardan dönüyorsun o sağır yamaçlardan çevik bacaklarını getiriyorsun, ne çiçek ne de ninni boz şayaktan poturun dağlarda ne güzeldi şehre varınca artık meşinler giymelisin
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Hani Kurşun Sıksan Geçmez Geceden Yiğit harmanları, yığınaklar, Kurulmuş çetin dağlarında vatanların. Dize getirilmiş haydutlar, Hayınlar, amana gelmiş, Yetim hakkı sorulmuş, Hesap görülmüş. Demdir bu... Demdir, Derya dibinde yangınlar, Kan kesmiş ovalar üstünde Mayıs... Uçmuş, bir kuştüyü hafifliğinde, Çelik kadavrası korugan\'ların. Ölünmüş, canım,ölünmüş Murad alınmış... Gelgelelim, Beter, bize kısmetmiş. Ölüm, böyle altı okka koymaz adama, Susmak ve beklemek, müthiş Genciz, namlu gibi, Ve çatal yürek, Barışa, bayrama hasret Uykulara, derin, kaygısız, rahat, Otuziki dişimizle gülmeğe, Doyasıya sevişmeğe,yemeğe... Kaç yol, ağlamaklı olmuşum geceleri, Asıl, bizim aramızda güzeldir hasret
Yıkılma Sakın
Sana durlanmış kelimeler getireceğim Pörsümüş bir dünyayı kahreden kelimeler Kelimeler, bazıları tüyden bazısı demir Seni çünkü dik tutacak bilirim Kabzenin, çekicin ve divitin Tutulduğu yerden parlayan şiir. Zorlu bir kış geçirdim, seninki gibi neftî Acıktım, bitlendim, bir yerlerim sancıdı Sökmedi ama hoyrat kuralları faşizmin Çünkü kalbim aşktan çatlayıp yarılırdı. Her sabah çarpışarak çekilirdi karanlık alnacımdan Acılar bile duymadım kof yürekler önünde Beynim her sabah devrimcinin beyniydi Ayaklarım donukladı gelgelelim Sağlığın yerinde mi? Yaraların kabuğu kolayca kaldırılıyor Halkın doğurgan dünyasına dalmakla Onların güneşe çarpan sesini anlamayan Dört duvarın, tel örgünün, meşhur yasakların sahipleri Seyir bile edemezken içimizdeki şenliği Yılgı yanımıza yanaşamazken Bizi kıvıl kıvıl bekliyorken hayat Yıkılmak elinde mi? Boşuna mı sokuldu bankalara Petrol borularına kundak Kurşun işçinin böğrünü boşuna mı örseledi Varsın zindanların uğultusu vursun kulaklarımıza Yaşamak
Firari Sana çirkin dediler, düşmani oldum güzelin, Sana kafir dediler, diş biledim Hak\'ka bile. Topladin saçtigi altinlari yüzlerce elin, Kahpelendin de garez bagladim ahlaka bile... Sana çirkin demedim ben, sana kafir demedim, Bence dinin gibi küfrün de mukaddesti senin, Yaşadin beş sene kalbimde misafir demedim. Bu firar aklina nerden, ne zaman esti senin? Zülfünün yay gibi çelik tellerine Takilan gönlüm asirlarca peşinden gidecek. Sen bir ahu gibi dagdan daga kaçsan da yine Seni aşkim canavarlar gibi takip edecek... Faruk Nafiz Çamlıbel
kunâla vakti geldi kunâla dünyayı göreli çok oldu tam kırk yılda seni buldum kunâla bu can tenden geçmeden bu dünyadan göçmeden bir kerecik sevmek çok değil simsiyah saçların var kunâla kemiklerine yapışık etlerin var bir gün dökülecek kunâla kuşu gibi gözlerin var bir gün sönecek kunâla bu etlerin arkasında güzelliklerin var benden başka kimse bilmeyecek bu can içimde kuştur kunâla seni görünce titrer bu can gözümde mahabbettir kunâla seni görünce yanar bu can burnumda soluk olur kunâla uçar gider bu can benden geçmeden bu dünyadan göçmeden bir tek seni sevmek çok değil