İnsan, kaderini de beraberinde taşır. Ülkenizde savaş varsa onu da yanınızda götürürsünüz. Canınız kurtulur belki ama insanlar yeryüzünün her yerinde o savaşı hatırlatır size. Eğlenmenizi, diğerleri gibi davranmanızı yadırgar. Yas evindeki ölü sahibi gibi sadece ağlamanız beklenir. Aradan kırk yıl geçse de aynı acıyla susmalısınız. Özgür olmanız mümkün değildir. İki ölümden birini seçmek zorundasınızdır: Ya ülkenizde kalıp ölmek ya da ülke dışına çıkıp toplumun sizi ruhen öldürmesini beklemek..
Anladım ki hepimiz nihayetinde şu yeryüzünde birer mülteciyiz; nereden ve neden iltica ettiğimizi çoğu zaman bilmeyen, farkındalığı olmayan birer mülteci. Sadece bizler yaşayacağımız bile kesin olmayan bir geleceğin garantisiyle, geçirip tırnaklarımızı topraklarımıza, emin olmadığımız hayatlarımızı en konforlu şekilde sürdürme arzusundayız. Halbuki hepimiz bir göç yolundayız, başlangıcı belli olan ama sonunu bilmediğimiz... Tıpkı bir mülteci gibi...