Sabah namazına kalkmak fiziksel olarak ne kadar zorsa; öğle namazı için dünya meşguliyetlerinden kopuş bir o kadar zordur. Bazen dünya sarhoşluğundan sıyrılmak uyku mahmurluğunu yırtmaktan daha zor olabilir. İşlerin yoğunlaşması, birçok ödevin tamamlanma noktasına yaklaşması, "Şu görüşmeyi yapayım, ondan sonra..." "Şu iş bir bitsin hele..." gibi gerekçelerle erteletir, öğle namazını. Dünyadan yüz çevirmek için meşguliyetlerin durulması, yoğunlukların seyrelmesi beklenir. Oysa öğle namazının varlık sebebi, yoğun meşguliyetler ve ateşli telaşlardır. Öğleyin, kendini vahşi boğanın üzerinde düşmeden kalmaya çalışan kovboylar gibi hissedersin. Bıktırıcı bir yorgunluk, bezdirici bir telaş, kan ter içinde bir acelecilik hükmeder dünyaya. Dünyanın sırtında, sarsıla sarsıla yorulmuşken bulutların üzerine yükselmeye, sükûnet dolu bir rotaya oturmayı özlersin..