"İnsanlar genellikle akıllarında kalanın ne olduğunu kitabı bitirip düşündüklerinde "Neyi hatırlıyorum?" Sorusuna verdikleri cevapla ölçerler. İşin aslı bu sadece bir hafıza sınamasıdır. Oysa öğrenmek böyle değil, küçük bir çocuğun süt içmesi gibidir. Süt nereye gitti? Koluna mı, gövdesine mi? Hangi süt damlası hangi eti oluşturdu? Bunları bilmek imkansızdır. Vakıada gözlenen şey, çocuğun büyüdüğüdür. Kitap okumak da yaklaşık bunun gibi bir şeydir."
"İşin aslı öğrenmek, bilgiyi işleme sokabilmek ve kullanabilmektir. İnsanda bu faaliyetlere dair bir meleke oluşmasıdır. En teorik konularda dahi durum böyledir. Yani örneğin fıkıh usulü ya da bilim felsefesi öğrenmek, kelime ezberlemekten ya da sayfalarca okumaktan ibaret değildir. Bu ilmi, meselelerle karşılaştığında adeta bir "meleke" halinde kullanmak, usul/metot ihlal edildiğinde fark edebilmektir.
Bunu sağlamayan bir öğrenme eskilerin kıylükal dedikleri "o onu dedi, bu bunu dedi." faaliyetinden öteye gitmez. Bu ne bir ilim ne de bir öğrenmedir. Yine eskilerin güzel tabiri ile "malumatfuruşluk"tur. Malumat ise ilim değildir; dağınık ve bütünlük arz etmeyen, kişiyi değiştirmeyen bilgi kırıntılarıdır.
Oysa bilmek, bilgi kırıntıları arasında bağlantılar kurabilmek, bu bağlantıları zenginleştirebilmek, güçlendirmek ve lazım olduğunda gösterebilmektir. Felsefi derinlik ya da tefakkuh ilk bakışta görünmeyen bağlantıları kuracak kadar konu üzerinde vakit geçirmeyi ve meleke kazanmayı gerektirir. Bu yüzden malumatfuruş, dağınık bilgiyi dinleyiciye boca eder ve kendisinin anlaşılmadığını iddia eder. Oysa bilen anlatır. Alim bilgisini kullanır. Kullanamadığın şey senin değildir."
İnsan hayvanlar gibi tam olarak ne yaptığını kavrayamadan, uzun vadeli amaçlamadan eyleme geçmek istemez. Gerçekte bu insana da, insanlığa da yakışmaz.
His generaliter cognitis et incipientibus nobis exponere iura populi
Romani ita maxime videntur posse tradi commodissime, si primo levi ac
simplici, post deinde diligentissima atque exactissima interpretatione singula
tradantur. alioquin si statim ab initio rudem adhuc et infirmum animum
studiosi multitudine ac varietate rerum oneraverimus, duorum alterum aut
desertorem studiorum efficiemus aut cum magno labore eius, saepe etiam
cum diffidentia, quae plerumque iuvenes avertit, serius ad id perducemus ad
quod leniore via ductus sine magno labore et sine ulla diffidentia maturius
perduci potuisset.
Bu genel ilkelerin açıklanmasında ve Romalıların Hukukunun öğretilmesinde kanımızca en doğru yöntem, önce en kolay ve basit yoldan giderek başlamak ve sonradan çok dikkatli ve açık bir anlatımla ayrıntılara girerek ilerlemektir. Aksi takdirde eğer öğrencinin henüz zayıf ve eğitilmemiş zihnine çok fazla ve çeşitli konuları yüklersek, şu iki şeyden biri olur: Ya hukuk eğitimini tamamen terk eder; yahut çok daha erken, daha az yorularak ve özgüvenle ulaşacağı bir noktaya çok fazla sıkıntı çekerek, zaman kaybederek ve kendine güveni sarsılmış olarak varır.
LIB. TIT. I. DE IUSTITIA ET IURE
KİTAP, BÖLÜM 1, ADALET VE HUKUK