-seni ekiyorum, seni biçiyorum.
-
Bugün uzun zaman sonra seni gördüğümde, aslında konuşmayı başlatan ilk kişinin benim olmam gerektiğini düşündüm. Kendimi bir anlığına sanki geçmiş hiç yaşanmamış ve ben tüm kırgınlıklarımı, sensiz yapamayacağımı -yahut yapıyor gibi görüneceğimi- unutmuş oldum. Aslında, gerçekten de unutmak isteğim anılarım var bize dair.
Biliyor musun..
bir aptallık ya da çocukluk -senin gibi bir kadın en iyi tanımı yapar elbet- yaparak, “sarılalım mı?” demeyi çok isterdim. Evet galiba yine çocukluk ediyorum, hayır bu bir aptallık değil; bunu düşünceme sığdırdığım ama ağır gelen bu hazzı, tutkuyu veya bütün olarak sana dokunmayı -belki fiziksel olarak düşünebilirsin ama asla değil- içimden, kalbimin derinliklerinden geçirirken zaten yapmıştım.
Evet, duygularım masum bir çocuk.
Ama tutkularım ve pişmanlıklarım hırçın bir yanardağ..
Şimdi bu satırların yan yana yazılmasınının belki benim için, sana dair olduğundan ötürü veya öfke nöbetlerime denk geldiği için bir mahsuru yok.. ama öteki aynadan baktığım zaman gerçekten herhangi bir satırı bile hak ettiğini düşünmüyorum.
Evet, bunları yazmamalıydım. Ama kabul ettiğim gerçekler arasında “kendimce yanılabilirim” var.
Seni her gördüğümde, bizzat-i kaçtıktan sonra kaderin ince çizgisi mi yoksa, bir şekilde birbirimize ait olduğumuzu göstermek istemesi mi bilemiyorum -senin veremediğin gayret- doğrudan, belki de tüm hata ve suçları üzerime alarak evet evet, inanılmaz; karşı koyamadığım bir hazla (doğru olan kelime bu değildi) tekrar uyuyan hücrelerimin uyandığını hissediyorum.
Ama biliyor musun, kader bile olsa oyunlardan hoşlanmam ve artık hoşlanmadığım şeyleri yapmayacak kadar büyüdüm. (Sahi hâlâ senin için küçük müyüm?)
Biliyor musun..
Bu satırları yazarken, olması gerekenden daha yalın, daha zarif ve