''yan masalarda oturan insanların etrafındaki boş sandalyeleri isterlerdi. tek başına oturan bir insan için, yanında duran boş sandalyenin istenmesi çok kırıcıdır. o insan zaten yalnızdır ama çevresindeki büyüyen topluluğu izlerken daha da eksiliyormuş gibi hisseder.''
birine ne kadar kırgın olduğumu anlatmak zorunda kaldığım zaman, hissettiğim kırgınlığın iki üç katı fazlasını hissederdim. anlatmak insanı daha da kırıyordu ya da sadece ben fazla kırılgandım.
''gözlerimi karşıyaka' ya gömdüreceğim,'' dedi kendi kendine. kahverengi gözleri yine dolu dolu olmuştu ama ağlamayacaktı, yaşar çakıl' dı o, kayseri' nin baba bildiği adamdı, gizli gizli, çocuklar gibi ağladığı duyulursa ne olurdu?
''ayaklarımı alsancak' a, ellerimi de bostanlı' ya gömdüreceğim. kalbimi zaten izmir' e gömdüm.''
derin bir nefes alırken acı acı gülümsedi.
''çünkü seni ilk karşıyaka' da gördüm,'' diye fısıldadı bir sırrı yağmura veriyormuş gibi. ''alsancak' ta peşine takıldım.'' sertçe yutkundu. ''bostanlı' da da ilk kez elini tuttum.''