İşin doğrusu, Euridíce çok zekiydi. Doğru denklemleri verdiğiniz taktirde köprü tasarlayabilirdi. Elinin altına bir laboratuvar verin, size aşı bulurdu. Boş sayfalar verin, klasikler yazardı. Ama onun yerine kendisine kirli çamaşırlar veriliyor, Euridíce de bunları çabucak ve tertemiz yıkadıktan sonra kanepeye oturuyor, tırnaklarına bakıp ne düşünsem acaba diye düşünüyordu. İşte hiç düşünmemesi gerektiğine böyle karar verdi. Düşünmemek için de günün her saatinde bir şeyle meşgul olması şarttı. Günlük talepleri neredeyse sonsuz olduğu için böyle bir fayda sağlayabilecek tek bir işi vardı: yemek yapmak. Euridíce mühendis olamayacaktı, bir laboratuvara adımını hiç atmayacaktı, bir mısra yazmaya asla cesaret edemeyecekti, böylece kendini içinde biraz mühendislik, biraz bilim, biraz da şiir bulunduran tek faaliyete adadı.