Ben yalnız ve yalnız onu, böylesine içten, böylesine derinden severken, ondan başka birini ne tanıyor, ne biliyorken, ne de başka birine sahipken, nasıl olup da bir başkası onu sevebiliyor, sevmeye yelteniyor, hafsalam bazen bunu bir türlü almıyor!
Gerçi, azizim, insanın başkalarını kendisiyle ölçmesinin saçmalığını her gün daha fazla farkediyorum. ... ah, bırakıyorum başkaları kendi yollarında gitsinler, yeter ki onlar da beni kendi yolumda rahat bıraksınlar.
Yine kavuşacağız diye seslendim, birbirimizi yine bulacağız, bütün kişiler içinden birbirimizi tanıyacağız. Ben gidiyorum, diye devam ettim, isteyerek gidiyorum, yine de ebediyen dersem, buna dayanamam.
Rahat, akıllı insanın, bir mutsuzun halini görmesi boşuna, onu iknaya çalışması boşuna! Tıpkı hastanın yatağı başında duran sağlıklı kişinin, ona kendi gücünden bir damla bile aktaramaması gibi.