Yalnız kalmak bazen bir bahçe gibidir. Balçıktan duvarların arkasına saklı bir bahçe. Açık kahverengi duvarlara baktığında içeride sayısız güzelliklerin olduğunu hayal edemediğin bir bahçe. O renksizliğin ardında parlak ve benzersiz görüntülerin bulunduğu bir dünya var. Yaprakları bile görünmeyen ağaçlar. Sesi duyulmayan şırıl şırıl çeşmeler. Kokusu duvarlara saklanmış çiçekler. Ve bu güzellikleri görmek için cesur olmalısın. Kapıyı çalmaya cesaret edip içeri girmelisin. Yalnız olmak birçok insan için korkunç ve kötü bir şey. Girmeye cesaret edemedikleri karanlık bir dünya, soğuk ve renksiz bir balçık duvar. Ama ben bu bahçenin güzelliğini görebiliyorum. Ona sarılıyorum. Başımı kırmızı çiçeklerine gömüyorum. Yorgun ayaklarımı küçük gölün serin sularına daldırıyorum. Burada içime taze havayı çekip yaşamın nefes keseci yolunda yürümeye devam ediyorum. Artık kimsenin benim güneşten yanmış yüzümü ve yıpranmış ellerimi görmesini, ruhumun derinliklerine bakıp mutsuzluğun sert rüzgarlarında bırakıldığımı fark etmesini beklemiyorum