Oruç, yalnızca açlığı hissetmek ya da bedenin bir müddet dinlendirilmesi değildir.
Hac, bir seyahat yahut tek seferlik son çıkış kapısı değildir.
Zikir, sıradan bir tekrar yahut topluluk meditasyonu değildir.
Her ibadet, hakikate yönelişin bir parçasıdır ve bu yöneliş ihlasla anlam kazanır. Bu ameller fayda üretmek için yapılmaz. Onlardan doğan sonuçlar, amaç değildir. Hepsi, Rabbül Âlemin'in rızasına ulaşma yolunda birer araçtır.
Namazın bir spor ya da meditasyon olarak tanımlanması onun hakikatinden koparıldığını gösterir. Fıkhına verilen önem korunurken hikmeti geri çekildiğinde, ibadet yalnızca şekle indirgenir. Şekil korunur, anlam kaybolur.
Parçalanan dindar zihni insanlığa yön veremez, tekdüze hâle gelip robotlaşır. Bu tehlikenin en derin noktası, insanın yaratıcıyı dahi kendi menfaatine göre konumlandırmaya başlamasıdır.
Dünyayı elde tutma fikri, dünyanın geçici olduğu gerçeğini unutturur. Bu unutma, insanı kalıcılık vehmine sürükler. İnsan, kariyer yolculuğu içinde ölümsüzlüğe yaklaştığını zanneder. Oysa bu yolculuk, onu borçlarıyla ve alacaklarıyla varlığını sürdüren bir yapıya dönüştürür. Geçiciyi, kalıcı zanneden yanılır.