Zeynep

Platon'a göre sanat, tanımı gereği, yaşamın hakkını verebilme yolunda mücadele edebilirdi yalnızca, bu mücadelesinde de çoğunlukla yenilirdi. Rodin ve Klimt ne kadar güzel olursa olsun, ideal bir toplumda sanatçıların varlığına ihtiyaç yoktu; çünkü sanatın, zaten varolan, dolayısıyla yeniden üretilmesi gerekmeyen şeyleri taklit etmekten başka bir işlevi yoktu. Etrafta gerçek yataklar varken bir yatak resmi çizmenin ne anlamı vardı? Öpüşme bu kadar uluorta yaşanabiliyorken bir öpüşme sahnesi çekmenin ne anlamı vardı sanki? Bu konuyu Oscar Wilde'a soracak olsak, bize dönüp "İzninizle ben bu fikirde değilim" derdi. Şimdilerde iyice klişeleşmiş, o efsanevi sözüyle Wilde, "sanatın yaşamı taklit etmediğini, tam tersine, yaşamın sanatı taklit ettiğini" söylerdi. Böylesine kafa karıştırıcı bir aforizmayla ne demek istiyordu Wilde? Demek istediği şuydu: Sanat yaşamdan üstündü; üç boyutlu aşıkların dudaklarından çıkan öpüşmeler, beyazperdede tanık olunan öpüşmelerin zayıf birer kopyalarıydı yalnızca.
Sayfa 23
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Yaşıyormuş gibi hissetmek" deyimi, sözcüğün tıbbi anlamından oldukça uzaktı; "yaşamak" derken soluk alıp vermek ya da beyin etkinliğinin sürekliliği değildi kastedilen. Yaşamak birlikte banyoya girebileceği, seviştikten sonra yatakta sohbet edebileceği, çocukça ve sevgi dolu bir dille konuşabileceği birinin varlığıydı.
Sayfa 18
Düşünce tarihine baktığımızda dünyayı gerçek dünya, daha az gerçek dünya diye ikiye bölmenin hep en ateşli isteklerden biri olduğunu görürüz. Duruma mantık çerçevesinden bakacak olursak, bu konuda yapılan savaşların ne kadar absürd olduğu ortadadır. Varolan her şey gerçektir zaten; ancak bu, felsefenin epistemik alanında değil de etik savaş alanında sürdürülen bir tartışmadır. Gerçek olduğu düşünülen şey, değerli olduğuna kanaat getirilmiş şeydir.
Sayfa 16
İnsan kendisine nesnel bir gözle bakmaya ve gördüğü şeye acımaya başlamışsa, kendine acıma duygusu başgöstermiş demektir. Kendine acıyan insan, adeta "Eğer bu insanı bu kadar iyi tanımıyor olsaydım, onun için çok üzülürdüm" demektedir. Kendine acıma, kişinin yaşadığı sıkıntıyla kendini daha da sıkması, yaşadığı kederden güç alarak kendini daha büyük bir kedere sürüklemesi durumudur.
Sayfa 12
Arkadaşlık korkaklıktan başka bir şey değildir, aşkın getireceği daha büyük sorumluluklardan ve zorluklardan kaçıştır yalnızca. -Proust
Sayfa 12