Zihnim hiçbir zaman sessiz bir yer olmadı. Bir düşünce başka bir düşünceyi çağırır, bir kelime ardına onlarcasını diziverirdi. Her şeyi anlamlandırmaya, her ihtimali hesaplamaya çalışırken zihnim kendi içinde hiç bitmeyen bir diyaloğa dönüşürdü.
Sonra bir gün gözlerinin içine baktım.
Beni şaşırtan şey, hissettiklerimden çok hissetmediklerimdi. İlk kez zihnim sessizdi. Ne geçmiş vardı ne gelecek. Ne olasılıklar, ne de kendimi korumaya çalışan düşünceler… Sadece huzur, hayranlık ve tarifsiz bir heyecan vardı.
Belki de beni korkutan şey tam olarak buydu.
Bir insanın gözlerinin, yıllardır zihnimde durmadan çoğalan kelimeleri ve ihtimalleri tek bir bakışla susturabilmesi beni şaşkına çevirmişti. Zihnimde kurduğum bütün savunmaları bu kadar kolay aşabilmesi beni korkuttu. Çünkü ilk kez bu adamın, beni ne denli yaralayabilecek güce sahip olduğunu fark ettim.
Bu yüzden gözlerimi kaçırdım.