Levent Kılıç, bir alıntı ekledi.
5 saat önce · Kitabı okuyor

Zihin gibi irade de, düşüncenin bir tavrından ibarettir; ve bundan dolayı her istek (volition) ancak başka bir gerektirilmiş nedenle var olabilir”

Ethika, Benedictus De SpinozaEthika, Benedictus De Spinoza
Şeyda, bir alıntı ekledi.
6 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Temizlenmiş bir zihin,açılmış bir kalp...Tek gerekli teçhizat...Son model ve pahalı bir bilgisayar değil tertemiz bir gönül,beyin ve nefis gerek...

İşaret 2, Deniz Erten (Sayfa 400)İşaret 2, Deniz Erten (Sayfa 400)
Ayşegül bakıcı, bir alıntı ekledi.
16 saat önce

Zihin, neresi olmak isterse orasıdır; kendi içinde cehennemi cennete, cenneti de cehenneme dönüştürebilir.

Olağan Psikopatlar, Kevin DuttonOlağan Psikopatlar, Kevin Dutton
mdh, bir alıntı ekledi.
17 saat önce · Kitabı okudu

Carey, yapraklarını döküyor ya Altınkoru
Kederinin nedeni yoksa bu mu?
Yaprakların gidişi benzer ya insana
Taze düşüncelerinin solması bundan mı yoksa?
Heyhat! Yürek büyür geçtikçe yıllar
Acımaz olur için, bir kabuk bağlar
Bir ah bile etmez insan düşen yaprağa
Yine ağlarsın fakat artık neden ortada.
Evlat, yoktur artık isminin bir önemi:
Keder pınarları aynı yerden akar sanki.
Belli kalbin duyar ruhun hisseder amma
Ne ağızdan çıkar söz ne söyler zihin,
işte bunun için doğmuştur insan
Yasını tuttuğun kişi sensin Carey, sen.

Eğer Beni Bulursan, Emily MurdochEğer Beni Bulursan, Emily Murdoch
Buğlem Öner, bir alıntı ekledi.
19 saat önce · Kitabı okuyor

21.31 (yargı gecesine 50 saat, 29 dakika kala)
Ch nın anlamı: hava ya da nefes.
Ama o zaman neden enter the dragon da ch inin kişinin yaşam gücü olduğunu söylüyorlar.?
Çok farklı çeşit ch ı vardır. Yasam gücü gibi olan kişisel ch i var ama evrensel ch i de en az onun kadar önemli. Zihin, beden ve ruh olarak sağlıklı olmak için evrenle uyum içinde yaşamalısın.
Bunu nasıl yapabiliriz ?
Evrenle birlikte kendinin de değişmesine izin vererek. Ama dikkatli olmalisin; çok az yada çok fazla değişiklik dengesizliğe yol açabilir. Bu da seni hasta edebilir yanı evrenle dengede kaldığın sürece sağlıklı mı olursun?
Kendi içinde de dengeli olmalisin. Ying ile yang in mutlaka denk olmalı.
8- 29 Aralık 2007

Empati, Adam Fawer (Sayfa 68)Empati, Adam Fawer (Sayfa 68)
JuvenâL Outsmart, bir alıntı ekledi.
19 saat önce

Bazı insanlar yalan söylerken aslında bir çeşit haz veya zevk hissi yaşarlar. Bu davranış "kandırma zevki" diye bilinir.

Zihin Okuma Teknikleri, Stan B. WaltersZihin Okuma Teknikleri, Stan B. Walters

15. Hikaye Tamamlama etkinliği son kısmı (Bölüm 10-devam ediyor)
#29166379 iletisinde yazılan hikayenin son kısmıdır. Henüz tamamlanmamıştır. Bu kısmı Muhayyelll yazmıştır.

10.
Profesör Alex'in yaşlı bedeni, daldığı derin uykuda büyük bir patlamayla sarsıldı ve uyku mahmurluğu ile açılan gözleri hızla etrafa bakındı. Saniyeler sonra bedeni molozların arasında kalmış, vücudu hareket edemez olmuştu. Yaşlı kalbi son defa atarken , kurumuş dudaklarından silah seslerinin arasına bir fısıltı yayıldı: "TÜBEM..."

***

Yavaş yavaş yürürken Russell Lili'nin kulağına fısıldadı. "Konuşmamız lazım. Alex'i kurtarabilirim." Lili şaşırmayı sonraya bırakıp başını salladı ve adımlarını hızlandırdı.
Yarım saat sonra Son Umut'un gizli karargahlarından birindeydiler. Karargah, yerin 3 metre altında kurulmuş ve 6 odacıktan oluşuyordu. Russell, Lili'nin eşliğinde odalardan birine doğru yürüdü ve Lili boynumdaki kolyeyle kapıdaki mekanızmayı açtıktan sonra içeri girdiler.
Russell toplantı odasına benzeyen salonu göz ucuyla inceledikten sonra Lili'ye döndü ve: "Evet, sanırım burada güvendeyiz." dedi. Lili, uzun toplantı masasının kenarındaki sandalyelerden birini çekip otururken: "Şimdilik güvendeyiz. Ama bu uzun sürmeyebilir. O yüzden hemen konuşmaya başlasak iyi olur." dedi.
Russell düşünceli gözleriyle Lili'ye doğru bakarken: " Bak Lili, sen Son Umut'tan bahsettiğinde bu çok mantıklı gelmişti. Siz gerçekten bu insanlar için son umuttunuz ve ben size destek olmaya hazırdım. Ama bu ağır saldırıdan sonra, Son Umut bu kadar ağır bir kayıp vermişken dünyayı kurtarmaktan yana olamam. Siz de olamazsınız. Çünkü bu şartlar altında dünyadaki hayat devam edemez. Bu yüzden..." dedi ve sustu.
Lili: "Neden böyle düşündüğünü anlayamıyorum. Evet, en güvenli karargahımızı kaybettik. Neredeyse tüm bilim insanlarımız ve çalışmaları bu saldırıyla birlikte yok oldu. Ama bak hala biz varız. Bunun gibi onlarca karargahımız ve karargahta destekçilerimiz var. Pekala, biraz uzun sürecek gibi görünse de dünyayı kurtarabiliriz." dedi. Russell oturduğu yerden kalkıp ağrıyan şakaklarını ovuşturmaya ve Lili'nin önünde bir o yana, bir bu yana yürümeye başladı: "Bizim dünyayı kurtarmaya gücümüz olabilir ama dünyanın buna gücü yok. Elimizdeki kaynaklar gün geçtikçe azalıyor. Dünya bu haldeyken bile son kaynaklarımızı silahlar ve yıkım için kullanmaktan çekinmeyen insanlar var karşımızda. Dünyayı kurtaramayız ama başından beri umut olduğunuz insanları kurtarmak için hala bir şansımız var. Onları Enceladus'a götüreceğiz."
Lili şaşırmıştı: "Nasıl yani? Alex olmadan mı?"
Russell olduğu yerde durdu ve gülümsedi: "Lili, Alex ve ben olmazsak Enceladus'da yaşam olmaz. En başta söylediğim gibi, Alex'i kurtarabilirim. Bu belki yıllar sürebilir ama Alex eninde sonunda yaşayacak." dedi.
Lili: "Ama Russell, bir ölüyü diriltmek..." derken Russelll sözünü kesti: "Normal bir insanı diriltmek mümkün değil tabiiki. Ama ölen insan büyük bir bilim adamı ve ölümsüzlüğü bulan bir profesörse bu mümkün."

***

Eartman görüntüyü durdurdu ve bakışlarını öğrencilerin üzerinde gezdirdi. Bu gün gözlüğünü takmamıştı ama Meryem'in bir soru sormak için kıvrandığını farketmiş, hatta ne soracağını anlamıştı.
"Şimdi Russell ve Lili'yi karargahta bırakıp biraz geçmişe dönelim. Bakalım Alex ve Russell Encaladus'da başka neler yapmış." dedi ve kumandadaki sarı düğmeye bastı. Donan görüntü hızla geriye doğru gitti...


***

Alex ve Russell uzay gemisindeki odalardan birindeydiler. Alex yatağa uzanmış dinleniyor, Russell ise masada bir şeyler yazıyordu. Uzun uzun yazdığı şeyleri defalarca gözden geçiren ve çoğunu karalayan Russell, sonunda kalemi bıraktı ve arkasına yaslanıp sıkıntıyla ofladı.
Alex, gözlerini açmadan yattığı yerde kıpırdandı ve: "Ne oldu dostum? Bir sorun mu var?" diye sordu. Russell karaladığı kağıtlara dalgınca bakarken: "Eksik olan bir şey var. Ve bu eksik tamamlanmazsa, Enceladus'un sonu gelebilir." dedi.
Alex yattığı yerden doğrulmuş ve kaşlarını çatarak Alex'e dönmüştü: " Ne demek istiyorsun? 5 yıldır buradayız ve hiçbir eksik yok. Her şeyi bizzat denetledik. Ve biz denetleyeceğiz."
Russell Alex'e dönmüştü: "İşte anlatmak istediğim bu dostum. Her şeyi bizzat biz denetledik. Peki bizden sonra kim denetleyecek? Ölümsüz değiliz, eninde sonunda öleceğiz. Bizden sonra daha kaç yıl Enceladus'daki düzen böyle kalacak? Birine her şeyi anlatıp yerimize koysak, taht savaşları başlayacak yine. İnsanlar bunu kendi menfaatlerine çevirecekler. Ve Dünya'nın başına gelenler, Enceladus'un da başına gelecek."

Alex uykuyu tamamen atmış ve düşüncelere dalmıştı. Uzun süren sessizliği, düşüncelerinin arasından sıyrılan Alex bozdu: "Çok eskilerde bir makale okumuştum. Bilirsin, bilimsel zımbırtılara fazla meraklıyım. Hele ki bu ilginç bir konuyla ilgiliyse. Şansımız yaver giderse, bu makale Enceladus'un sonunu değiştirecek." dedi. Russell, Alex'in neşeli ses tonundan aldığı enerjiyle karamsar havasından kurtulmuş ve Alex'in enerjisine kapılmıştı: "Yaa, demek öyle. Peki bu zeki Profesör benimle de paylaşacak mı bu makalenin konusunu?"
Alex gözlerini kıstı ve gizemli bir ses tonuyla: "Tüm Beyin Emblasyonu, yani kısaca ölümsüzlük!"
Russell'ın gözleri şaşkınlıkla, kocaman açılmıştı: "Evet evet. Bunu biliyorum. Randal Koene'un yarım kalan çalışması bu. Sahi, ne kadar ilerleme kaydedebilmişti Koene?"
Alex küçümser bir havayla: "Bir solucanın beyin haritasını çıkardı. Eh, 2015 yılındaki bilimin zayıflığına bakarsak, bu fazla bile sayılır." dedi.
Russell gülümseyerek: "Bazen benden daha zeki bir arkadaşım olduğu için kıskanmıyor değilim. Zekan beni büyülüyor dostum." dedi. Alex ufak bir kahkaha attı ve: "Vakit çok geç olmadan çalışmaya başlamaya ne dersin kıskanç arkadaşım." dedi.
Russell yerinden kalkıp bir asker edasıyla: "Hemen şimdi başlayalım. Tembelliğe lüzum yok." dedi ve kapıya doğru yürüdü.

***

Görüntü donduktan sonra uzun bir sessizlik oldu. Çocuklar Eartman'dan bir açıklama bekliyor, Eartman ise bu merak kokan havanın tadını çıkarıyordu.
Dakikalar sonra Semih ayağa kalktı ve: "Profesör Eartman, bu Tüm Beyin Emilasyonu ne? Ve gerçekten ölümsüzlük mümkün mü?" diye sordu.
Eartman'ın beklediği soru gelmişti. Uzun yıllar önce okuduğu ve kelimesi kelimesine aklında kalan Randal Koene'un reportajını gözlerinin önüne getirdi ve anlatmaya başladı:

"Tüm Beyin Emilasyonu, beyin mekanizmalarının bulunup kodlara dökülmesi, bir diğer deyişle beynin haritalanmasıdır.
Yapılan araştırmaların %99.9'una göre, beyin mekanizmalar ve bölümlerden oluşuyor. Yani hesap yapabilen, fonksiyonları işleyebilen bir yapı. Eğr bu yapının nasıl çalıştığı çözülebilirse onun yerine geçebilecek bir yapı tasarlanabilir. Ve bu yapı bilgisayar ortamına aktarıldığında, yıllar geçse bile beyin çalışmaya devam edecek."

Semih ikna olmamış gibiydi: "Teori olarak mantıklı görünüyor. Ama bu bilimsel olarak mümkün mü? Yani, insanın özü nasıl haritalandırılabilir? Kimlik kodlara aktarılabilir mi?"

Eartman gözlerini sınıfta gezdirirken Randal Koene'un cümlelerini anlatmaya devam etti:
"Bu nöromların diğer nöronlarla bağlanma yoluyla, yani konektomla bağlantılı. Bir karar verme aşamasında beyindeki söz konusu eylem bir yerden bir yere taşınıyor. Sinaptik bağlantıların işleyiş şekilleri ve onların beynin belirli bir konumda yapılması gerçeği bize bir çeşit 'hatıra' kazandırır.
Hatıranın ne olduğuna yönelik popüler kavram, 'gelecekteki eylemi etkileyen bir önceki eylem' gibi mühendislik ve bilimsel bir tanımdan çok daha öte. Hatıra büyük annenizin suratını hatırlamak veya iki dakika önce ne dediğinizden oluşmamaktadır. Hatıra dediğimiz şey bir konser piyanistinin neden belirli bir yöntemle piyona çaldığından tut, bir yöneticinin neden bir iş kararını o belirlenen yönde uyguladığına kadar gider. Bunun nedeni DNA'larının getirdiği kalıtımsal bilgilerin yanı sıra, geçmiş tecrübelerin de bulunmasıdır. Bu gerçekten bizi biz yapan özelliklerimizi; daha geniş bir terimle, kişiliğimiz hakkındaki her şeyi etkiliyor."

Bu sefer, sınıfta hiç söz almayan Meryem, soru sormak için söz aldı: "Peki sisteme yüklenmiş bir zihin kendisinin farkında olacak mı?"

Eartman, Meryem'in bu ilgisinden memnun olarak gülümsedi ve sınıfta dolanmaya başladı:
"Şuna inanıyorum ki sergilediğimiz davranışlar, bütün beyin aktivitelerimiz, tecrübe edindiğimiz her şey beynimizin işleyiş şeklinin bir sonucu. Bu, öz farkındalığı da kapsıyor. Etrafında olup bitenlerin farkına varma, nasıl olduğun ve ne olduğun hepsi birer tecrübe. Tecrübe beyinde gerçekleşen bir işleme mekanizmasıdır. Yani bu işleme mekanizmasını tamamıyla kopyalayabilirsek, o zaman şunu da söyleyebilirim ki bu kopya öz farkındalığı da kapsayacaktır."

Meryem donan görüntüye dalgınca bakarken: "Peki, Prof. Alex ve Prof. Russell bunu başarabildiler mi?" diye sordu.
Eartman yerine oturmuştu: "Evet, başardılar. Aslında en büyük başarıyı sağlayan Russell oldu. Ve dünyaya geri dönmeden önce, arkalarında bıraktıkları robota beyin haritalarını yüklemişlerdi."


Meryem ders çıkışı düşüncelerini toparlamaya çalışarak yapay göle gitti. Bir eli kolyesindeydi. Lili'nin kapıyı açarken kullandığı kolyenin birebir aynısıydı bu. Ve dün gece duyduğu konuşmalar, parçaları birleştirmesine yetiyordu. Kolyeyi çıkardı ve yüksek sesle kolyede yazanları okudu: "basbeeriii massaarettti nuumbarenii hurassiii konuuursssuna bumambaaaarii nuramiinnaadii bunnnbaaa"

MİSTİSİZM
En genel anla­mıyla, Tanrı ile ya da herhangi bir kutsal varlıkla içten ve kişisel bir bağ kurma arayışı­dır. Mistikler, Tanrı düşüncesi dışındaki tüm düşüncelerden zihinlerini arındırarak Tanrı’ya ulaşılacağına inanırlar. Bazı mistikler, dün­yadan ellerini eteklerini çeker ve yalnızlığı seçer. Öbürleriyse insanlardan kopmaz, ama onlarla birlikte yaşarken dünyasal düşünce­lerden ve isteklerden uzaklaşmak için kendi­lerini eğitir.

Mistisizm’e bütün büyük dinlerde rastlanır. Hangi dinden olurlarsa olsun mistiklerin ya­şantıları büyük benzerlikler gösterir. Assisili Aziz Francesco, San Juan de la Cruz ve Avilalı Azize Teresa Hıristiyan Mistisizm’inin önemli adlarındandır.

Müslümanlık’ta tasavvuf öğretisini benim­seyen sofiler İslam mistikleri olarak tanımla­nabilir.

Sofiler, kendini Tanrı’ya veren, Tanrı ile insan arasında bir öz birliği olduğuna inanan, Tanrı dışında bir varlık tanımayan kişilerdir (bak. Tasavvuf Felsefesi).

Musevilik içinde Mistisizm’in en önemli temsilcisi Kabala Akı­mı‘dır. Kabala’nın amacı saflığını yitiren in­sanlara Tanrı’ya bağlılık duygusunu yeniden kazandırmakdır.

Mistisizm’in asıl yurdu, Hindu dini ve Budacılık’ın ortaya çıktığı Hindistan’dır. Her iki dinde de keşiş ya da kutsal kişiler zamanın, uzayın, değişimin ve ölümün ötesinde var olduğuna inandıkları gerçeğe ulaşmak için meditasyon yöntemleri kullanırlar. Yoga bu yöntemlerin en önemlilerindendir.

Bedensel ve zihinsel alıştırmalarla solunum denetlenir, zihin tek bir konuda yoğunlaşır. Bu yöntemle sonunda ruhun Tanrı’yla birleşeceğine inanı­lır. Hindu için amaç, iç huzura kavuşmak ve sonunda Brahman’la birleşmek­tir.

Budacılar ise, kişisel ayrımların ortadan kalktığı, esenlik ve dinginlik vaat eden Nirva­na’ya ulaşmaya çalışırlar. Hindu dini ve Bu­dacılık, Mistisizm’e tüm tapınma biçimleri arasında en yüksek yeri vermiştir.

Mistik öğretilerin tüm dinlerde var olmasına ve onları etkilemesine karşın, Musevilik, Hıristi­yanlık ve Müslümanlık’ta katı dinsel kısıtla­maların dışına çıkan mistiklere bazen kuşkuy­la yaklaşılmıştır.

Mehmet.Fatma, bir alıntı ekledi.
Dün 00:09 · Kitabı okuyor

... Düzensiz yaşantı parçalanmaya götürür. Zihin sağlığı ne olduğuyla değil bizim onlarla nasıl başa çıktığımızla ilgilidir.

5 Gerçeği Kabulle Gelen Mutluluk, David Richo (Sayfa 94)5 Gerçeği Kabulle Gelen Mutluluk, David Richo (Sayfa 94)