Gercekten Hangisi Yalandi?
Bazi kitaplar vardir, kapagini kapattiginizda kendinize donmekte zorlanirsiniz. Cunku sizi parcalar, yeniden kurar, sonra tekrar parcalar. Agota Kristof’un kaleme aldigi Buyuk Defter – Kanit – Ucuncu Yalan uclemesi de tam olarak boyle bir metinler butunu. Okurun gozlerinin onunde degil, zihninin karanlik koridorlarinda kurulur bu anlati; orada buyur, orada coker. Ve sonunda, “gercek”in ne oldugu bile muglak bir hale gelir.
Birinci Kitap: “Buyuk Defter” – Gercegin Bedenle Yazildigi Bir Donem
Uclemenin ilk kitabi olan Buyuk Defter, savasin ortasinda hayatta kalmaya calisan ikiz kardesler Lucas ve Claus’un hikayesini anlatir. Fakat bu sadece bir hayatta kalma hikayesi degildir; bu, insanin duyarsizliga nasil evrildiginin, ahlakin ve masumiyetin ne kadar esnek olabileceginin cok sert bir anlatisidir.
Kardesler, kendilerini egitmeye karar verir: Acliga, aciya, siddete ve duygulara karsi bagisiklik kazanmak isterler. Gundelik zulumu ve travmayi, bir tur yazili belgeye, “buyuk defter”e kaydederler. Yazdiklari her seyi sadece “dogru” ve “dogrulanabilir” oldugu surece yazarlar. Yani duyguya yer yoktur, varsayima da. Bu yazinsal disiplin, ayni zamanda yazarin bize uyguladigi bir yontemdir: Bizi de duygudan arinmis bir gozlemciye donusturur.
Ikinci Kitap: “Kanit” – Gercek Boslukta Kaybolurken
Kanit, birinci kitabin sonunda ayrilan ikizlerden sadece birinin yasamina odaklanir: Lucas’in. Ama gercekten onun hayati mi, yoksa Claus’un hayal ettigi bir “Lucas” mi? Ikinci kitap, ilk kitapta kurulan yapiyi bilinclenerek catlatir. Lucas, savas sonrasi donemde yalniz, ice donuk, kirilmis bir figür olarak karsimiza cikar. Claus’un yoklugu, metnin her satirina sinmistir.
Bu kitapta karakterler yalnizdir, kopuktur, dilsizdir. Agota Kristof bu kez yalnizca bir