Zilif insanın içine sessizce işleyen bir kitap. Oruç Aruoba’nın dili süslü değil ama vurucu; bazı cümleleri okurken durup tekrar düşünüyorsun. Kitap boyunca yalnızlık, insanın kendini arayışı ve iç dünyası çok derin ama sade bir şekilde anlatılmış. Herkesin hemen anlayacağı bir kitap değil çünkü dikkat ve düşünme istiyor. Zaten kitabın en güçlü yanı da bu: sana hazır cevap vermiyor, seni düşünmeye zorluyor. Kısa olmasına rağmen etkisi uzun süren kitaplardan biri bence.
İşte, hep buydu olan: Annen beni gerçekten sevdi, biliyorum; ama neydi bu 'sevgi' - onun yalnızca daha önceden edinmiş olduğu bakış biçimlerine verdiği addı. Beni, hep, ya yanlış anladı, ya da hiç anlamadı. Beni hiçbir zaman sahiden ben olarak göremedi ki o zaman kimdi Annen'in 'sevdiği'?... Bende ben olmayan birini -hatta bir şeyleri- 'sevdi'; sonra, beklediklerini bulamadıkça, duyguları o sevgi'si nefrete dönüşmeğe başladığı zaman da, ne yazık ki, gene, ben değildim nefret ettiği kişi... Beni tanıyarak, bilerek, görerek; sahiden ben olan benden nefret etseydi, inan, sevinirdim buna.
Öyle olmadı.
Bazen, bütün bunlara geri dönüp baktığımda, bir şey düşünürüm : acaba bazı şeyleri başka türlü yapamaz, yaşamımı farklı bir biçimde yaşayamaz mıydım — daha az acı çekip, daha az çektiremez miydim...
Bilmiyorum.
Belki.
Belki de değil.
— Ama şunu biliyorum: Yaşam tek seferliktir.
Bir kişi de, kim ise odur. Ben de ancak öyle, yaşadığım gibi yaşadım; başka türlü yapamazdım.
— Başka türlü yapabilmeyi ister miydim... Sanıyorum, Hayır — peki o zaman, bütün bunları yeniden yaşamak durumunda kalsaydım, bunu ister miydim... Sanıyorum, Evet.
Çünkü, işte, başka, olduğumdan farklı bir kişi olmak istemezdim — bütün yoksunluklarımla, kusurlarımla, bozukluklarımla, ben benim... Yaşamım da böyle olacaktı; zaten de, öyle oldu...
Bu sözü niye söylediğimi de gayet iyi hatırlıyorsun, biliyorum — şunu da biliyorum ki, senin küçük kalbinde o gün meydana gelen çalkantıları, ben, o gün de, şimdi de, tamamiyle bilecek durumda değilim...