• 248 syf.
    Günümüzde dünyaya hakim olan Batı Medeniyeti'nin köklerini teşkil eden Antik Yunan Uygarlığıni anlatan oldukça güzel bir seriydi. Aslında bu tanım da biraz eksik ve yanlış anlaşılabilir. Şöyle ki modern bilimin ilk adımlarının atıldığı, felsefenin büyük ölçüde temellerinin atıldığı ve haliyle de modern dünyanın temellerinde -özellikle düşünsel olarak- önemli bir payı olan Antik Yunan Uygarlığı desem daha dogru olacaktır.

    Bunu biraz daha açmak istiyorum: Platon'u ve ona ek olarak Plotinos'u okuduğumuzda aslında Hristiyanliğı okumuş gibi oluruz. Thales'in artık fıkralara konu olan gökyüzünü incelemelerini ele aldığımızda ve buna yönelik salt doğa içinde kalarak kurduğu teorilerini okuduğumuzda modern bilimi görür gibi oluruz. Aristo'nun beş yüz küsur hayvanı titizlikle incelemesini, bunlara yönelik yine salt doğa içinde kalarak yaptığı ereksel ama nedensellik bağlamında yaptığı açıklamalarını okudukça yine bilimi, insanı da hayvanlar sınıfı içinde incelemesini gördüğümüzde çok ilkel ve biraz zorlamayla evrimi ve biyolojiyi görürüz. Demokritos'un tamamen maddeci ve yine salt doğa içinde kalarak yaptığı ve sadece az bir kısmı elimize ulaşan çalışmalarında yine bilimi ve -kimilerinin öcü olarak gördüğü- materyalizmi görürüz. Bunların yanısıra Homeros'un İlyada ve Odysseia destanlarinda hem bir halkın kahramanliklarini, hem başka halklarla hem de doğanın kendisiyle olan mücadelelerini okuruz hem de aslında o dönemin dünya, toplum ve dinsel inanislarinin izlerini görürüz. Bir yandan Tanrılarla iç içe kurguladiklari bir dünyada yaşayan ama öte yandansa bir o kadar Tanrılardan kopabilmeyi içinde barındıran bir inanışi seyrederiz Tragedyalarda. Insanbicimsel bir tanrılar anlayışı hakimdir. Kader denilen Moira her tragedyanin ana konusu gibidir. Ama bizim aklımıza gelen kader gibi de değildir bir yandan bu Moira, bir nevi evrenin düzeni, yasalarini; yani insanın da içinde olduğu bir yasaların hakimiyetinde olduğu bir evren anlayışının dışa vurumudur. Bunu Hesiodos'un evrenin doğumunu anlatmak için kullandığı Khaos'tan Kozmos'a doğru gidildi doğrultusundaki sözündeki Kozmos'un anlamının; düzen, güzellik olmasi daha da anlamlı kılar. Solon'un yasaları ile ilkel demokrasinin adımlarını atarız; Perikles'le Med'lere karşı birlik olan uygarlığın tiranliga gidişine şahit oluruz. Bunlarla birlikte antik uygarliklarin olmazsa olmazı ve dönemin makinesi olarak iş gören köleligin ne kadar etkin olduğunu görürüz malesef. Yazarın fikrine göre yine oldukça etkin olan köleligin bu uygarlığın sonunu da getirdiğini ve akabinde Hristiyanliğın da temelini teşkil ettiğini görürüz. Çünkü kölelik, insanların is gücünü bilimsel manada çözmek için düşünsel çabalarının önüne geçmiştir. Onları bu açıdan düşünmemeye, çözüm bulmamaya sevk etmiştir. Öyle ki iki büyük filozof Platon ve Aristo bile köleligi ussallastirmaya calismislardir. Tam bu noktada şunu dipnot olarak söylemek gerekir, belki bir yerlerle çağrışım yapar; Bir kral veya yetkilinin kölelik konusunda bir fikri şudur ki, kolelere iyi davranilmasi, onlara zorbalik yapilmamasi ve onlara biraz haklar da verilmesidir. Çünkü koleler her türlü işi görürler. Haliyle de onlar ne kadar sağlıklı ve iyi durumda olurlarsa o kadar iyi iş görürler, işler de daha yolunda gider. Ama bunların hiçbiri köleligi kaldıralım demek değildir. Kolelerle birlikte durumu kötü olan diğer zümre ise tabiki kadınlardir. Aslında başlarda anaerkil yapıda olan Yunanlılar zamanla sert ataerkil bir yapıya burundukleri ifade edilmiş.

    Yazarın özellikle ilk kitapta üzerinde durduğu önemli bir konu, Batıda yaygın görüş olan 'Yunan Mucizesi' kavramının yanlış olduğudur. Bir kere mucize kavramının kendisinin insanın araştırma ve açıklama yapma tembelliginin ürünü olduğu fikrine benzer bir Sözleri vardır yazarın ki haklıdır bence de. Yunan Uygarlığı da diğer pek çok uygarlık gibi hem coğrafyanın etkilerinden, hem başka uygarliklarin etkilerinden etkilenmiş ama bunları kendi özgün dünyasında eriterek oluşmuştur. Bunlarla beraber tabiki bir sonu vardır bu uygarlığın; bu sonu getiren başlıca etkenler; sonu gelmez doğudan gelen akınlar, siteler arasındaki çatışmalar, cekismeler ve kölelik kurumunun verdiği zararlar...

    Platon da öte dünyaci felsefesini de tam bu kaosun zirve yaptığı zamanlarda geliştirir. Onda bedeni hapis gören, kurtuluşun ve insanın daimi yerinin özlerin yanı yani öte dünya olduğu fikri hakim olmaya başlar. Bunla ilgili satırlar adeta Hristiyanlik gibidir. Bu esnada hocası Sokrates'in öldürülmesi de insanın aklında soru yaratan ve nerede özgür düşünce dedirten bir konudur. Sokrates de keza Platon gibi ülkede kaosun hakim olduğu, üst üste yikimlarin yaşandığı ve artık insanların, özellikle de yöneticilerin halkın yeniden üretime, calismaya kendini vererek ülkeyi kalkindirmak istedikleri bir zamanda ortaya çıkar ve halkı düşündurmeye başlar. Bu durum haliyle yöneticileri rahatsız eder. Ancak yargilamalarina bakıldığında Sokrates ölüme bilakis kendi gider. Yani bunu seçer. İstese daha hafif bir cezayla ya da ardından ise kacabilirdi. Tabiki fikrinin tamamen arkasında durduğu yönünde takdir edilebilir. Ancak öldürülmesi üstünden dönemin tamamen bir zorbalik ve düşünce özgürlüğünün hiç olmadığı yönünde bir sav da çok ağır bir itham gibi gözükür. Nitekim onun ölümünün ardından öğrencisi Platon, yolculuklara çıkar ve akabinde Akademi adlı okulunu açar. Daha pek çok okul da açılır.

    Sokrates'in akıbeti yaşamak istemeyen Aristo yurdu terk eder, bir süre sonra da Iskender'e hocalık eder. İskender ki 33 yaşında bilinen dünyanın çoğunu fethedecektir. Bundan da önemlisi Yunan ile Barbar dünyasını birleştirerek ortak bir kültür dünyası yaratmaya çalışacaktır. Buna da Helenistik Devir deniyor zaten. Onun bu yöndeki çalışmaları da hep tepkiye neden olacaktır. Ancak genç yaşta öldüğünde özellikle Mısır'da kurduğu Iskenderiye şehrinde, bir komutanınin yonetiminde tarihin gördüğü en büyük kütüphane oluşacak. Bunla beraber Coğrafya, astronomi, matematik gibi birçok konuda bilim insanlarının çalıştığı bir yapı oluşacaktır. Öyle ki burada bir kesim bilim insanları güneşin merkez olduğu yani dünyanın merkezde olmadığı bir evren modeli de öne sürecekler lakin devrin şartlarında bu savlarini destekleyecek gözlem gibi şeyleri yapmaktan uzak oldukları için, ve diger görüşün -yermerkezci ve dünyanın sabit olduğu üzerindeki- devrin şartlarında daha makul gelmesi ile bu uzun yıllar hakim evren anlayışı olacaktır. Ardından da bu, dogmatik ve katı anlayış olan bir dine yani Hristiyanliga da geçince, uzun bir süre bu yönde gelişimi durduracaktir. Dipnot olarak bu evren modelini diğer kutsal metinlerde de bulabiliriz. Bu da çok normaldir, çünkü o devrin insanın tahayyulu buydu.


    Belki biraz karışık bir yazı oldu. Kısaca güzel bir seri, konuya ilgi duyanlara tavsiye ederim.
  • Artık çetemiz mahalle sınırlarını aşmaya başlamıştı .
    Çevremizdeki diğer mahallelere biraz daha uzak biraz daha uzak derken artık biz yürüyerek 5-10 km mesafelere açılmaya başlayıp deniz e gitmeye başlamıştık
    Geze geze ormanlardan , tarlalardan , seralardan geçiyorduk geçişlerimizde tırtıklayıp yiyebileceklerimizi yiyorduk .
    Çilek,domates,salatalık gibi cam piramit denilen büyük bir park var antalyada kültür merkezi. Yürüyüş alanları süs havuzları cafeler oyun parkları barındırıyor alan içerisinde
    Daldık park içine çimenlerde yuvarlanıyor parklarda oynuyoruz hoplayıp zıplıyoruz
    Sanırım biz o muhitlerde oturan çocuklara biraz farklı geliyorduk belliydi farklı bakıyorlardı bize ama bizim çokda umurumuzda değildi onların bize bakışları biz kabuğumuzu kırmış birer çocuktuk sadece
    Dedik deniz yakın hadi gidelim yüzelim
    Sahile indik sahil kalabalık bizde hemen üstümüzü çıkartıp girdik denize hoplamalar zıplamalar yüzmeye çalışmalar sucakdan olsa gerek baya yorulduk
    Tamam enerjimiz zirve de. Fakat o güneş sıcağına dayanmak ne mümkün
    Gidelim kararı alındı aldık kıyafetlerimizi elimize. Tırıs tırıs yorgun argın yürüyoruz
    Tekrar cam pramit e girdik yol kestirme olsun diye ama hiçde kestirme olmadı oyalanmadan gidemiyorduk çünkü .
    Cam pramit ın çıkışına geldik Antalya spor un antrenman sahası var yanında benzin istasyonu ve içerisinde oyun parkı olan bir hamburgerci .
    Donalds amca (ismini tam yazmak istemedim )
    Çocuğu kapan park A dönüşde de oraya gelmiş belli otopark alanı full dolu
    İki tane çocuk biz yaşlarda ve biz imajlarda orda otoparkta geziniyorlar ellerinde bezler var ve arabalara yaklaşıp birşey diyorlar. Artık ne diyorlarsa bilemiyoruz .
    Restorant A giren çıkan kimi aileler ellerinde kağıt poşetli bir paketi getirip çocuklardan. Bir tanesine verdi .
    Çocuklar sevinmeye başlamıştı , paketi veren aile arabalarına binip gidiyordu .
    Çocuklar paketi sevinerek açıp yemeye başladılar. Ama biz be yediklerini bilmiyoruz .
    Bizde telde dizili kumrular gibi Yanyana dizilmiş oturuyoruz kaldırım kenarında
    Çocuklar yanımıza geldi pakettekileri yedikden sonra ,
    GİDİN BURADAN !!
    Burada biz çalışıyoruz !!!
    Burası bizim yerimiz demeye başlamıştı !!!

    Biz de sanane olm babanın yerimi ?
    İstediğimiz yerde bekleriz , otururuz !!!!
    Bak çocuk git dayak isteme !!!!

    Bir ara itişme kakışma oldu benzin istasyonunda çalışan abiler geldi
    Bir daha burda kavga ederseniz hepinizi kovarım haberiniz olsun hadi bi daha kavga edin diye kızmıştı .

    Biz bu çocuklara uyuz olmuştuk aslında onlarla bir alıp veremediğimiz de yoktu
    Kendileri kaşınmıştı

    Gittim benzinci abinin yanına abi eski bez varmı dedim
    Bak orda bezler var eski istediğini al ortalığa bırakmayın müdür kızıyor dedi .

    Ben o eski bezlerden bir sürü aldım
    Gittim çete üyelerinin yanına
    Herkese birer ikişer dağıttım
    Herkes sırayla gidip yıkasın gelsin
    Peş peşe gitmeyin kızarlar
    Çaktırmadan gidin diye yönlendirmiştim

    Herşey hazır plan şu otopark a yeni araba geldiğinde diğer çocuklardan önce atlayıp
    Silelim mi abi diyecektik

    Aman allahım böyle ayarsızlık olmaz olsun ,!!
    Bir araba geldi iki çocuk anne ve baba
    Araba park edildi atladım abi silelim mi arabayı diye baktı bana alttan üst e
    Sil bakalım yakışıklı dedi .
    Ben gelin lan hadi silelim dedim
    Biz bütün çete üyeleri arabanın tavanından. Camına , kaportasından tamponuna , plakalıkdan jantlarına lastiklerine kadar sildik
    Yani inanın o tarihlerde oto yıkamacılar öyle temizlik yapmıyor



    Ellerimizdeki bezler olmuş çamur sırayla bezleri yıkayıp geliyoruz .

    Diğer çocuklar bize gülüyor
    Bizim hepimiz kan ter içinde
    Ama başarmıştık araba “CİLLOP “ gibi olmuştu gölge bir yer var orada oturup dinleniyoruz

    Artık tecrübe kazan mıştık gelen giden arabaya soruyorduk abi ,abla silelim mi diye

    İlk arabasını sildiğimiz amca geldi bize para verdi bölüşün kavga etmeden dedi
    VAYYYYY ANASINI
    AYAK ÜSTÜ O İKİ ÇOCUK İSTEMESELERDE BİZE İŞİ ÖĞRETMİŞLERDİ BU İŞDE “PARA” VAR !!!!
    Biz ogün hava kararana kadar araba sildik silin diyenlerin arabasını

    Toparladığımız parayla gidip donald amcadan “HAMBURGER” aldık menü seçme konusunda oradaki abiler yardımcı oldu
    İlk defa hamburger yiyecektik çünkü

    Aldık oturduk nefis kokular geliyor içinde köftesi var Kocaman nasıl iştahlı yedik anlatamam tadı damağımızda kalmıştı ketcaplar mayonezler patates kızartması Kocaman kola içinde buzlar yüzüyor offff allahım diyoruz kuzu çevirseler bu kadar iştahlı yemezdik eminim ordaki abla parka girip oynasanıza siz müşterisiniz size serbest dedi güldü 🙄 biz olurmu ki olmaz mi ki derken icinde kucuk plastik toplari olan parka girdik oynamaya basladik baya eglendik hava biraz karardi .
    ARTIK GITME VAKTI bezlerimizi bir yere sakladik yine gelirsek dursun diye
    Daha sonra çete üyesi bunu meslek haline getirdi sürekli gidip araba camı siliyorlardı
    Evet para kazanıyordular. Bazen bende gidiyordum onlarla bir gün Antalya spor un bir futbolcusu geldi üstü açık bir arabayla kırmızı renkli abi sileyim mi dedim güldü bana silme sağol ama arabaya bakarak ol demişti
    Bende tamam abi dedim
    Gitti hamburgerini yedi geldi o gün o FUTBOLCU BANA BİR SÜRÜ PARA VERDİ TEŞEKKÜR ETTİM ARABASINA BİNDİ GAZLADI .
    Bende arkadaşlarıma biraz para verdim dedim ben gidiyorum borçlarımı ödemeye otobüs bekledim bindim ve mahalleye gittim
    Aldım bisikletimi ilk işim parçacıya gidip kalan borcumu ödemekti öylede yaptım adam hayret etmişti gelip selamun aleyküm amca borcum vardı ödemeye geldim sözlerini benden duyması şaşırtmıştı onu .

    16.BÖLÜM OLARAK KALAN PARA ŞEKLİNDE YAZMAYI PLANLIYORUM


    KENDİNİZE VE ÇEVRENİZE HEP GÜZEL BAKIN ....
  • 452 syf.
    Sade'ı tanımlayamıyorum. her filozof ve düşünürü tek kelimeyle anlatabiliyorken, felsefelerinin özetini yapabiliyorken sade'ı anlatabilmek için cümleler gerekiyor. cıva gibi sanki. belli bir tarz kalıbı var ve hep o şekilde yazıyor kalıbının içerisinde. ancak kontrol edilemez, tanımlanamaz şekilde... ten ile temas edince vücuda karışan ama öldürmeyip süründüren bir güç.

    anlatmak istediği ile yazdığı şey arasındaki kesinlik öyle rahatsız edici ki uzun süredir kendisini tanımlayamadığımdan yazmak da istemedim. ancak olacak gibi değil.

    kitap dört zengin insanın doyumsuzlukları üzerine ortaya çıkan toplumsal süreci işliyor. tıpkı zengin zümrenin halka karşı takındığı tavır gibi (aramızda kalsın gibisi fazla). bu zengin grup (burjuvazi) halktan uzakta bir bölgeye giderek orada tatmadıkları ve eksik kalan cinsel hazlarını(kastedilen varlık hazzı) yaşamak için giderler. burada bir es verip neden bu şekilde romanın başladığını anlatayım. yönetici sınıf, burjuvazi, oligarşi artık adına ne derseniz deyin, idare ettikleri toplumun içinde yaşamak istemezler. çünkü idare için koyulmuş kurallar bağlayıcıdır. ve idare politikasının yanında bir soygun ekonomisi de vardır çünkü. bu kaide nereye giderseniz gidin yaşayacağınız tek gerçekliktir dünya üzerinde. dolayısıyla romanın toplumdan kaçarak varlık hazzını ve topluma olan ilgilerini anlatma açısından bu şekilde başlaması kaçınılmazdı.

    devam edelim; kendilerini şatoya kapatan bu dört kişi bir de seçilmiş kişiler oluşturarak kurdukları program ile bu kişiler üzerinden hazlarını tatmin ederler. burada yine bir es vermem gerek. seçilmiş kişiler dediğimiz kişiler ise burjuvazinin toplumu idare etmesi için belirlediği politikacılardan başkası değil. bugün buna medya algıcılarını, toplum mühendislerini de dahil edebilirsiniz. veya sizi idare ettiğini düşündüğünüz herhangi birini.

    devam edelim; işte bu noktadan sonra ipler kopuyor. ve seçilmiş kişiler üzerinde ahlak, erdem, iyi-kötü dengesini altüst edecek ilişki başlıyor.

    bu kitap sade'ın edebi noktada zirve noktası diyebilirim.

    okumamış olana sürpriz olması açısından başlayan ilişkilerin detayına girmeden tiksineceğiniz hatta yeri geldiğinden kusma hissi uyandıracak fanteziler bize aslında toplumların nasıl idare edildiği üzerine fikirler veriyor. toplumsal tabakaların en üst kısmında bulunan grubun yarattığı bu genel tanımıyla ''acıdan zevk duyma'' hali insanoğlunun geri dönemeyeceği bir gerçekliğidir artık.

    başta da dediğim gibi sade'ı tanımlayamıyorum. bu tarz öyle rahatsız edici bir gerçekliği anlatıyor ki, dünyaya dair tüm olumluluk halinizi kaybedebilirsiniz. sade'ın ve sizin gerçekçi hayatınızla tanışmaya hoş geldiniz. iyi okumalar.
  • Bedeli ne olursa olsun Müslümanca yaşamanın haysiyetine talibiz. Müslümanca ölmek de bu dünyada edinebileceğimiz nimetin zirve noktasıdır.
    | İsmet Özel☝️
  • Hayatın hülasası şu iki kelime: İman ve ibadet.. İbadetsiz imanın, imansız da ibadetin hiçbir kıymeti yok. Bu yüzden Allah Rasûlü insanın yaratılış gayesini kıymetlendirirken " Meselenin esası İslam, direği namaz zirve noktası ise cihattır " buyurdu. Nizam sarayının adı İslam,sütunları namaz,muhafızı ise cihattır.Cihad, Allah ve Rasul düşmanları ile kesintisiz mücadelenin adıdır.
    Kulluk iman temelleri üzerine ibtina eder.Namaz ise varlık binamızın sütunudur.Müslüman'ın susadığında suyu,acıktığında aşı,yorulduğunda sığınağı namazdır.Namazsız insan, ruhsuz bir beden gibidir.
  • Hayat mutluluk değildir.
    Hayat üzüntü değildir.
    Hayat aşk değildir.
    Hayat eğlence değildir.
    Hayat bunalım değildir.
    Hayat iş, ders değildir.
    Hayat sex değildir.
    Hayat zirve değildir.
    Hayat para değildir.
    Hayat tatil değildir.
    Hayat her şeydir
    Burçak Çerezcioğlu
    Sayfa 50 - Yapı Kredi Yayınları
  • 248 syf.
    ·9 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Kahramanımızı yaptığı şey aslında yabana değil ruhuna bir yolculuk. Bu bir nokta da hepimizin ulaşmak istediği bir zirve. Ancak yazar bu ruhu tamamen öldürmüş. Bu bir cinayet. Hikaye ruhla yazılmalıydı. Ancak Araştırma yazısı olarak bırakmışlar. Bu da hayal kırıklığı yarattı. Üzücü.