fatmanur petek, Kavga Başlıyor'u inceledi.
 12 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Sonunda 1000kitap’a gelmiş, çok mutlu oldum. Raşit Ulaş ağabey’in edebiyatımız için çok önemli bir değer olduğunu düşünüyorum bu kitap da bunun nişanesidir. Her dizesine ayrı değer veririm ama bazıları var ki insana el uzatır, öfkeni doğru yere kanalize etmene vesile olur. Bence ben bu kitabı anlatmakla anlatamam siz de bu anlattıklarımı okumakla anlayamazsınız. Eğer okumakla okumamak arasında kalıyorsanız şiiri seçin. Kavga başladı haberiniz olsun :)
Bir de kitabı kendisine imzalatma hikayem çok manidardır. O gün çok zorluklar çekerek yanına gidebilmiştim. Benim için çok önemli bir olaydı. Raşit ağabeyin gerçekten nasıl biri olduğunu da görme imkanım oldu. Kendisi gerekirse okuyucusunun yanına kendi imkanlarıyla gelebileceğini söyleyebilecek kadar alçakgönüllü birisidir. Bir okuyucusunun küçük ama mühim bir hayali olan imzalatma şeysini değersiz görmeyip elinden geleni yapmıştır. Halktandır, Allah’ını sever, kalın Türk’tür, Süleyman Çobanoğlu’nu sever, türkülerden anlar, onun için İsmet bey Özel’dir, Türk şiirini sevdirir. Sevdiğini sevmek sevmediğini niye sevmediğini bir düşünmek gerekir. Allah istikametini bozmasın, oğlu Ömer Ali’ye hayırlı güzel bir ömür versin. Bakın bitmiyor, daha yazacağım gücüm yetmiyor.
Bir alıntıyla bitirelim
“ben Allah’a inanınca kaburgamdan bir parça koptu
sürüldüm el yurduna. bağrım derviş lokması”

Kasım, Yitik Bir Aşkın Gölgesinde'yi inceledi.
13 saat önce · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 10/10 puan

Bu kitabı bana armağan ederek yüreğimde adını veremediğim bir duygu yaşatan sevgili Esra arkadaşıma ithaf ediyorum.

Bu kitap, Kürt dilini küçük gören, Kürt kültürünü hiçe sayanlara bir cevaptır.
Bir aşk hikâyesi gibi görünse de Kürt insanlarının verdiği mücadeleyi anlatan bir roman.

Sene 1922. Cumhuriyet'in kuruluşuna 1 yıl, Şeyh Said'in başkaldırısına 3 yıl var. Kürt aydınlarını ya öldürüyorlar ya da sürgünü yolluyorlar. Kaçanlar kurtuluyor, kaçamayanlar öldürülüyor.
Memduh Selim, Kürt bir aydın. Evini, yurdunu, ailesini yani ruhunu yaşadığı topraklara bırakıp, bedeniyle sürgüne gönderiliyor.
Memduh Selim, acı çekiyor, memleketine özlem duyuyor. Halkının yaşadığı zorluklar gözlerinin önünden gitmiyor. Selim'in bilinçaltı öyle sarsılmış ki, rüyalarında birçok kabus görüyor.
Aydın, halkın sesidir. Aydın, halkının yanında olmalı. Aydın'ın silahı var: Kalem. Selim, silahını vicdanlara nişan alıyor.
Vicdanlar kör, kulaklar sağır.

Düşünceler konuşmazsa, mermiler konuşacak. Türk Devleti, isyancılara durmalarını, devlet karşı gelmemelerini söyleyip, bir anlaşmaya varılırsa, isyancıların serbest bırakalacağını söylüyor. Kürtler, "Hak, hukuk, özgürlük," istese de veren yok. Hak, hukuk, özgürlük yoksa isyan her zaman olacaktır.

İnsan, et ve kemikten ibaret değildir. İnsan, isyandan, öfkeden, özgürlüğünden, ibarettir. Kürt halkı "hayır" demeyi, "isyan" etmeyi, "neden" demeyi bildi. Kürt ırkı, isyan etti. Kürt ırkı, öfkelendi. Neden? Özgürlüğü için, insanlığı için. Her ırkın, bir dili, bir kültürü, bir tarihi vardır. Kürtler, isyan etmeseydi, bugün hiçbiri olmayacaktı.

Nasıl ki İnce Memed'in başkaldırışını anlayışla karşılıyorsanız, Kürtlerin başkaldırışını anlayışla karşılamalısınız.

Hangi ırktan olursa olsun, kişi haksızlığa adaletsizliğe bir yere kadar tahammül eder. Unutmayan ki, bir ırkın tarihini, dilini, kültürünü unutturamazsınız. İnsanoğlu, duygu dolu bir canlıdır. O duyguları ya kağıda döker, ya da insan canına.
Şiiri seven, müziği seven bir halkın eline silahı vermeyin. Eline silah almaya zorlatmayın.

İnsan kaderini kendi mi belirler? Ya da kişinin kaderini belirleyen bir güç bir sistem mi var? Çok sevdiğin birinin yanında mı kalırdın yoksa, yaşadığın toprakta mı? İnsanı bir seçime zorlayan bir güç, bir sistem var, değil mi? Memduh Selim bir seçim yapmak istemiyor ama yapması şart! Savaş, sürgün onu seçime zorluyor. Ya sevdiği birinin yanında mutlu ama huzursuz yaşayacak ya da doğduğu toprakların üzerinde huzursuz ya da mutsuz yaşayacak.

Bu kitap öyle bir kitap ki, okuyan kişi, savaşa da lanet ediyor, sürgüne de savaşı icat edene de...

Hınca hınç öfke doluyum; devletlere karşı, insan kanı içenlere karşı, insan kanıyla beslenenlere karşı, bir ırkı hor görenlere karşı, bir dili unutturmaya çalışanlara karşı...

Bu kitap, nice Memduh Selimlerin hikâyesi...

Irkınızı, kimliğimizi, tarihinizi halının altında bırakarak bu kitabı okuyun.

Acı çeken canlıdır, bir başkasının acısını duyan insan.

Ferda Çalışır, bir alıntı ekledi.
21 May 14:47 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

sızlatan acıdan kurtulamıyorum. Sen burağanları kandırarak, Boreas rüzgârlarından yardım görerek Herakles'i kötü niyetlerle sonsuz denizler üzerine kaçırmış, sonra güzel Kos şehrine götürmüştün. Onu oradan ben, nice zorluklar çekerek kurtarmış, at-kısrak yatağı Argos'a getirmiştim. Bütün bunları sana hatırlatıyorum ki, artık bana oyun oynamaktan vazgeçesin.

İlyada, Homeros (Sayfa 265)İlyada, Homeros (Sayfa 265)

Abdulbaki Gölpınarlı, Türkiye'deki dini yapılanmalar hakkında en güzel araştırmaları yapmış, alim bir insandır. Belirli dönemlerde de bu sebeple yaşadığı zorluklar olmuştur, hapse girmiştir. Benim bu kitabı alırken beklentim; günümüzde tartışma konusu olup da bir ortalama sonuca varılamayan konu olan hadisler konusunun açıklanmasıydı. Hadislerin ne kadarı doğrudur, ne kadarı uydurmadır? Doğru kabul edilen hadisler neye göre doğru kabul ediliyor? Tarih bilimiyle karşılaştırma yapıldığında uygunluk görülüyor mu? Bunlar hakkında biraz bilgi bulacağımı düşünmüştüm, hatalı olarak. Kitap Hz. Muhammed'in hayatını anlatan kısa bir metinle başlıyor ve sonrasında da 6 doğru hadis kitabı denen kitaplardan, konu tasnifi yaparak, bazılarını sunuyor. Benim kitaptan beklentim yanlıştı fakat sizinki doğru olsun diye yazdım bunu.

Mustafa Diyar, bir alıntı ekledi.
20 May 13:57 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Ferasetli Olmak
Eğer zorluklar uzaktayken önceden sezilirse çaresi kolaydır, fakat yaklaşması beklenirse tedavisi gecikmiş olur, karışıklık, umutsuz duruma gelir; doktorların ateşli humma için söyledikleri gerçeğe uyar ki bu hastalığın başlangıcında tedavisi kolaydır, fakat onu tanımak zordur. Oysa hastalık fark edildiğinde, tedavisi olanaksızdır.

Prens, Niccolo Machiavelli (Sayfa 15 - Sayfa)Prens, Niccolo Machiavelli (Sayfa 15 - Sayfa)
hltsevim, Canım Aliye, Ruhum Filiz'i inceledi.
20 May 10:00 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 8/10 puan

Kitabın Yorumu
1930’lu yılların genç ve kabiliyetli yazar ve yayımcısı Sabahattin ALİ’nin; eşi ve kızına yazdığı mektupların yıllar sonra derlenmesi ile oluşan “Canım Aliye Ruhum Filiz” kitabı; duygusal içeriğiyle ilgi çeken bir eser.
Kitabın konusu; zor ve ayrılıkla geçen yıllarda, ailesini mektuplarla ayakta tutmaya çalışan dürüst bir adamın, gerçek hayat hikâyesi.
Kitabın içeriği; Sabahattin ALİ’nin eşi ALİYE’yle nişanlılık döneminden, Edirne sınırında ölü bulunmasına kadar olan süreçteki mektuplarından oluşuyor. Ana teması “sevgi” olan bu mektuplar; ailesinin üzerine titreyen dirayetli bir babanın zorlu yıllarını bize açar ve okutur. Bu mektuplarda, ALİ’nin; nişanlılık sürecindeki sevdalı halleri, evlilik hazırlıklarındaki heyecanı, eşine ve kızına duyduğu büyük sevgi, evlilik hayatında yaşadığı maddi zorluklar, geçim uğruna ailesinden ayrı kalması, sonrasında yaşadığı cezaevi sürecindeki ruh hali açıklanıyor. Yaşananlar ise, maceraya açık bir hayata ve zor bir evliliğe işaret ediyor. Yazarın, sadece evlilik hayatıyla değil; fikri mücadelesi ve mesleki çabalarıyla da bir aydın olduğunu, yine mektuplardan anlıyoruz. Yazar’ın; duygularının coşkunluğu, karakterinin dürüstlüğü ve davranışlarının olgunluğu göze çarpıyor. Bu nedenle; kitabı okuyanda Sabahattin ALİ’ye karşı bir saygı hissi beliriyor.
Mektuplara gelen cevaplar kitapta yer almasa da, Aliye’nin zarafet sahibi bir eş olduğu, zorlukları kabullenişi ve asaleti mektup içeriklerinden hissediliyor. Yazarın eşine olan coşkun sevgisi ve mektuplardaki özlem cümleleri, bazılarımızca tuhaf, abartılı, hatta hayalî bulunabilir. Bu durumda şu soru akla geliyor. Acaba, kullandığımız sözcükler mi, yoksa sevgiye bakışımız mı değişti? Yine; aradan geçen 80 senede önceliklerimiz mi değişti, yoksa mektuplardaki saflığa sahibiz de bunun farkında mı değiliz?. Bilemiyoruz.
Kitap, okura; hayatı tozpembe görmenin, sürekli mutluluk beklentisinin gerçekçi olmadığını doğrudan, zor zamanlarda ilkeli davranmanın erdemini de işaretle bildiriyor. Ayrıca, bir işe (örneğin evliliğe) öncelikle iyi niyet ve saf duygularla başlamanın şart olduğunu, böyle olursa zorluklara karşı kendimizde bir güç bulacağımızı anlatıyor.
Sonuç olarak; Sabahattin Ali’nin 80 yıl önceki mektuplarındaki duru sevgiyi bize hissettiren ve günümüzde popüler olan “Canım Aliye Ruhum Filiz” kitabını, hem bugün okuyacaklara hem de yıllar sonra okuyacaklara şimdiden öneriyoruz.

Rumeysa, İlk Öğretmenim'i inceledi.
20 May 02:02 · 6/10 puan

Es Selâmün aleyküm.
Bir kitabı baştan sona okumayalı uzun zaman olmuş. Özlemişim.
Cengiz Aytmatov... Yıllardır adını sıkça duyduğum Sovyet Kırgız yazar...
O ve kalemiyle tanışmamı sağlayan kitap: "İlk Öğretmenim"

Hangimizin yaşamında özel bir yeri yoktur ki ilk öğretmenlerimizin?
Hangimiz sorulduğunda hâlâ bir çırpıda söyleyiveriyor ilk öğretmeninin adını?
Hangimizin hatrına ilk okullu olduğu yıllar geldiğinde şöyle bir gözleri doluyor?

Benim!
Ben ilk okullu olduğum yıllarımı bir köyde geçirdim. Bir köyde okudum ilkokulumu. Orda 'ilk öğretmenim' sayesinde sevdim okumayı ve öğrenmeyi.
Ve şimdi..
Allah nasib ederse yıl sayıyorum "öğretmen olmak" için.

Doğan Cüceloğlu'nun tabiriyle:
Allah nasib ederse öğretmenlik yapmak için değil, "Öğretmen olmak" için!

Bilmiyorum, Düyşen kadar 'fedakar' bir öğretmen olabilir miyim ?

Peki öğretmen olmak için birkaç masa ve sıra, bir kutu tebeşir, bir silgiye mi ihtiyaç duyacağım?
Burada kitap yetişiyor imdadıma.
Hayır!
Düyşen , aslında yoksul bir ailenin çocuğudur ve askere gittiği zaman çat pat alfabeyi ve rakamları öğrenir. Askerden döndüğü zaman köyün stabil giden talihine bir " Dur!" diyerek çocuklara okuma-yazma öğretmeye karar verir.. Hikayenin bundan sonrasında çok çeşitli zorluklar baş gösterse de bu fedakâr ve disiplinli öğretmen sözünden dönmez ve çocuklar için kendi emekleriyle derme çatma bir okul yapar.


Öksüz çocuk Altınay'ın hayat hikayesi de Düyşen Öğretmen'ini, ilk öğretmenini tanımasıyla yön değiştirir ve kitabın Genel içeriği Altınay'ın Düyşen öğretmen ile geçirdiği okul yıllarını ve okul yıllarından sonraki hayatını anlatır. Tabi bir de, çoğu küçük çocuk gibi Altınay'ın öğretmen Düyşen'e -muhtemelen vefa duygusunun getirdiği- aşk itirafından bahseder (:

Okunmalı mı?
Okumayan bir şey kaybetmez. Yeni bir kitap okumuş olur.
Ben beğendim mi?
Doğrusu, daha ziyade ufuk açıcı şeyler okumaktan hoşlandığım için bana biraz sıradan geldi :/
10-15 yaşlarındaki bir çocuğa daha uygun olduğunu düşünüyorum seviye olarak.
Okuyacaklara şimdiden keyifli okumalar...

*Bu incelemem ilk öğretmenime armağanımdır.

Selam ve özlemle ...

Dünya hayatı bizim surat asmamızı, sızlanmamızı ve üzülmemizi hak eden bir hayat değildir.Kesin gerçek şudur ki, hayatından, hüznün bütün izlerini silip atmak gücüne sahip değilsin. Çünkü hayat böyle yaratılmamıştır: "Biz insanı(yüzyüze geleceği nice) zorluklar içinde yarattık (Beled,4) "

Sevgi Sertel, Romantika'yı inceledi.
17 May 15:24 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 8/10 puan

Gecikmiş kitap yorumuma geçeyim :)
Turgut Özakman “ROMANTİKA” kitabım bitti.

Birçok yerde olumsuz ağır eleştiriler aldığı gibi çok beğenenler de olmuştu. Bu açıdan daha da bir merakla başladım okumaya…
Ben yazar ile ilk kez tanıştım ve kalemini çok sevdim. Hikâye de bir o kadar sardı beni, asla o olumsuz ağır yorumlara katılmıyorum. Başladım ve elimden bırakamadım su gibi akıp gitti …

Ana karakterimiz Doğan Hoca. Üniversitede Öğretim üyesi kendisi. Evli, buzdolabı gibi ruhsuz, aklı sadece para ve mevki de olan bir eşi var, çok ama çok yalnız ve mutsuz. Hocanın 2 kızı var. Küçük kızı Şirin’den dinliyoruz aslında tüm hikayeyi.

Doğan hoca bir gün üniversiteden ayrılır ve küçük bir kırtasiye dükkânı açar kendine ancak iç dünyasında bir sürü çalkantılar ile boğuşur, çünkü bu olay karısının hoşuna gitmez ve kendisini sürekli hor ve aşağı görür. Bir yandan da Üniversiteyi, öğrencilerini ve eğitim hayatını çok özler..

Şirin bir gazetede çalışıyor. Bir gün bir telefon gelir ve Babasının kalp krizi geçirdiğini öğrenir ve hastaneye koşar.

Ailede bir tek babasını önemseyen ona yakın olan Şirindir.
Babasının evdeki kütüphanesinde bir defter bulur. Ancak defterde yazılanlar bir tür şifre ile yazılmıştır. Alfabeyi ve anlamlarını çözmesi günlerini alır ve defterdeki 20 yılı geçkin aşkın kapılarını böylece aralar…
Babası ile öğrencisi Arzu’nun yıllara dayanan aşkı. Kimseyi zarar vermeden sadece ikisinin yaşadığı o inanılmaz duygular ve zorluklar
Yıllarca görüşmeden sadece telefon görüşmeleri ile yetinmeleri, 5 dakika görüşebilmek için verilen o çaba, aşkın sadece tensel olmadığını da yaşanan bu aşkla görüyoruz…

Kitaptan bir alıntı:
“Aşk doğal afete benzer kızım”… İstemekle gerçekleşmez ki. Kendiliğinden gelir”…

Ben çok severek okudum, kesinlikle tavsiye ediyorum.

booksofbet, Sen Benim Hayatımsın'ı inceledi.
16 May 02:56 · Kitabı okudu · 4 günde · Puan vermedi

#okudumbitti Zorluklar içinde başlamış bir aşkın unutulmaması adına yazılmış öyküsü... Çünkü aşk unutmaya yüz tutmuş, felaketler kapıyı çalmış, mutluluk rafa kalkmış. Zaten 80'li yıllarda eşcinsellere karşı acımasız olan tutumlar nedeniyle sıkıntı yaşayan karakterlerimiz aşk ile de sınanmış. Öyküleri okurken 80'li yıllardan günümüze kadar olan İtalya'daki eşcinsellere olan tutum değişikliğini de okuyoruz. Yaşam öyküsü değil mi işte her şey var içinde. İki yerde aşırı duygulandım. Birincisi Vera'nın yaşamının anlatıldığı kısım, ikincisi ise kitabın sonu. Benim çok sevdiğim bir kitap oldu ancak uyarmalıyım oldukça ön yargılı iseniz size uygun bir kitap olmayacaktır çünkü ön yargılarınızın kitaba müsade edeceğini düşünmüyorum, nitekim bazı yorumlarda bunu gördüm.