Erzurum'la Konstantinopolis arasındaki çekişme, tıpkı Kazan'la Moskova arasındakine benziyor. Yeniçeri Eminoğlu'nun yazdığı bir taşlama şöyle:
Gavurlar övedursun İstanbul'u şimdi
Ama yarın demir ökçeleriyle
Ezecekler onu, uyuyan bir yılan gibi
Ve uzaklaşacaklar ve öylece çekip gidecekler
İstanbul uyur hâlâ, bir felaket öncesi
İstanbul çıktı peygamberin yolundan
Hakikatiyken kadim Doğu
Kurnaz Batı baştan çıkardı onu
Ahlaksız lezzetler için İstanbul
İhanet etti duaya ve kılıca
Kesildi cenk terinden İstanbul
Ve namaz vakti, şarap vakti oldu
İnancının tahir ateşi söndü
Hanımları mezarlıklar boyu dolaşır
Yaşlı kadınlar gönderilir yol ayrımına
Ve erkekler de harem boyuna
Rüşvet verilen hadım ağa uykuda
Lakin Erzurum dağları böyle değildir
Bin bir yollu Erzurumumuz
Dalmadık hayâsızlığın sefa deryasına
Kazan kaldırıp asilik etmedik
Şarapta, hovardalıkta, seste ve ışıkta
Oruç tutarız: Ayık bir hayat
Kutsal sulardır sakilerimiz
Gözü pek ve yaman güruh;
Atlılarımız harbe koşar
Haremlerimize geçilmez
''Buranın iklimi oldukça sert. Vadiye kurulan şehrin rakımı 7000 ayaktan fazla. Yılın büyük bir kısmında etrafını saran dağlar karlarla kaplıdır. Ormansız, fakat verimli toprakları var. Burada su kaynaklarının bolluğu insanı şaşırtıyor. Su kemerleri de çok yaygın. Erzurum, sularının bolluğuyla meşhurdur. Fırat Nehri şehir merkezinden üç verst uzakta akıyor. Adım başı bir çeşmeye rastlıyorsunuz. Her bir çeşmenin üstünde bir zincire bağlı teneke taslar asılı. İnançlı Müslümanlar bu taslardan su içip şükür ediyorlar.''