• Senden önce birtakım şehirlere ne zaman uyarıcılardan birini gönderdiysek, o şehrin önde gelenleri; “Biz atalarımızı bir inanç üzerinde bulduk ve biz ancak atalarımızın açtıkları yolu takip ederiz” dediler.

    (Zuhruf, 23)
  • Cennete yalnızca müminler gireceklerdir
    İşte bütün bu hükümler, Allah'ın koyduğu hükümler ve çizdiği sınırlardır. Kim Allah'a ve Peygamberine itâat ederse Allah onu altlarından ırmaklar akan cennetlere koyar. Onlar, orada ebedî olarak kalacaklardır. İşte büyük kurtuluş budur. (NİSA/13)

    Muhacir ve Ensar'dan İslâm'a ilk önce girenlerin başta gelenleri ve iyi amellerle onların ardınca gidenler var ya, işte Allah onlardan razı oldu, onlar da Allah'dan razı oldular ve onlara, altlarında ırmaklar akan cennetler hazırladı ki, içlerinde ebedi kalacaklar. İşte büyük ve muhteşem kurtuluş budur. (TEVBE/100)

    İman edip salih ameller işleyenler, işte öyleleri de cennet ehlidirler ve orada ebedî kalıcıdırlar. (BAKARA/82)

    Allahtan korkanlar, elbette cennetlerde ve pınarların başındadırlar. (HİCR/45)

    Allah mümin erkeklere ve mümin kadınlara, altlarından ırmaklar akan cennetler vaad buyurdu. Orada ebedi kalacaklardır. Hem de Adn cennetlerinde hoş meskenler vaad etmiştir. Allah'ın rızası ise hepsinden büyüktür. İşte asıl büyük kurtuluş da budur. (TEVBE/72)

    Allah, müminlerden, canlarını ve mallarını, kendilerine cennet vermek üzere satın almıştır: Allah yolunda çarpışacaklar da öldürecekler ve öldürülecekler. Bu, Tevrat'ta da, İncil'de de Kur'ân'da da Allah'ın kendi üzerine yüklendiği bir ahittir. Allah'dan ziyade ahdine riayet edecek kim vardır? O halde yaptığınız alış-veriş ahdinden dolayı size müjdeler olsun! Ve işte o büyük kurtuluş budur. (TEVBE/111)

    -

    Cennette müminlerin karşılanışı
    Takva sahipleri o kimselerdir ki, melekler, canlarını hoş ve rahat halde alırlar. "Selam size, yapmış olduğunuz güzel işlerin mükafatı olarak girin cennet'e..." derler. (NAHL/32)

    Rablerinden korkanlar da bölük bölük cennete sevk edilmektedir. Nihayet oraya vardıkları zaman kapıları açılır ve bekçileri onlara: "Selâm sizlere, ne hoşsunuz! Ebedî olarak içinde kalmak üzere haydi girin oraya!" derler. (ZÜMMER/73)

    Onlara: "Selametle güven içinde oraya girin" denir. (HİCR/46)

    İşte onlar, sabretmelerine karşılık cennetin en yüksek makamları ile mükafatlandırılacaklar, orada hürmet ve selamla karşılanacaklardır. (FURKAN/75)

    Adn cennetlerine girecekler, atalarından, eşlerinden ve zürriyetlerinden salih olanlarla birlikte olacaklar. Melekler de her kapıdan yanlarına girip şöyle diyecekler:

    "Sabrettiğiniz için size selam olsun. Ahiret yurdu ne güzeldir!" (RA'D/23-24)

    İman edip salih ameller işleyenler ise, Rablerinin izniyle içinde sürekli kalacakları ve altından ırmaklar akan cennetlere konulurlar. Oradaki dirlik temennileri "selâm!"dır. (İBRAHİM/23)

    -

    Orada sonsuz bir yaşam vardır
    Allah onlara, altından ırmaklar akan cennetler hazırladı. İçlerinde ebedi kalacaklar. İşte o büyük kurtuluş budur. (TEVBE/89)

    Böyle demeleri sebebiyle Allah onları altlarından ırmaklar akan cennetlerle mükafatlandırmıştır. Orada ebedî olarak kalacaklardır. İşte iyilik yapanların mükafatı budur. (MAİDE/85)

    İnanıp yararlı işler yapanlara, altlarından ırmaklar akan cennetlerin kendilerine ait olduğunu müjdele! Onlardaki herhangi bir meyveden rızıklandırıldıklarında: "Bu daha önce de rızıklandığımız şeydir" derler ve o rızık birbirinin benzeri olmak üzere, kendilerine sunulacak. Orada çok temiz zevceler de onların. Hem onlar orada ebedî kalacaklar. (BAKARA/25)

    O gün inanan erkekleri ve inanan kadınları görürsün ki nurları, önlerinde ve sağlarında koşuyor. (Kendilerine): "Bugün müjdeniz altlarından ırmaklar akan, içlerinde ebedi kalacağınız cennetlerdir." (denilir) İşte büyük kurtuluş budur! (HADİD/12)

    -

    Allah'ın rızası ve hoşnutluğu vardır
    De ki, size, o istediklerinizden daha hayırlısını haber vereyim mi? Korunan kullar için Rablerinin yanında cennetler var ki, altlarından ırmaklar akar, içlerinde ebedî kalmak üzere onlara, hem tertemiz eşler var, hem de Allah'dan bir rıza vardır. Allah, o kulları görür. (AL-İ İMRAN/15)

    İman edip de hicret edip, mallarıyla, canlarıyla Allah yolunda cihad edenler, Allah katında en büyük dereceye sahiptirler. İşte bunlar murada ermiş olan mutlu kullardır. (TEVBE/20)

    Rableri katında onların mükâfatı, altlarından ırmaklar akan Adn cennetleridir. Orada ebedî olarak kalacaklardır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da O'ndan razı olmuşlardır. İşte bu mükâfat, Rabbine saygı gösterene mahsustur. (BEYYİNE/8)

    Ey, Rabbine, itaat edip huzura eren nefis!

    Hem hoşnut edici, hem de hoşnut edilmiş olarak Rabbine dön.

    Kullarımın arasına gir.

    Cennetime gir. (FECR/27-30)

    Allah mümin erkeklere ve mümin kadınlara, altlarından ırmaklar akan cennetler vaad buyurdu. Orada ebedi kalacaklardır. Hem de Adn cennetlerinde hoş meskenler vaad etmiştir. Allah'ın rızası ise hepsinden büyüktür. İşte asıl büyük kurtuluş da budur. (TEVBE/72)

    Biliniz ki dünya hayatı bir oyun, bir eğlence, bir süs ve kendi aranızda övünme, mal ve evlat çoğaltma yarışından ibarettir. Bu, tıpkı bir yağmura benzer ki; bitirdiği ot, ekincilerin hoşuna gider, sonra kurur, onu sapsarı görürsün, sonra çerçöp olur. Ahirette ise çetin bir azab; Allah'tan mağfiret ve rıza vardır. Dünya hayatı, aldatıcı bir zevkten başka bir şey değildir. (HADİD/20)

    -

    Genişliği yer ile göğün genişliği kadardır
    Rabbinizin bağışına ve genişliği göklerle yer arası kadar olan, Allah'tan gereği gibi korkanlar için hazırlanmış bulunan cennete koşun! (AL-İ İMRAN/133)

    Rabbinizden bir mağfirete; Allah'a ve peygamberine inananlar için hazırlanmış olup, genişliği gökle yerin genişliği kadar olan cennete koşuşun. İşte bu Allah'ın lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah büyük lütuf sahibidir. (HADİD/21)

    -

    Büyük bir zenginlik ve ihtişam vardır
    Astarları atlastan yataklara yaslanırlar. İki cennetin de devşirmesi yakındır. (RAHMAN/54)

    Orada nereye baksan bir nimet ve pek büyük bir mülk görürsün. (İNSAN/20)

    -

    Irmaklar vardır
    (Eğer böyle yaparsanız Allah) sizin günahlarınızı bağışlar ve sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere, Adn cennetlerinde hoş yerlere koyar. İşte büyük kurtuluş budur. (SAF/12)

    Öyle yücedir O ki, dilerse sana ondan daha iyisini, altından ırmaklar akan cennetler verir, sana köşkler de yapar. (FURKAN/10)

    Her kim iyi bir iş yaparsa onun faydası kendisinedir. Kim de kötülük yaparsa zararı yine kendinedir. Sonra hep Rabbinize döndürüleceksiniz. (CASİYE/15)

    İman edip salih ameller işliyenleri ise, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacağız. Orada ebedî olarak kalacaklar. Onlara orada tertemiz eşler vardır. Onları, koyu gölgeler altında bulunduracağız. (NİSA/57)

    -

    Pınarlar vardır
    İkisinde de akıp giden iki kaynak vardır. (RAHMAN/50)

    Kuşkusuz takva sahipleri gölgeler altında ve pınar başlarındadır. (MÜRSELAT/41)

    Bu orada bir pınardır ki, adına "selsebil" derler. (İNSAN/18)

    -

    Yeşillikler vardır
    İkisinin de çeşitli ağaçları, meyvaları vardır. (RAHMAN/48)

    (Bu cennetler) yemyeşildirler. (RAHMAN/64)

    -

    Ne sıcak, ne soğuk, tam kararında gölgelikler vardır
    Uzamış gölgeler, (VAKİ'A/30)

    İman edip salih ameller işliyenleri ise, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacağız. Orada ebedî olarak kalacaklar. Onlara orada tertemiz eşler vardır. Onları, koyu gölgeler altında bulunduracağız. (NİSA/57)

    Orada donatılmış koltuklar üzerine dayanmışlardır: Orada ne yakıcı güneş görürler, ne de şiddetli soğuk. (İNSAN/13)

    -

    Yüksek köşklerde ve güzel konaklarda otururlar
    Fakat o Rablerine sığınarak korunanlar için altlarından ırmaklar akan, üzerlerinden şehnişinler yapılmış, şehnişinli (balkonlu) köşkler vardır. Bu, Allah'ın vaadidir. Allah vaadinden caymaz. (ZÜMER/20)

    Halbuki sizi huzurumuza yaklaştıracak olan, mallarınız ve evlatlarınız değildir. Ancak iman edip de salih amel işleyenlere gelince, işte onların amellerine karşı kendilerine kat kat mükafat vardır. Onlar cennet köşklerinde emniyet içindedirler. (SEBE/37)

    İman edip güzel işler yapanları, (evet) muhakkak ki onları, altlarından ırmaklar akan ve içinde ebedî kalacakları cennet köşklerine yerleştireceğiz. (Böyle iyi) işler yapanların mükafatı ne güzeldir! (ANKEBUT/58)

    Öyle yücedir O ki, dilerse sana ondan daha iyisini, altından ırmaklar akan cennetler verir, sana köşkler de yapar. (FURKAN/10)

    -

    Yükseklere kurulmuş tahtlar vardır
    (Onlar) cevherlerle işlenmiş tahtlar üzerindedirler. (VAKİ'A/15)

    (Onlar) Karşılıklı tahtlar üzerindedirler. (SAFFAT/44)

    -

    En güzel giysiler ve takılar vardır
    Üstlerinde zarif ve yeşil, kalın ipekten bir elbise vardır. Gümüş bileziklerle süslenmişlerdir. Rableri onlara temiz bir içecek içirmiştir. (İNSAN/21)

    Şüphesiz Allah iman edip yararlı iş işleyenleri, altından ırmaklar akan cennetlere koyacak, orada altın bilezikler ve inciler takınacaklar. Oradaki elbiseleri de ipektendir. (HAC/23)

    Sabırlarına karşılık onlara bir cennet ve ipekten elbiseler verir. (İNSAN/12)

    Onlara Adn cennetleri vardır. Onlar oraya gireceklerdir. Orada altın bilezikler ve incilerle süsleneceklerdir. Orada elbiseleri de ipektir. (FATIR/33)

    -

    Cennetteki yiyecek ve içecekler
    Onlara damgalı saf bir içki sunulur.

    Onun sonu misktir. İşte ona imrensin artık imrenenler. (MUTTAFFİFİN/25-26)

    Kötülükten sakınanlara vaad edilen cennetin durumu şöyledir: Orada bozulmayan temiz sudan ırmaklar, tadı değişmeyen sütten ırmaklar, içenlere lezzet veren şaraptan ırmaklar ve süzme baldan ırmaklar vardır. Onlar için cennette her çeşit meyve ve Rablerinden bir bağışlanma vardır. Bunların durumu, ateşte ebedî olarak kalacak olan ve bağırsaklarını parçalayacak kaynar su içirilen kimsenin durumu gibi olur mu? (MUHAMMED/15)

    Pek çok meyva arasında,

    Tükenmeyen ve yasaklanmayan (VAKİ'A/32-33)

    Dalbastı kirazlar,

    Meyva dizili muzlar, (VAKİ'A/28-29)

    Kaynağından doldurulmuş, testiler, ibrikler ve kadehlerle.

    Ondan ne başları ağrıtılır, ne de akılları giderilir.

    Beğendikleri meyvalar,

    Canlarının çektiği kuş etleri, (VAKİ'A/18-21)

    İçenlere lezzet veren, pınardan doldurulmuş bembeyaz bir kadehle onların etrafında dolaşılır.

    Onda ne bir zararlı sonuç vardır, ne de sarhoşluk verir (SAFFAT/45-47)

    Meyveler (vardır), Naîm cennetlerinde onlara hep ikram edilir. (SAFFAT/42-43)

    Kuşkusuz iyiler de karışımı kâfûr olan dolgun bir kadehten içerler.

    Bir kaynak ki ondan Allah'ın kulları içerler, güzel yollar açarak akıtırlar onu. (İNSAN/5-6)

    Üstlerinde zarif ve yeşil, kalın ipekten bir elbise vardır. Gümüş bileziklerle süslenmişlerdir. Rableri onlara temiz bir içecek içirmiştir. (İNSAN/21)

    Üzerlerine cennet gölgeleri sarkmış, meyveleri bol bol önlerine konmuştur.

    Yanlarında gümüşten kaplar, billur kupalar dolaştırılır.

    Gümüşten öyle kadehler ki onları türlü türlü biçimlere koymuşlardır.

    Onlara orada bir dolu kadeh sunulur ki, karışımı zencefildir. (İNSAN/14-17)

    Bahçeler var, bağlar var. (NEBE/32)

    -

    Cennette insanın nefsinin dilediği herşey vardır
    Onlar, kendilerine gelmiş bir delil olmaksızın, Allah'ın âyetleri hakkında mücadele ederler. Bu durum, Allah katında ve iman edenler yanında büyük bir buğzu gerektirir. İşte Allah, her böbürlenen zorbanın kalbini öyle bir tabiat ile mühürler. (MÜ'MİN/35)

    Onlar da: "Hamdolsun o Allah'a ki, bize vaadini doğru çıkardı ve bizi cennet arzına varis kıldı. Cennette istediğimiz yerde oturuyoruz" derler. Bak ne güzeldir mükafatı o iyi amel işleyenlerin! (ZÜMER/74)

    Onların etrafında yiyecek ve içecekler altın tepsiler ve kadehlerle dolaştırılır. Orada canların çektiği ve gözlerin hoşlandığı herşey vardır. Siz orada ebedi olarak kalacaksınız. (ZUHRUF/71)

    Sen kıyamet günü kazandıkları şeyin cezası başlarına gelirken zalimlerin korkudan titrediklerini görürsün. İman edip salih amel işleyenler ise cennet bahçelerindedirler. Rablerinin yanında onlar için istedikleri her şey vardır. İşte büyük lütuf budur. (ŞURA/22)

    Bunlar onun (cehennemin) uğultusunu bile duymazlar. Canlarının istediği şeyler içinde temelli kalırlar. (ENBİYA/102)

    -

    Orada müminlere büyük bir nimet verilir
    Meyveler (vardır), Naîm cennetlerinde onlara hep ikram edilir. (SAFFAT/43)

    Yüzler de var ki, o gün nimetle mutludur. (ĞAŞİYE/8)

    -

    Mutluluk ve huzur dolu bir yaşam vardır
    Yüzlerinde nimet ve mutluluğun sevincini görürsün. (MUTAFFİFİN/24)

    Ve sevinçli olarak ailesine dönecektir. (İNŞİKAK/9)

    Allah da onları o günün fenalığından korur, yüzlerine parlaklık, gönüllerine sevinç verir. (İNSAN/11)

    Yüzler var ki o gün ışıl ışıl parlar.

    Rabbine bakar. (KIYAMET/22-23)

    Şimdi iman edip salih ameller yapmış olanlara gelince, onlar bir bahçe içinde neşelenirler. (RUM/15)

    Yüzler de var ki, o gün nimetle mutludur.

    Yaptığından hoşnuttur.

    Yüksek bir cennettedir. (ĞAŞİYE/8-10)

    Fakat tevbe edip iman eden ve salih amel işleyen bunun dışındadır. Bunlar cennete girecekler ve hiçbir haksızlığa uğratılmayacaklardır. (MERYEM/60)

    Allah onları hoşnud olacakları bir yere (cennete) elbette koyacaktır. Şüphesiz Allah Alîmdir (herşeyi bilir) Halîmdir, (Kullarına yumuşak davranır.). (HAC/59)

    Artık o hoşnut bir hayattadır. (HAKKA/21)

    -

    Güvenlik vardır
    Halbuki sizi huzurumuza yaklaştıracak olan, mallarınız ve evlatlarınız değildir. Ancak iman edip de salih amel işleyenlere gelince, işte onların amellerine karşı kendilerine kat kat mükafat vardır. Onlar cennet köşklerinde emniyet içindedirler. (SEBE/37)

    -

    Kin ve nefret yoktur
    Orada kalblerinde bulunan kini çıkarıp atarız. Onların altlarından ırmaklar akar. "Bizi buna erdiren Allah'a hamdolsun. Eğer Allah bizi doğru yola sevk etmeseydi biz doğru yola erişemezdik. Şüphesiz Rabbimizin peygamberleri bize gerçeği getirmişler." derler. Onlara şöyle seslenilir: "İşte size cennet! Yaptıklarınıza karşılık buna varis oldunuz". (A'RAF/43)

    Biz o cennetliklerin kalblerindeki kinleri çıkarır atarız. Hepsi kardeşler olarak sevinç içinde karşılıklı koltuklara otururlar. (HİCR/47)

    -

    Boş konuşma ve yalan yoktur
    Orada boş bir söz ve günaha sokan bir laf işitmezler.

    Duydukları söz, yalnız "selam", "selam" dır. (VAKİ'A/25-26)

    Orada boş bir söz işitmez. (ĞAŞİYE/11)

    Orada ne boş bir söz işitirler, ne de bir yalan. (NEBE/35)

    -

    Yorgunluk ve bıkkınlık yoktur
    "Lütfundan bizi durulacak bir yurda kondurdu. Burada bize yorgunluk gelmeyecek, burada bize usanç gelmeyecektir." (FATIR/35)

    Orada kendilerine hiçbir yorgunluk gelmeyecek. Oradan çıkarılacak da değillerdir. (HİCR/48)

    -

    Korku ve hüzün yoktur
    Ey Âdemoğulları! Size içinizden peygamberler gelip âyetlerimi anlattıklarında, kim Allah'tan korkar ve kendini düzeltirse, işte onlar için korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir de. (A'RAF/35)

    Şüphe yok ki, iman edenler, yahudiler, hıristiyanlar ve sabiîler, bunlardan her kim Allah'a ve ahiret gününe gerçekten iman eder ve salih amel işlerse elbette Rabbleri katında bunların ecirleri vardır, bunlara bir korku yoktur, bunlar mahzun da olacak değillerdir. (BAKARA/62)

    Allah'ın lütfundan verdiği nimetle sevinçlidirler. Arkalarından kendilerine ulaşamayan kimselere de hiç bir korku olmayacağını ve üzülmeyeceklerini müjdelemek isterler. (AL-İ İMRAN/170)

    Onlar orada şöyle derler: "Hamd olsun Allah'a, bizden o üzüntüyü giderdi. Gerçekten Rabbimiz çok bağışlayıcı ve şükrün karşılığını vericidir." (FATIR/34)

    -

    Güzel yüzlü ve güzel huylu eşler vardır
    İçlerinde güzel huylu, güzel yüzlü kadınlar vardır.

    Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

    Çadırlar içerisinde gözlerini yalnız kocalarına çevirmiş hûriler vardır. (RAHMAN/70-72)

    İnanıp yararlı işler yapanlara, altlarından ırmaklar akan cennetlerin kendilerine ait olduğunu müjdele! Onlardaki herhangi bir meyveden rızıklandırıldıklarında: "Bu daha önce de rızıklandığımız şeydir" derler ve o rızık birbirinin benzeri olmak üzere, kendilerine sunulacak. Orada çok temiz zevceler de onların. Hem onlar orada ebedî kalacaklar. (BAKARA/25)

    Yanlarında iri gözlü, bakışlarını kocalarından başkalarına çevirmeyen hanımlar vardır. (SAFFAT/48)

    İri gözlü hûriler,

    Saklı inciler gibi,

    Yaptıklarına karşılık olarak verilir. (VAKİ'A/22-24)

    Biz kadınları yeniden inşa ettik (yarattık).

    Onları bâkireler yaptık.

    Hep yaşıt sevgililer, (VAKİ'A/35-37)

    -

    Cennet halkı genç ve yaşıttır
    Hep yaşıt sevgililer, (VAKİ'A/37)

    Etraflarında ölümsüz hizmetçiler dolaşır, onları görünce saçılmış inciler sanırsın. (İNSAN/19)

    -

    Cennete girenler kurtuluşa ermişlerdir
    Her canlı ölümü tadacaktır. Kıyamet günü ecirleriniz size eksiksiz olarak verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete konursa o, gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı zevkten başka birşey değildir. (AL-İ İMRAN/185)

    (Eğer böyle yaparsanız Allah) sizin günahlarınızı bağışlar ve sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere, Adn cennetlerinde hoş yerlere koyar. İşte büyük kurtuluş budur. (SAF/12)

    İnanan ve iyi amel yapanlar için de altından ırmaklar akan cennetler vardır. İşte büyük kurtuluş odur. (BURUC/11)

    O gün inanan erkekleri ve inanan kadınları görürsün ki nurları, önlerinde ve sağlarında koşuyor. (Kendilerine): "Bugün müjdeniz altlarından ırmaklar akan, içlerinde ebedi kalacağınız cennetlerdir." (denilir) İşte büyük kurtuluş budur! (HADİD/12)
  • Kimler cehenneme girecektir
    İnanan erkek ve kadınlara işkence yapıp sonra da tevbe etmeyenlere cehennem azabı ve yangın azabı vardır. (BÜRUC/10)

    İçlerinden kim: "Ben, O'ndan başka bir ilâhım" derse, biz ona cehennemi ceza olarak veririz. Zalimleri biz böyle cezalandırırız. (ENBİYA/29)

    Kâfirler, gerek kitap ehlinden olsun gerek puta tapanlardan olsun muhakkak, cehennem ateşindedirler. Orada ebedî olarak kalacaklardır. Onlar, insanların en şerlileridir. (BEYYİNE/6)

    Âyetlerimizi hükümsüz bırakmak için yarışanlara gelince, işte onlar Hakk'ın huzuruna azab içinde getirileceklerdir. (SEBE/38)

    Şüphesiz inkâr edenlere, Allah'ın yolundan, yerli ve yolcu bütün insanlar için eşit kılınan Mescid-i Haram'dan alıkoyanlara ve orada zulümle yanlış yola saptırmak isteyene can yakıcı bir azab tattırırız. (HAC/25)

    İnananlar arasında kötü söz ve davranışın yayılmasını arzulayan kimseler için dünyada da, ahirette de acı veren bir azab vardır. (Her şeyi) Allah bilir; siz bilmezsiniz. (NUR/19)

    Kim de âyetlerimizi yalanlar ve onlara karşı büyüklük taslarsa, işte onlar cehennemliktirler ve orada ebedî olarak kalacaklardır. (A'RAF/36)

    Haberiniz olsun ki (Muhammed'in eşine) bu ağır ifki (iftirayı) uyduranlar sizin içinizden bir gruptur. Bunu kendiniz için bir kötülük saymayın; aksine o, sizin için bir iyiliktir. Onlardan herbir kişiye, günah olarak ne işlemişse (onun karşılığı ceza) vardır. (Elebaşlılık yapan, bu yüzden de) bu günahın büyüğünü yüklenen kimse için de çok büyük bir azap vardır. (NUR/11)

    Her kim Rabbine suçlu olarak varırsa, şüphesiz ki ona cehennem vardır. Orada ne ölür, ne de dirilir. (TAHA/74)

    Kâfirler için hazırlanmış olan ateşten sakının. (AL-İ İMRAN/131)

    O yaptıklarına sevinen ve yapmadıkları şeylerle de övülmek isteyenlerin (onacaklarını) sanma! Onların azaptan kurtulacaklarını da sanma! Onlar için can yakıcı bir azap vardır. (AL-İ İMRAN/188)

    Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte bunlar için büyük bir azap vardır. (AL-İ İMRAN/105)

    Bayağı insanlardan kimi de vardır ki, bilgisizce Allah yolundan saptırmak ve onu eğlence yerine tutmak için laf eğlencesi (veya boş söz) satın alırlar. İşte onlar için aşağılayıcı bir azab vardır. (LOKMAN/6)

    Gizli konuşmaktan menedildikten sonra yine o menedildikleri şeyi yapmaya kalkışarak günah, düşmanlık ve Peygamber'e karşı gelmek hususunda gizlice konuşanları görmedin mi? Onlar sana geldikleri zaman seni, Allah'ın selamlamadığı bir tarzda selamlıyorlar. Kendi içlerinden de "bu söylediklerimiz yüzünden Allah'ın bize azap etmesi gerekmez miydi?" derler. Cehennem onlara yeter. Oraya gireceklerdir, ne kötü dönüş yeridir orası! (MÜCADELE/8)

    Her günahkâr kişinin vay haline!

    O kimse Allah'ın kendisine okunan âyetlerini işitir de, sonra sanki kibrinden hiç işitmemiş gibi ısrar eder. İşte sen onu, can yakıcı bir azabla müjdele!

    Âyetlerimizden birşey öğrendiği zaman, onu alaya alıyor. İşte onlar için rezil ve rüsvay edici bir azap vardır. (CASİYE/7-9)

    Hem o kıyamet günü görürsün ki, Allah'a karşı yalan söyleyenlerin yüzleri kararmıştır. Kibirlenenlerin yeri cehennem değil mi? (ZÜMER/60)

    (Allah) buyurdu: "Haydi, sen, yerilmiş ve kovulmuş olarak oradan çık. And olsun ki,onlardan sana kim uyarsa, (bilin ki) sizin hepinizden (derleyip) cehennemi dolduracağım." (A'RAF/18)

    Riba (faiz) yiyen kimseler, şeytan çarpan kimse nasıl kalkarsa ancak öyle kalkarlar. Bu ceza onlara, "alışveriş de faiz gibidir" demeleri yüzündendir. Oysa Allah, alışverişi helal, faizi de haram kılmıştır. Bundan böyle her kim, Rabbinden kendisine gelen bir öğüt üzerine faizciliğe son verirse, geçmişte olanlar kendisine ve hakkındaki hüküm de Allah'a kalmıştır. Her kim de yeniden faize dönerse işte onlar cehennem ehlidirler ve orada süresiz kalacaklardır. (BAKARA/275)

    Andolsun, "Allah, Meryem'in oğlu Mesih'tir" diyenler elbette kâfir olmuşlardır. Oysa Mesih onlara: "Ey İsrailoğulları, hem benim, hem de sizin Rabbiniz olan Allah'a ibadet edin. Kim Allah'a ortak koşarsa, şüphesiz Allah ona cenneti haram kılmıştır ve onun varacağı yer cehenemdir. Zalimlerin yardımcıları da yoktur" demişti. (MAİDE/72)

    Ey iman edenler, şurası bir gerçektir ki, yahudi hahamları ile hıristiyan rahiplerinin bir çoğu insanların mallarını haksız yere yerler ve Allah yolundan saptırırlar. Bir de altın ve gümüşü hazineye doldurup, onları Allah yolunda sarfetmeyenleri bu yüzden acıklı bir azap ile müjdele! (TEVBE/34)

    Melekler, kendilerine zulmeden kişilerin canlarını aldıklarında, onlara, "Ne işte idiniz?" derler. Onlar da: "Biz yer yüzünde zayıf kimselerdik." derler. Melekler: "Allah'ın yeryüzü geniş değil miydi, siz de orada hicret etseydiniz ya?" derler. İşte bunların varacakları yer cehennemdir. O ne kötü gidiş yeridir. (NİSA/97)

    Kim bir mümini kasten öldürürse, cezası, içinde ebedî olarak kalacağı cehennemdir. Allah ona gazab ve lanet etmiş ve onun için büyük bir azab hazırlamıştır. (NİSA/93)

    Kim kendisine doğru yol besbelli olduktan sonra Peygamber'e karşı çıkar, müminlerin yolundan başkasına uyup giderse onu döndüğü yolda bırakırız ve cehenneme sokarız. Orası ne kötü bir gidiş yeridir. (NİSA/115)

    Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda haksızlıkla yemeyin. Ancak kendi rızanızla yaptığınız ticaretle yemeniz helaldir. Birbirinizin canına kıymayın. Şüphesiz Allah, size karşı çok merhametlidir.

    Kim, zulüm ve tecavüz yolu ile bu yasakları işlerse, yakında onu cehennem ateşine atacağız. Onu ateşe atmak da Allah'a pek kolaydır. (NİSA/29-30)

    Dinlerini bir oyun ve bir eğlence edinen ve kendilerini dünya hayatının aldattığı kimseleri bırak! Ve hiçbir kimsenin kazandığı şey yüzünden kendisini helake atmamasını, kendisi için Allah'tan başka hiç bir dost ve hiçbir şefaatçi bulunmadığını Kur'ân ile hatırlat. O, azaptan kurtulmak için bütün varını feda etse, kendisinden alınmaz. Onlar kazandıkları şey yüzünden helake uğratılmışlardır. Onlar için, inkâr ettiklerinden dolayı kaynar bir içecek ve can yakıcı bir azab vardır. (EN'AM/70)

    Ona: "Allah'tan kork!" dendiği zaman da kendisini onuru (gururu) günah işlemeye sevkeder. Cehennem de onun hakkından gelir. O ne kötü bir yataktır! (BAKARA/206)

    Allah'ın indirdiği kitaptan bir şeyi gizleyip de bununla biraz para alanlar gerçekten karınları dolusu ateşten başka birşey yemezler. Kıyamet günü Allah onlara ne söz söyler, ne de kendilerini temize çıkarır. Onlara sadece acı veren bir azab vardır. (BAKARA/174)

    İnkâr eden ve âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte onlar, cehennemliktirler. (MAİDE/10)

    Yetimlerin mallarını haksız yere yiyenler, muhakkak ki karınlarını ateşle doldurmuş olurlar ve cehennemi boylarlar. (NİSA/10)

    Ey Muhammed! Sana haram aydan ve o ayda savaşmaktan soruyorlar. De ki: O ayda savaşmak, büyük bir günahtır. Bununla beraber Allah yolundan alıkoymak, O'nu inkar etmek, insanları, Mescid-i Haram'dan menetmek ve halkını oradan çıkarmak, Allah yanında daha büyük bir günahtır ve fitne, öldürmekten daha büyük bir vebaldir. Onlar, güçleri yeterse, sizi dininizden döndürmek için sizinle savaşmaktan hiçbir zaman geri durmazlar. Sizden de her kim, dininden döner ve kâfir olarak can verirse artık onların bütün amelleri, dünyada ve ahirette boşa gitmiştir. İşte onlar, cehennemliklerdir. Onlar orada ebedi olarak kalacaklardır. (BAKARA/217)

    İnsanlardan kimi de Allah'tan başka şeyleri O'na eş tutuyorlar da onları, Allah'ı sever gibi seviyorlar. Oysa iman edenlerin Allah sevgisi daha kuvvetlidir. O zulmedenler, azabı görecekleri zaman bütün kuvvetin Allah'a ait olduğunu ve Allah'ın azabının gerçekten çok şiddetli bulunduğunu keşke anlasalardı. (BAKARA/165)

    Sonra sizler öyle kimselersiniz ki, kendilerinizi öldürüyorsunuz ve sizden olan bir grubu diyarlarından çıkarıyorsunuz, onlar aleyhinde kötülük ve düşmanlık güdüyor ve bu konuda birleşip birbirinize arka çıkıyorsunuz, şayet size esir olarak gelirlerse fidyeleşmeye kalkıyorsunuz. Halbuki yurtlarından çıkarılmaları size haram kılınmış idi. Yoksa siz kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Şu halde içinizden böyle yapanlar, netice olarak dünya hayatında perişanlıktan başka ne kazanırlar, kıyamet gününde de en şiddetli azaba uğratılırlar. Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir. (BAKARA/85)

    Evet kim bir günah işlemiş de kendi günahı kendisini her yandan kuşatmış ise, işte öyleleri ateş ehlidirler ve orada ebedî kalıcıdırlar. (BAKARA/81)

    Şimdi âyetlerimizi inkâr eden ve "Elbette bana mal ve evlat verilecektir." diyen adamı gördün mü?

    O (kâfir), gaybı mı bildi? Yoksa Rahmân (olan Allah) katından bir söz mü aldı?

    Hayır, asla öyle değil; biz onun söylediklerini yazacağız ve azabını çoğalttıkça çoğaltacağız. (MERYEM/77-79)

    Ve alevli ateşe girecektir.

    Çünkü o ailesi içinde sevinçli idi.

    Hiç Rabbine dönmeyeceğini sanmıştı. (İNŞİKAK/12-14)

    Dillerinizin yalan vasfetmesi ile: "Şu helaldir, şu haramdır" demeyin; aksi halde Allah'a iftira etmiş olursunuz. Şüphesiz Allah'a yalan uyduranlar asla kurtulamazlar.

    Onlar için dünyada pek az bir menfaat var, ahirette ise çok acıklı bir azab vardır. (NAHL/116-117)

    Kalbi iman ile sükûnet bulduğu halde (dinden dönmeye) zorlananlar dışında, her kim imanından sonra küfre kalbini açarsa, mutlaka onların üzerine Allah'tan bir gazab gelir ve kendilerine çok büyük bir azab vardır. (NAHL/106)

    Halbuki Rabbiniz: "Bana yalvarın, dua edin ki size karşılık vereyim. Çünkü bana ibadet etmekten kibirlenip yüz çevirenler yarın horlanmış olarak cehenneme gireceklerdir." buyurdu. (MÜ'MİN/60)

    Ey iman edenler! Toplu olarak kâfirlerle karşılaştığınız zaman, onlara arkalarınızı dönmeyin (kaçmayın).

    Böyle bir günde her kim onlara, tekrar dönüp çarpışmak için geri çekilmek veya diğer bir safta yeniden mevzilenmek hâlleri dışında, arkasını dönerse, muhakkak Allah'dan bir gazaba uğramış olur ve varacağı yer cehennemdir, orası da ne kötü bir akıbettir. (ENFAL/15-16)

    Eğer şaşıyorsan, asıl şaşılacak şey onların şu sözleridir: "Biz toprak olup gittikten sonra mı, yani biz gerçekten yeniden mi yaratılacağız?" İşte bunlar Rablerini inkâr etmişlerdir. Bunlar boyunlarında demir halkalar bulunanlardır. Ve işte bunlar cehennemliktirler, orada ebedî kalacaklardır. (RA'D/5)

    Rablerinin emirlerine uyanlar için daha güzeli vardır. O'na itaat etmeyenler ise, yeryüzünde bulunan ne varsa hepsi kendilerinin olsa da onu ve bir o kadarını bütünüyle kurtuluş fidyesi olarak verirlerdi. İşte onlar, hesabın kötüsü kendileri için olanlardır. Varacakları yer de cehennemdir. Orası da ne fena yataktır. (RA'D/18)

    Bu, böyledir. Şüphesiz azgınlar için de fena bir gelecek vardır.

    Cehennem! Ona yaslanacaklar, fakat o ne çirkin döşektir. (SAD/55-56)

    Müminlerden zekâttan fazla olarak kendi gönülleriyle bağışta bulunanlara, bir de güçlerinin yettiğinden fazlasını bulamayanlara bakıp da onlarla alay edenleri Allah, maskaraya çevirmiştir. Onlara pek acıklı bir azap vardır. (TEVBE/79)

    Bizim âyetlerimizi yalanlayan ve onlara inanmaya tenezzül etmeyenler var ya, işte onlara göğün kapıları açılmayacak ve deve (veya halat) iğne deliğinden geçinceye kadar onlar cennete giremeyeceklerdir. İşte suçluları böyle cezalandırırız.

    Onlara cehennemde ateşten bir yatak, üstlerine de (ateşten) örtüler vardır. Biz zalimleri işte böyle cezalandırırız. (A'RAF/40-41)

    Allah'ın ahdini misak ile belgeledikten sonra bozanlar ve Allah'ın birleştirilmesini emrettiği bağlantıları koparanlar ve yeryüzünü bozguna verenler varya, işte lanet olsun onlara! Ve yurdun kötüsü de onlaradır. (RA'D/25)

    -

    Cehenneme nasıl gireceklerdir
    O gün onlar cehennem ateşine itilip kakılacaklar. (TUR/13)

    Suçlular simalarından tanınır, alınlarından ve ayaklarından tutulur. (RAHMAN/41)

    Her kim peşin isterse, dünyada ona, istediğimiz kimseye, dilediğimiz kadarını peşin veririz. Sonra ona cehennemi hazırlarız; kınanmış ve (rahmetimizden) kovulmuş olarak oraya girer. (İSRA/18)

    O zaman boyunlarında halkalar ve zincirler olduğu halde sürükleneceklerdir. (MÜ'MİN/71)

    -

    İnkarcılar Cehennemin Yakıtıdırlar
    Ey inananlar! Kendinizi ve ailenizi bir ateşten koruyun ki onun yakıtı insanlar ve taşlardır. Onun başında gayet katı, şiddetli, Allah'ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmeyen ve emredildikleri şeyi yapan melekler vardır. (TAHRİM/6)

    Yok yapamadıysanız, ki hiçbir zaman yapamayacaksınız, o halde yakıtı insanlar ve taşlar olan, inkârcılar için hazırlanmış ateşten sakının. (BAKARA/24)

    Siz ve Allah'dan başka taptıklarınız, cehennemin yakıtısınız; oraya gireceksiniz. (ENBİYA/98)

    Gerçek şu ki, kâfirlere, Allah'tan gelecek bir zararı, ne malları, ne de evlatları engelleyemez. İşte onlar, o ateşin yakıtı olacaklar. (AL-İ İMRAN/10)

    -

    Kalınacak en kötü yerdir
    Allah'ın, hakkında hiçbir delil indirmediği şeyleri O'na ortak koşmalarından dolayı, inkâr edenlerin kalplerine korku salacağız. Onların yurtları ateştir. Zalimlerin dönüp varacağı yer ne kötüdür! (AL-İ İMRAN/151)

    Onlar, cehenneme girecekler. O ne kötü karargâhtır. (İBRAHİM/29)

    Kim kendisine doğru yol besbelli olduktan sonra Peygamber'e karşı çıkar, müminlerin yolundan başkasına uyup giderse onu döndüğü yolda bırakırız ve cehenneme sokarız. Orası ne kötü bir gidiş yeridir. (NİSA/115)

    Allah'ın rızasına uyan kimse, Allah'ın hışmına uğrayan ve varacağı yer cehennem olan kimse gibi midir? Varış yeri olarak ne kötüdür orası! (AL-İ İMRAN/162)

    Şüphesiz ki, Allah iman edip salih amel işleyenleri, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyar. İnkâr edenler ise dünyada zevk edip geçinirler. Hayvanların yediği gibi yerler. Onların varacakları yer ateştir. (MUHAMMED/12)

    -

    Cehennem kafirlerin buluşma yeridir
    "Şüphesiz ki onların hepsine vaad edilen yer cehennemdir." (HİCR/43)

    -

    Dar ve sıkıntılıdır
    Elleri boyunlarına bağlı olarak onun dar bir yerine atıldıkları zaman da, oracıkta yok olmayı isterler. (FURKAN/13)

    -

    Puslu ve karanlıktır
    Kapkara dumandan bir gölge altındadırlar.

    Ki ne serindir, ne de faydalı. (VAKİ'A/43-44)

    -

    Duvarlarla çevrilidir
    O gün münafık erkekler ve münafık kadınlar o iman edenlere şöyle diyeceklerdir: "Bize bakın da sizin nurunuzdan alalım?" Onlara: "Arkanıza dönün de nur arayın!" denilir. Aralarına kapılı bir sur çekilir ki, onun içinde rahmet, dışında da azap vardır. (HADİD/13)

    -

    Uğultusu vardır
    Ki, cehennem ateşi uzak bir mesafeden kendilerine görününce, onun bir hışımlanmasını (kaynamasını) ve uğultusunu işitirler. (FURKAN/12)

    Oraya atıldıklarında, onun kaynarken çıkardığı uğultuyu işitirler. (MÜLK/7)

    -

    Azap sürekli olacak ve hafifletilmeyecek
    Sonra o zulüm yapanlara "Tadın bakalım şu ebedi azabı!" denilecek. Vaktiyle kazandığınızdan başkası ile mi cezalandırılacaksınız?" (YUNUS/52)

    Cehennem ateşinden çıkmak isterler. Ama oradan çıkacak değillerdir. Onlar için devamlı bir azap vardır. (MAİDE/37)

    Onlar bu (lanetin) içinde ebedî kalacaklardır. Kendilerinden ne bu azab hafifletilir, ne de yüzlerine bakılır. (AL-İ İMRAN/88)

    Kâfirler, gerek kitap ehlinden olsun gerek puta tapanlardan olsun muhakkak, cehennem ateşindedirler. Orada ebedî olarak kalacaklardır. Onlar, insanların en şerlileridir. (BEYYİNE/6)

    -

    Heryandan ölüm gelecektir
    Onu yutmaya çalışacak, fakat boğazından geçiremeyecek ve her yandan ona ölüm gelecek, fakat o ölemez. Arkasından da çetin bir azab gelecektir. (İBRAHİM/17)

    -

    Ateş azabı olacaktır
    Şüphesiz ki âyetlerimizi inkâr eden kâfirleri biz yarın bir ateşe atacağız. Derileri piştikçe azabı duysunlar diye, kendilerine başka deriler vereceğiz. Çünkü, Allah gerçekten çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (NİSA/56)

    Onlar: "Hesap ve ceza günü ne zaman?" diye soruyorlar.

    O gün, onların ateş üzerinde azap görecekleri gündür. (ZARİYAT/12-13)

    -

    Demir kamçılarla kamçılanacaktır
    Bir de bunlara demirden kamçılar vardır. (HAC/21)

    -

    Başlarının üstünden kaynar su dökülecektir
    Şu ikisi Rableri hakkında tartışmaya girmiş iki hasımdır. O'nu inkar edenler için ateşten elbiseleri biçilmiştir. Başlarının üstünden kaynar su dökülür. (HAC/19)

    -

    Cehennemde giyecekleri
    Gömlekleri katrandandır ve yüzlerini ateş kaplar. (İBRAHİM/50)

    Şu ikisi Rableri hakkında tartışmaya girmiş iki hasımdır. O'nu inkar edenler için ateşten elbiseleri biçilmiştir. Başlarının üstünden kaynar su dökülür. (HAC/19)

    -

    Cehennemde yiyecekleri
    Elbette bir ağaçtan, zakkum ağacından yiyeceksiniz.

    Karınlarınızı hep onunla dolduracaksınız. (VAKİ'A/52-53)

    Onlar için kuru bir dikenden başka yiyecek de yoktur.

    O da ne besler, ne de açlığı giderir. (ĞAŞİYE/6-7)

    Nasıl, bu mu daha hayırlı konukluk için, yoksa zakkum ağacı mı?

    Gerçekten biz onu zalimler için bir fitne (imtihan) yaptık.

    O bir ağaçtır ki cehennemin dibinde çıkar.

    Tomurcukları şeytanların başları gibidir. (SAFFAT/62-65)

    Gerçekten zakkum ağacı,

    Günahkârların yemeğidir.

    O pota gibi karınlarda kaynar.

    O, kızgın bir sıvının kaynaması gibidir. (DUHAN/43-46)

    Bir irinden başka yiyecek de yok. (HAKKA/36)

    -

    Cehennemde içecekleri
    Üstüne de kaynar su içeceksiniz.

    Susuzluk illetine tutulmuş develerin içişi gibi içeceksiniz. (VAKİ'A/54-55)

    Dinlerini bir oyun ve bir eğlence edinen ve kendilerini dünya hayatının aldattığı kimseleri bırak! Ve hiçbir kimsenin kazandığı şey yüzünden kendisini helake atmamasını, kendisi için Allah'tan başka hiç bir dost ve hiçbir şefaatçi bulunmadığını Kur'ân ile hatırlat. O, azaptan kurtulmak için bütün varını feda etse, kendisinden alınmaz. Onlar kazandıkları şey yüzünden helake uğratılmışlardır. Onlar için, inkâr ettiklerinden dolayı kaynar bir içecek ve can yakıcı bir azab vardır. (EN'AM70)

    Ardından da Cehennem vardır, orada kendisine irinli su içirilecektir.

    Onu yutmaya çalışacak, fakat boğazından geçiremeyecek ve her yandan ona ölüm gelecek, fakat o ölemez. Arkasından da çetin bir azab gelecektir. (İBRAHİM/16-17)

    Onlara kızgın bir kaynaktan su verilir. (ĞAŞİYE/5)

    Orada ne bir serinlik tadacaklar, ne de içecek bir şey.

    Ancak bir kaynar su ve irin (içecekler). (NEBE/24-25)

    Sonra üzerine onlar için kaynar bir içecek vardır. (SAFFAT/67)

    Dönüşünüz hep O'nadır. Allah'ın vaadi haktır. Herşeyi ilk baştan yaratan O'dur. Sonra iman edip salih amel işleyenleri hak ettikleri ölçüde mükâfatlandırmak için geri döndürecek olan yine O'dur. Kâfirlere de inkâr ettikleri için kaynar sudan bir içki ve acıklı bir azap vardır. (YUNUS/4)

    İşte artık tatsınlar onu ki, o kaynar su ve irindir. (SAD/57)

    -

    Allah onlarla konuşmaz
    (Allah) buyurur ki: Alçaldıkça alçalın orada! Bana konuşmayın artık. (MÜ'MİNUN/108)

    Allah'a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir paraya satanlar var ya, işte onların ahirette bir payı yoktur; Allah kıyamet günü onlarla hiç konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temizlemeyecektir. Onlar için acı bir azab vardır. (AL-İ İMRAN/77)

    -

    Cennettekilerden su ve rızık isteyeceklerdir
    Cehennemdekiler, cennettekilere: "Bize biraz su akıtın veya Allah'ın size verdiği rızıktan bize de verin." diye seslenirler. Cennettekiler de: "Allah, bunların ikisini de kâfirlere haram kıldı." derler. (A'RAF/50)

    -

    Cehennemden kaçış olmayacaktır
    Günahkârlar ateşi görmüşler de artık ona düşeceklerini anlamışlardır. Fakat ondan kaçıp sığınacak bir yer bulamazlar. (KEHF/53)

    -

    Yok olmayı isteyeceklerdir
    Biz sizi yakın bir azap ile uyardık. O gün kişi ellerinin ne takdim ettiğine bakacak ve kâfir diyecek ki: "Ah ne olaydı, ben bir toprak olaydım." (NEBE/40)

    Elleri boyunlarına bağlı olarak onun dar bir yerine atıldıkları zaman da, oracıkta yok olmayı isterler.

    (Onlara şöyle denilir) Bu gün bir yok olmayı değil, nice yok olmaları isteyin! (FURKAN/13-14)

    Onlar cehennem bekçisine: "Ey Mâlik! Rabbin artık bizi öldürsün." diye seslenirler. Mâlik de: "Siz böylece kalacaksınız." der. (ZUHRUF/77)
  • HALLÂCÎ TASAVVUF GELENEĞİNİN İBLİS ANLAYIŞI
    Prof. Dr. Yaşar Nuri ÖZTÜRK*

    İblis'i tevhit, bağlılık, sebat, atılganlık, ıstırabı göğüsleme, aşk ve sevgide vefa gibi üstün değerlerin sembolü olarak ilk kez gündeme getiren Müslüman düşünür Hallâc'dır. Hallâc, oluş gerçeğini açıklamak için İblis'i kullanıyor ve Tann'nın ona verdiği emri, yerine getirilmesi gereken bir emir değil, İb-lis'e yönelik bir imtihan olarak sunuyor. Hallâc'a göre, Allah'ın emri ayn, iradesi ayrıdır. Tartışmasız oían şudur: Sonuçta, Tanrısal plandan baktığımızda bir düalite (İkilik, iki ilahlıhk) yoktur. Tek ilah, tek Yaratıcı esastır. İşık ve karanlık kuvvetleri O'nun emrinde, onun planına uygun olarak hareket eimekte-dirier. İnsanın farkı, kendisine ışık veya karanlık kutupta yer alma karakteri verilmek yerine, seçim karakteri verilmiş olmasıdır. İnsanı sorumlu kılan ondaki özgürlük, serbest seçim fıtratıdır.

    I. Hallâc: Nûr ve Nârın Birlikteliği
    Yaratıcı isyanın en büyük temsilcileri olarak İblis ile Hz. Muhammed'i (Çünkü o, isyanın öncüsü Âdem'in en değerli evlatlarından biridir) gören ve aynı zamanda tarihin en büyük isyancılarından biri olan sûfî şehit Hallâc-ı Man-sûr (ölm. 309/921), İblis'in hem isyanına hem de gayret ve heyecanına ışık tuttuğu eseri Tâvâsîn'in "Ezel ve İltibas Tâsînî" bölümünde şöyle konuşuyor :
    * İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı
    1 Hallâc'dan alınan parçalar ve açıklamaları için bk. Oztürk, Yaşar Nuri, Hallâc-ı Mansûr ve Eseri, (3.
    baskı) İst., (Yeni Boyut Yay.), s. 333-345,
    2
    "Ahmed (Muhammed) ile İblisten başka hiç kimseye iddiacı olmak yaratmamıştır. Şu var ki İblisin gözden düşmesine karşın Ahmed için gözün gözü açıldı."
    "İblise: 'Secde et!' dendi; Ahmed'e: "Bak!" İblis secde etmedi, Ahmed de sağa-sola bakmadı." (Yani ikisi de isyan etti).
    "İblis önce yakarmış, Hakk'm yoluna çağırmıştı. Ama sonunda kendi kuvvetine sığındı. Ahmed ise önce İddiada bulunmuştu, fakat sonunda kendi gücüne bel bağlamaktan vazgeçti."
    "Ahmed şöyle diyordu: Ancak senin yardımınla hareket eder, yalnız senin yardımınla yükselirim."
    "Ey kalplerimizi çekip çeviren
    Seni yeterince övemem ki ben!"
    "Gök sakinleri içinde İblis gibi bir tevhit eri yoktu. Fakat gözden düştü; sonsuzluk yolculuğunda lütuftan uzaklaştırıldı."
    "Tanrı'ya, hiç kimseyi işe katmamak üzere ibadet etmişti. Ve tam bireyciliğe varınca lanetlendi. Ve daha fazlasını isteyince de huzurdan kovulup uzaklaştırıldı."
    "Hak ona: 'Secde et!' demişti. 'Senden gaynya secde etmem!' diye karşılık verdi."
    "Hak dedi: 'O halde, lanetim üzerine dökülecek.' O yine: 'Senden başkasına secde etmem!' diye tekrarladı."
    "İnkârlarım seni takdis
    Aklım, önünde tehvîs (şaşırma)
    Senden ayrı bir şey mi ki Adem?
    Orta yerde kimmiş İblis?
    Senden başkasına yok benim yolum,
    Seni seven boynu bükük bir kulum."
    "Hak, İblis'e sordu: 'Kibirlendin mi?' Cevap verdi: 'Seninle sadece bir lah/alık beraberliğim bulunsaydı bile kibirlenmek ve cebbarhk (ezip horlama, kırıp geçirme) bana yakışırdı. Oysaki ben ezelden beri seni tanıyan biriyim."
    "Adem'den üstünüm ben: Hizmetim ondan kıdemli,
    3
    Şu âlemlerde seni benden iyi tanıyan var mı ki?
    Benim sende muradım, senin de bende muradın var.
    Ve senin beni isteyişin daha eski.
    Ya senden başkasına secde etseydim!"
    "Secde etmeyince aslıma dönmem gerekti. Çünkü sen beni ateşten yaratmışsın. Bu bir gerçek. Ve ateş ateşe dönecek. Sonuç olarak, takdir edip seçme senin elinde."
    "Ne kaldı kopacak, ne var korkacak! Nasıl olsa uzak düşmüşüm sana. Anladım, bir bana, yakınla uzak, Sevgiyle ayrılık olur mu yoldaş? Ayrıldım; ayrılık oldu arkadaş. -Ey tevfiki veren, sana hamd, sena Seçkin bir kul eğilmez başkasına!"
    "İblis ile Hz. Mûsa Tur Dağı'nın yamacında karşılaştılar. Mûsa sordu: 'Ey İblis, Adem'e secde etmekten seni alıkoyan neydi?' İblis cevap verdi: 'Tek Tanrı davası! Eğer Âdem'e secde etseydim senin gibi olurdum. Biliyorsun, sana bir kerecik 'Bak şu dağa!' dendi de (Kur'an, A'raf, 143) hemen bakıverdin. Oysaki bana bin kere secde etmem emredildiği halde, inancıma olan sımsıkı bağlılığım yüzünden Adem'e secde etmedim."
    "Mûsa dedi: 'Fakat emre karşı gelmiş oldun!' Cevap verdi İblis: ' O bir imtihandı, emir değil." Mûsa dedi: 'Ne olursa olsun, sûretini değiştirdiğinde kuşku yok!.."
    İblis konusunu bu anlayışla yani İblis'i tevhit, bağlılık, sebat, atılganlık, ıstırabı göğüsleme, aşk ve sevgide vefa gibi üstün değerlerin sembolü olarak ilk kez gündeme getiren Müslüman düşünür Hallâc'dır. Daha sonra onun bu yaklaşımı, Ahmed Gazâlî (ölm. 520/1126)'de yankılanacak, Aynulkudat'la derinleşecek, Attâr, Mevlâna, İkbal gibi anıt şair-düşünürlerin şiirinde yeni söylemlere vücut verecektir.
    İblis ile Mûsa'ya yaptırılan konuşmada hem şeytan meselesine, hem hayır ve şerrin kaynağı problemine hem isyana hem de diyalektik ve düalitenin yarattığı temel soruya el atılıyor: Kötülük, ikinci bir ilah tarafından yaratılmıyor, onu da tek olan Tanrı, bir takım hikmetlere bağlı olarak kendi iradesiyle varlık alanına sürüyor. Bunun için, şer ve kötünün başı sayılan İblis'e, yerine getirilmeye-
    4
    ceği bilinen bir emir veriliyor, emre karşı çıkılınca da diyalektiğin "antitez", polaritenin "negatif" kutbu vücut buluyor. İkbal bu negatif gücü, "varlığın dişi prensibi olan karanlık" diye tanıtıyor2. Hallâc, bu oluş gerçeğini açıklamak için İblis'i kullanıyor ve Tanrı'nın ona verdiği emri, yerine getirilmesi gereken bir emir değil, İblis'e yönelik bir imtihan olarak sunuyor.
    Şeytanı yapıcı, yüceltici bir güç olarak ilk kez sahneye çıkaran Hallâc burada özgün düşüncelerinden birini sergilemektedir. Hallâc konusunun aşılmamış otoritesi Massignon (ölm.1962), emir ve irade ayrımma dayandırılan bu düşünceyi Hallâc'ın dört büyük orijinalitesinden biri saymaktadır.
    Hallâc'a göre, Allah'ın emri ayrı, iradesi ayrıdır. Allah bir şeyi emredince onu istemiştir denemez. Nitekim, İblis'e: "Secde et!" emrini yöneltmiştir ama iradesi (içsel isteği) kendisinden başkasına secde edilmemesi yönündedir. İblis bunu bildiği ve tevhite aykırı bulduğu için Adem'e secde etmeyi reddetmiştir.
    İblis'in büyük ıstırabının arkasında da bu emir-irade farkı yatmaktadır. Hallâc, emir ile irade arasında kalmaktan doğan bu ıstıraba işaret ederken şu ünlü beyti önümüze koyuyor:
    "Onu suya fırlattı, elleri başı üstünde bağlı
    Ve seslendi ona: 'Dikkat et, sakın ıslanma!"
    İblis'in, bu paradokstan doğan ıstırabı, Hallâc sonrası şairlerce de dile getirilmiştir. Bu noktada, ünlü sufı şair Senai (ölm. 545/1150)nin "İblisin Feryadı" şiirinin altım çizmek gerekir3.
    Hallâc'ın bu kıyamet koparan yaklaşımı, İslam düşünce tarihinde derin izler bırakmış ve art arda bir yığm yeni yaklaşıma vücut vermiştir. Örneğin, Ah¬med Bin Yahya el-Murtazâ (ölm, 840/1337), bu Hallâcî İblis görüşünü peygamberler konusunda şu soruyla yeniliyor: "Resuller ölüme yenik düşürülür-ken İblis'in kıyamete kadar bâkî tutulmasının hikmeti nedir?" Cevap şu oldu: "Kendisinden müstağni kalamayacağımız tek varlık Allah'tır. Nebilere gelince, Allah art arda nebi göndererek insanları tek peygambere bağlı kalmaktan kurtarmıştır. İblis'e gelince, Allah onun yok edilmesinde yarar görseydi elbette onu yok ederdi. Onun kıyamete değin yaşatılmasında bir zarar görseydi elbette onu yaşatmazdı. Demek oluyor ki İblis'in ölümüyle doğacak zarar, yaşamasıyla vücut bulan zarardan daha büyüktür."4
    2 Bk. İkbal,
    The Development of Metaphysics in Persia, Lahor 1964, s. 13
    3 Bu konuda bk. Schimmel,
    Mystical Dimensions of Islam, Chapel Hill, 1975, s. 194-195.
    4 Ahmed b. Yahya b. el-Murtazâ (pim. 840/1337), el-Munye ve'l-Emel, s. 2.
    5
    "Musa, İblis'e sordu: 'O'nu hâlâ hatırlar, anar mısın?' İblis cevap verdi: 'Ey Mûsa, oluşturduğu olayla birlikte yaratılan düşünce hatırlanmaz, hatırlanamaz. Aynı anda hem ben anılıyorum, hem O!"
    Şeytan, kendisinden Allah'a sığınmayı ifade eden istiâze cümlesi (Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım) her okundukça Allah ile birlikte anılmaktadır. Şeytan bunu, bir seçkinlik olarak görmektedir. Ve bu seçkinliğini ifadeye koymaya şu sözlerle devam etmektedir:
    "Zikri zikrim, zikrim zikri, aynıyız,
    Birbirini anan beraberleriz."
    "Hizmetim şimdi daha arı, vaktim daha bol, zikrim daha parlak. Çünkü eskiden O'na kendi zevkim için hizmet etmekteydim, şimdiyse O'nun arzusu uğruna didiniyorum. Biz, engelleme, savunma, zarar ve kâr arzusundan arınmışız."
    Şeytan bu sözleriyle göstermek istemektedir ki, Allah'ın emir gibi görülen o imtihanıyla başlayan devre, aslmda benim O'na karşı çalışma devrem gibi görülür ama işin esası öyle değildir. Bu imtihan, onun gizli arzusuna uygun olarak beni onun çizdiği yönde faaliyetin tam İçine sokmuştur. Övünmeye devam ediyor, daha doğrusu Hallâc, şeytanm konumunu övmeye devam ediyor:
    "Biricik yaptı beni, vecde getirdi. Şaşkınlığa îtti beni ve kovdu: Ki karışmayayım ihlas sahipleriyle. Ağyardan uzak tuttu beni, gayretim yüzünden, değiştirip yeniledi beni, hayretim yüzünden, hayretlere attı beni gurbetim yüzünden. Mahrem tuttu beni sohbetim yüzünden, çirkinleşti rdi beni midhatim (övülmem) yüzünden. Dokunulmaz kıldı beni hicretim yüzünden. Gönül gözüyle görmem yüzünden küstü bana. Vuslatım yüzünden gönül gözüyle görme imkânı lütfetti bana."
    "Ayrılığım yüzünden vasletti (kavuşturdu) beni, arzu ve isteklerimin güçlülüğüyle çetinliği yüzünden fasletti (ayrılığa mahkûm etti) beni." -
    "O'mın hakikati üzerine yemin olsun ki ne tedbirde hata ettim ne de takdiri reddettim. Tasviri değiştirmeye kalkışmış da değilim."
    "Bu oluşlarda benim kudretimin de etkisi vardır."
    "Bana ebedler boyu ateşiyle azap etse de O'ndan gayrısına eğilmem. Ne bir kişi önünde secde ederim ne de bir ceset huzurunda diz çökerim. Ne oğul tanırım ne karşıt; davam sadıklar davasıdır."
    "Aşk konusunda gerçek bağlılardanım ben!"
    6
    "Bir adı da Azâzîl olan şeytan hakkında çok şey söylenmiştir. İşte onlardan biri: 'O, hem göklerde hem yerde daı (çağırıcı) idi. Gökte, meleklere daîlik yapmaktaydı; onlara iyilikleri, güzellikleri gösteriyordu. Ve yerde, insanların dâîsidir; ama onlara çirkinlikleri, kötülükleri gösteriyor..."
    "Çirkini tanımayan, güzeli hiç tanıyamaz."
    "İblis ve Firavun'la fütüvvet (gençlik, atılganlık, asalet, sadakat ve fedakârlık) konusunda tarüştım. İblis şöyle dedi: 'Eğer secde etseydim fütüvvet benden uzaklaşırdı.' Firavun da şöyle konuştu: 'Ben O'nun resulüne mansaydım fütüvvet makamından düşerdim.' Ben de şöyle dedim: 'Sözümden ve davamdan dönseydim fütüvvet yaygısından dışarı atılırdım."
    İblis, kendisinden başkasını 'gayr' görmeyince, 'Ben ondan üstünüm!' dedi.
    Ve Firavun, toplumu içinde hakla bâtılı ayıracak olanı tanımayınca: 'Sizin için benden başka herhangi bir ilah tanımıyorum!' (Kur'an; Kasas, 38;Zühruf, 51) dedi."
    "Ben dedim ki: 'Eğer O'nu tanımıyorsanız eserlerini tanıyın. İşte o eser benim! Ben, hakkım, hakla hak olarak ebediyen devam edeceğim!"
    "Dostum ve üstadım, İblis ile Firavun'dur!"
    Hallâc, sözüne bağlılık ve davasında atılganlık sembolü olarak İblis ile Fi-ravun'u görüyor ve bu açıdan onları üstat ve dost kabul ediyor. Bunu ne için yaptığını da şöyle açıklıyor:
    "İblis, ateşle tehdit edildiği halde davasından dönmedi. Firavun da öyle. Denizde boğuldu da iddiasından yine vazgeçmedi. Ve asla aracı kabul etmedi."
    Hallâc'ın bu tezi, İblis için geçerlidir ama Firavun için geçerli değildir. Çünkü, Yunus Suresi 90-92. ayetlerin açıkça bildirdiğine göre, Firavun deniz suları üstüne çullandığında tövbe etmiş ve: 'Musa'nın Rabbi'ne İnandun!' demiştir. Yani önceden reddettiği o aracıyı, Musa'yı kabul etmiş, onun gösterdiği Tan-n'ya imanını dile getirmiştir. Ama İblis, ebedî lanet ve acı bir azapla tehdit edildiği halde Allah'a secdeyi bir başka varlıkla paylaşmayı asla kabul etmemiş, yani davasma gölge düşürmemiş, böylece saf ve katıksız tevhidin tek temsilcisi olduğunu kanıtlamıştır. Hallâc, imanını lekelememe konusunda İblis'in işte bu kararlılığını İzlediğini şu sözlerle ifadeye koyuyor:
    "Ve ben, öldürülsem, asılsam, elim-ayağım doğransa yine dönmem sözümden.!"
    7
    Ve aynen öyle olmuştur. Eli-ayağı doğrandığı, kafası kesilip cesedi yakıldığı halde 'Ben hakkım' (Ben yaratıcı gerçeğin bir tecellisiyim) sözünden dönmemiştir.
    "İblis'in adı, Tanrı'nın adından türemişti; sonradan, Azazîl şekiinde değiştirildi."
    "Azâzîl kelimesindeki 'Ayn' İblis'in gayesinin ululuğuna, 'Zâ' gayre-tindeki değerin artışının fazlalığına, 'Elif ülfetinin büyüklüğüne, ikinci 'Zâ' makamı için gösterdiği zühde, 'Ya' kendi ululuk ve yüksekliğine sığınmasına, 'Lam' ıstırap ve imtihandaki mücadelesine işarettir."
    Hallâc'ın Azâzîl sözcüğünün harflerinin, sırasıyla şu kelimelerin baş harfleri olduğunu düşünüyor: "Ulüvv" (yücelik), "ziyade" (fazlalık, artış) ve "zühd" (iğreti-ölümlü şeylere değer vermeme), "ülfet" (dostluk, sıcaklık, vefa), öz benliğe âidiyet (Ya-i nisbenin yorumu), "cedel" (diyalektik, tartışma ve mücadele).
    Azâzîi'in etimolojik yapısı konusunda neler söylenebilir?
    Yahudi-Hıristiyan kaynaklarda azazei, azael, hazazel şekillerinden biriyle geçen ve Arapça'ya azâzîl şeklinde yerleşen bu sözcük "Tanrı'mn kuvvetlendirdiği" anlamındadır. Bundan da anlaşılır ki İbranî gelenek de İblis'i, Tan-rı'ya karşı bir kuvvet olarak değil, Tanrı'nın belirli hikmetler yüzünden ortaya sürdüğü bir kuvvet olarak görmektedir. İbranî gelenekteki İblis-azâzîl anlayışının ayrıntılı tanıtımı, Yahudilerin ünlü Enoch (Hanuk: İdris) kitabında yer almaktadır. Burada azazîl ve iblis sözcükleri aynı kötülük prensinin değişik adlarıdır. Sonuçta her ikisi de şeytandır.5
    İbranî-Eski Ahit İblis anlayışı, aynen İslam'daki gibi, hayır ve şer için iki ilah düşünmeyi engellemek üzere, İblis'i Tanrı'mn bir emir eri gibi tasavvur etmektedir. Yani İblis meselesinde bir düalite değil, Tanrısal plan söz konusudur. Russell'ın "İbranî şeytan kavramı düaliznıe yaklaşır" (Russell; Şeytan, 257) sözünü ihtiyatla karşılamak gerekir. Bana göre, durum bunun tam tersidir: Azâ-zîl-İblis, tanrısal planın bir enstrümanı, Tanrı'mn bir piyonudur. İki kutuptan oluşan varlık ve oluş gerçeğinin hayır ve şer kutbu aynı kuvvette geçerli ve anlamlıdır. Ancak insandan istenen, hayır kutupta yer almasıdır. Bu gerçek, ünlü Türk sûfî düşünürü, Ahmed Amîş el-Halvetî (ölm. 1920) tarafından şöyle ifade edilmiştir: "Rabbim, hayrın da haktır, şerrin de ama bu kulundan şerrin zuhur etmesin!"
    S Bk; Jeffrey Burton Russell, Şeytan (çeviri), İstanbul (Kabala yay.), 1999, s. 240.
    8
    Mevcut Tevrat, biri Tanrı'ya, ötekisi Azâzîie sunulacak iki kurban keçiden söz etmektedir. (Levililer, 16/8-10) Kurban keçilerden ikincisi yani azâzîie sunulanı İsrailoğullarrmn günahlarını çöle taşıyan bir araçtır. Günah keçisi deyimi de buradan gelmektedir. Tam bu noktada, modern satanizmde keçinin tuttuğu yeri ve oynadığı rolü hatırlamamız gerekir.
    Azazil sözcüğünü tahlilinden hareketle, Hallâc'ın gözünde İblis'in, şu değerlerin temsilcisi ve kararlı bir savunucusu olduğunu söyleyebiliriz:
    1. Gayelerin, ideallerin yüksekliği,
    2. Dürtü ve heveslerin yüksek düzeyli oluşu,
    3. Kuvvetli, vefalı dostluk,
    4. Zühd, fedâkârlık, cömertlik,
    5. Kendi imkanlarıyla iş görme, başkalarının himmet ve desteğine sığınmama,
    ö.Istırap, mücadele.
    "Tanrı, İblis'e sordu: 'Secde etmiyor musun ey boynu bükük pejmürde?" Cevap verdi İblis: 'Ben, aşıkım, aşık her zaman boynu bükük ve pejmürdedir. Bak, böyle olduğunu sen de söylüyorsun. Oysaki o apaçık konuşan kitapta okuduğuma göre, benim aleyhime iş yapılamaz. Bu nasıl oluyor, ey Zü'l-Kuvvetil-Metîn? (Ey sarsılmaz gücün sahibi)."
    "Sen beni ateşten yaratmışken nasıl eğilirdim dem'e? O ki yaratıldığı şey, çamurdur. Uyuşmayan iki şey ateşle çamur!"
    "Ben hizmette ondan eskiyim,
    Kıymette ondan ulviyim,
    İlimce daha bilgiliyim,
    Ömrü uzun olan da benim."
    "Hak ona şöyle dedi: 'Seçme yetkisi bende, sende değil!' Cevap verdi İblis: 'Seçmelerin, takdir etmelerin tümü senin! Benim seçimim de senin. Evet, benim için de sen seçtin, ey her şeyi Yaratan-Yapıp eden! Adem'e secde etmemi emrettiğin halde irade etmemekle beni engelleyen de sensin!"
    "Sözlerimde hata ettimse uzaklaştırma beni senden! Çünkü yakarışları işiten sensin! Ona secde etmemi düeseydin elbette ki bu emre itaat ederdim."
    "Arifler İçinde seni benim gibi iyi tanıyan birini bilmiyorum."
    9
    "Ey dostum! Ona Azâzîl denmiştir. Çünkü o azledildi. Daha doğrusu o, öz saltanatı içinde azledilen biriydi. Başlangıcından sonuna varamadı; çünkü nihayetinden çıkamadı mülk ve saltanatının."
    Ünlü sahabi müfessir Abdullah İbn Abbas (ölm. 68/687) şu kanıdadır: Azâzîl, İblis'in, melekler arasından kovulmadan önceki adıdır. O zamanlarda İblis yeryüzünde bulunuyordu ve meleklerin ilimde en yükseği idi. Kibirlenmesi bu yüzdendir. Yine İbn Abbas'a göre, İblis, meleklerin yeryüzünü imarla görevli olan cin takımmdandrr.6
    Anlaşılan o ki, İbn Abbas, yani Asrısaadet'in en büyük Kur'an yorumcusu sayılan hirsalıabî bile, İblis'in son tahlilde, yeryüzünde yapıp edici, değer üretici bir güç olduğunu kabul ediyor. Hallâc'dan, yaklaşık üç yüz yıl önce...Hallâc'ın İblis görüşü, İbn Abbas'ın birkaç cümle ile ifade edilen görüşünün, şairane bir açılımı olarak görülebilir. Bununla beraber Hallâc, İblis'e şu ithamı yöneltmekten geri kalmıyor:
    "Onun ortaya çıkışı, fesat ve fitnesinin şaşmazlığmda ters dönmüş, heyecanının ve yanarcasına kızgınlığının ateşiyle şûlelenmiştir."
    Ünlü Hallâc yorumcusu Ruzbihan Baklî (Ölm. 606/1209) İblis ile ilgili bu paragrafı şöyle yorumluyor: "İblis, başlangıçta nardan (ateşten) nura (ışığa) geçmişti; ancak nuru ödünç idi. Bu yüzden ters dönüp yeniden nara geçti..."'
    "Onun sert ve katı toprağı, kısırlaştırıcı ve ayıklayıp soyucudur. Onun gafil yakaladığı elden gitmiş, onun eline düşenin işi bitmiştir."
    "Tevhit yolunun en seçkin sözcüleri onun kapısında dilsiz düştüler; ârifler öğrendiklerinden ve öğrettiklerinden utandılar. Onlar içinde secdeyi en iyi bilen yalnız oydu. Varlıkların, gerçek varlığa en çok yaklaşanı, en çok gayret göstereni o, ahdine en vefalısı, Tanrı'ya en yakın olanı oydu."
    "Melekler Adem'e secde ettiler, müsaade üzerine. Ve İblis secde etmemekte direndi: Uzun bir zaman geçirmişti müşahede (Tanrı'yı görme) üzerine."
    Hallâc'ın bu son cümlesi, büyük yorumcusu Baklî tarafından şöyle açıklanmıştır: "İblis'in bu müşahedesi, melekut alemini (ruhsal âlemi) müşahede idi; Tanrı'yı müşahede değil. Eğer Tanrı'yı müşahede olsaydı, onun için 'Kâfirlerden oldu' (Bakara, 34) denmezdi."8
    6 Bk. Taberi. Ebu Cafer Muhammed b. e]-Cerir Tarihu'İ-Umemi ve'l-Mulûk, Beyrul 1967, 1/86.
    7 Baklî, Ruzbihan eş-Şirazî, Şerhu'$-$aihıyyat, Tavâsîn, Ezel ve İltibas bölümü, Tahran Paris (H. Corbin
    nşr.) 1966,
    8 Baklî, Şalhıyyat, aynı bölüm
    10
    Ne ilginçtir ki, Hallâc'rn, hamle, kararlılık ve yaratıcılığın bir tür sembolü gibi gösterdiği İblis hakkındaki son sözleri, onu kibir ve inadına yenik düşen bir sapık olarak göstermektedir. Şöyle diyor:
    "Nihayet işleri karmakarışık hale geldi. Kötü zanlara kapılmıştı. 'Ben ondan üstünüm!' diye tutturdu. Örtüler arkasında kaldı; toprakta kıvranıp durdu. Azap gerekli olmuştu artık. Ebedler boyu azap..."
    Bu sürpriz bitiş, Baklî tarafından şöyle değerlendiriliyor: "İblis, görünüşte davasına sadakatinden öyle davranmıştı. Ama durum bunun aksinedir: Onun böyle davranması iç aleminin tevhidin aksine seyretmesindendîr. Ortada Adem-İblis diye bir ayrım yoktu ki...'Orta' diye bir şey yoktu kL.Eğer gerçek tevhit ehli isen Allah'a kafa tutmak da ne demek oluyor?! Gerçek tevhit ehli, kafa tutmak şurada kalsın, Hakk'ın kudretinden başka bir şey göremez."9
    II. Ahmed Gazâlî: Aşk Üstadına Saygı
    Tam adı Mecdüddin Ebu'I-Fütûh Ahmed b. Muhammed el-Gazâlî olan Ahmed el-Gazâlî (ölm.520/1126)nin ana eseri "Sevânihu'l-Uşşak" , İblis ve aşk meselesinde onun en sadık ve seçkin öğrencisi olan şehit veli Aynulku-dat Hemedânî (525/1131) tarafından "Lavâih" adıyla Farsça'ya çevrildi. Ahmed Gazâlî'nin İblis'le ilgili düşüncesinin kısa özeti şudur:
    "Tevhidi İblis'ten öğrenmeyen zındıktır."10
    Gazâlî için İblis, aşk ve sebatın elle tutulur tek örneğidir. Allah'ın "Adem'e secde et!" emrine karşı çıkışı da Allah'a olan bağlılık ve aşkınm bir zorlamasıdır. Böyle bir olgu, İblis'i ne tevhit dışına çıkarır ne de ondan tevhit dersi alınmasına engel olur. Tam aksine, bu olgu İblis'i tevhit meselesinde esas öğretici ve örnek konumuna yükseltir.
    Gazâlî'nin, İblis'i aşk üstadı olarak öne çıkaran görüşü, kendisinin en seçkin öğrencisi olan Aynulkudat Hemedânî tarafından çok daha ileri boyutlara götürülerek temsil edilmiştir. Aynulkudat'm, üstadı Gazâlî'den bir farkı da şiirdeki derinliğinin ve felsefî konuları şiir yoluyla ifade edişteki üstünlüğüdür.11
    9 Aynı eser, aynı bölüm.
    10
    Massigno
    n Louis, Recueil de Textes Inédits Inédits Concernían l'Histoire, de la Mystique en Pays d'Islam,
    s. 96.
    11
    B
    u konuda bk, Schimmel, The Mystical Dimensions of Islam, s. 196.
    11
    III. Âynulkudat Hemedânî: İblis ve Mustafa Sırrı
    Gazâlî'nin en seçkin öğrencisi olan Âynulkudat Hemedânî, üstadı Ah-med'i "Efendim, rehberim ve sultanım" diye anmaktadır. O, İblis'le ilgili düşüncelerini daha ilerleterek ve daha açık bir dille ifade ederek topladığı husumet yüzünden 33 yaş gibi genç bir çağında, Hemedân'da derisi yüzülerek katledildi. Cesedi, ders verdiği medresenin girişinde bir süre asılı tutulduktan sonra üzerine yağ dökülerek yakıldı.
    Âynulkudat, İblis'le ilgili düşüncelerini Temhîdât adlı Farsça eserinde sergiler. Bu eserin özellikle onuncu bölümü, göklerin ve yerin esasını Mu ham-med Mustafa ile İblis ışığının oluşturduğunu anlatır. Temel fikir şöyle ifade edilmiştir: "Göklerin ve yerin esası ve bunların dayandıkları gerçek iki ışıktan ibarettir: Muhammed Mustafa'nın ışığı, İblis'in ışığı..."12
    Aynulkudat'a göre, aşk, iddia ve erdiriciliğin iki temel temsilcisi vardır: Hz. Muhammed, İblis. Gerçeğe varmak için bu ikisini rehber edinmek gerekir. Rehber edinmek, mutlaka uymayı gerektirmez. Kendisine uyulmaması gerektiğini bize anlatan kişi veya güç de bir rehberdir. Tabiî ki birincisi keyifli bir rehber olurken ikincisi zorluklara, sıkıntılara, keyifsizliklere dayanmayı gerektiren bir rehberdir. Şeytanın böylesine suçlanmasının sebebi belki de budur.
    Yeni Ahit'te ve buna bağlı olarak Hırisityan teolojide İblis, İsa'nın karşıtını, daha doğrusu karşıt ilkesini sembolize eder. Hallâc-Gazâlî-Hemedânî sisteminde de İblis, Muhammed'in karşıtı olan ilkenin sembolüdür.
    Gerçeğin, cemal (güzellik, mutluluk, rahatlık, rahmet) şeklinde tecellisi Muhammed Mustafa'dadır ki o "Biz seni âlemlere rahmet olman dışında bir şey için yaratmadık." (Enbiya, 107) ayetinde ortaya konmuştur. Aynı gerçeğin celal (çirkinlik, kahır, ıstırap ve mutsuzluk) tecellisi İblis'te vücut bulmaktadır ki o, "Lanetim kıyamet gününe değin senin üstündedir." ayetinde ifadeye konmuştur.13
    Aynı gerçek İblis'te dalâlet, Hz. Muhammed'de rahmet ve hidayet şeklinde tecelli etmektedir. Bu ikisi gerçeğin varlığı ve fonksiyonel olması için kaçınılmazdır. Bunların birini iyi, ötekini kötü ilan etmek bizim kısır bakışımızın bir sonucudur. Esasta bu ayrımlar mecazîdir; gerçeğin özüne-ruhuna ilişik değillerdir.
    Tanrısal aşkın bütünlüğü, Hz. Muhammed ile İblis'in birlikte düşünülmesi ve yüceltilmesiyle ele geçer. Onlar, çift kutuplu gerçeğin karşılıklı uçlarıdır;
    12 Âynulkudat, Temhîdât, Tahran 1341, s. 258.
    13 Aynı eser, s. 73.
    12
    biri ötekisiz düşünülemez. Ezelden ebede, tüm oluş ve erişler iki nurun aydınlığıyla gerçekleşir: Muhammed Mustafa'nın nuru, İblis'in nuru...14
    İblis-Muharnmed ilişkisi dertle deva ilişkisine benzer. Tekamül için bu ikisi de gereklidir. İblis'ten dertlenen Mustafa'dan deva bulur. Bu, bu şekilde devam edip gider.
    İblis küfrü, Mustafa imanı sembolize eder. Küfür ile iman da birbirine muhtaçtır. Küfür fenayı (ölümlülüğü) iman bekayı (sonsuzluğu) temsil eder. Ve fena olmadan beka anlaşılmaz.15
    Yaratıcı tek olduğuna göre ışık ve iman gibi karanlık ve sapıklık da Tan-n'nın mahlûkudur. Bu mahlûklardan biri (hidayet) Muhammed'e, ötekisi (dalâlet) İblis'e havale edilmiştir. Yani Muhammed de İblis de Tanrı'nın verdiği görevi yapmaktadır.
    Aynulkudat'ın hareket noktası şudur: Tanrı'nın isimleri zıtlık ilkesine göre düzenlenmiş isimlerdir. Bu isimlerin her biri kendisinin zıddıyla bilinir. Bu isimlerin, varlık ve oluşta cemal ve lütuf ifade edenlerini Hz. Muhammed, celal ve kahır ifade edenlerini İblis temsil etmektedir. O halde İblis de Muhammed kadar gereklidir.16
    Bu noktada insanın durumu da diğer varlıklardan çok farklıdır. Diğer varlıkların her biri tek görev yapmak üzere şartlanmıştır. İnsan ise özgürlüğü kullanmak üzere şartlanmıştır. Onun için seçme imkan ve yetisi insanın bir tür mecburiyetidir. Her varlık bir şeye müsahhardır, yani yaratılıştan mecbur ve mahkûm edilmiştir; insan da özgür seçme imkanım kullanmaya müsahhardır. Su için söndürmek, ateş için yakmak nasıl onların doğası ise insanın doğası da özgürlüktür. İnsan bunun için sorumludur; ürettiği işleri kendisi yarattığı için değil.
    O halde İblis de, tıpkı Mustafa gibi Tanrı'nın iradesine uygun olarak görevini yapıyor. Bu görevin dalâlet (karanlık ve sapıklık) kutbunda olması İblis'i görev yapmayan varlık durumuna düşürüp Tanrı'nın iradesi dışına çıkarmaz.17
    Tam bu noktada bir Kur'ansal gerçeği ifadeye koyalım: Kur'an'da, Allah'ın yani göklerin ve yerin nuru olan (Nur Suresi,) ışığın isim-sıfatları yani Es-mâü'f-Hüsna (eğer tamlama şeklindekileri de sayarsak) 99'dur. Kur'an'da, göklerin ve yerin karanlığı, karanlık ilkesinin kotarıcısı olan şeytanın adı da tam 99 kez geçiyor: 88 yerde şeytan kelimesiyle, 11 yerde İblis kelimesiyle.
    14 Aynı eser, s. 30.
    15 Aynı eser, s. 232-233.
    16 Bk. Hamit Algar, "Eblis", Encyclopaedia Iranica, 7/656-661.
    17 Aynı eser, s. 189-190.
    13
    Bir başka ürpertici gerçek de şudur: Kur'an'da melek kelimesi de tam 88 yerde geçmektedir. Melekler, "Allah'ın kendilerine emrettiği konularda asla isyana gitmezler, kendilerine emredileni yerine getirirler." (Tahrim, 6) Yani onlar Rahman'ın ışık ilkesini işletmede görev yapan emir erleridir. Şeytan ise, yine aynı Rahman'ın karanlık ilkesini işletmede görev yapan emir eridir. Ve Kur'an, bu iki prensip arasında 88'e 88 bir eşitlik olduğuna dikkat çekmiştir. Yani, yaratılışı özgürlükle eşitlenmiş insan, eşit güçte iki merkezin ortasında-dır. Kendi seçimiyle bu yana veya öteki yana gidecektir.
    Tartışmasız olan şudur: Sonuçta, Tanrısal plandan baktığımızda bir düali-te (ikilik, iki ilahlılık) yoktur. Tek ilah, tek Yaratıcı esastır. Işık ve karanlık kuvvetleri O'nun emrinde, onun planına uygun olarak hareket etmektedirler.
    İnsanın farkı, kendisine ışık veya karanlık kutupta yer alma karakteri verilmek yerine, seçim karakteri verilmiş olmasıdır. İnşam sorumlu kılan ondaki özgürlük, serbest seçim fıtratıdır.
    Tanrı, İblis'e verdiği laneti de tıpkı Âdem'e verdiği ruh gibi kendine nispet etmiştir, dem için ""Ona ruhumdan üfürdüm" demiş, İblis için de "Lanetim üzerine olacak" buyurmuştur. Gerçek olan şu ki Âdem'de de İblis'te de Tanrı'dan bir şey vardır. Birinde celal, birinde cemal...18
    Mustafa da Tanrı'dan bir ışıktır, İblis de. Fark şu ki, Mustafa Tanrı'nın nurundan bir ışık, İblis ise Tanrı'nın narından (ateşinden) bir ışıktır. Nitekim Cenabı Muhammed Mustafa şöyle buyurmuştur: "Allah benim ışığımı kendi izzetinin nurundan, İblis'in ışığını ise yine kendi izzetinin narından yaratmıştır.""
    Tanrımıı Rahman ve Rahîm (seven, esirgeyen, bağışlayan) sıfatları olduğu gibi Cebbar (zorlu, dilediğinde ezen) ve Mütekebbir (yüceliğin mutlak sahibi) sıfatları da vardır. Muhammed bu sıfatların Rahman ve Rahîm olanına, İblis ise Cebbar ve Mütekebbir sıfatlarına mazhar kılındı. Yani Mustafa'da rahmaniyet, İblis'te cebbariyet tecelli etti. Unutulmaması geren şu ki bu tecellilerin ikisi de haktır.20
    Tanrı, melekler âlemine açık bir biçimde "Âdem'e secde edin!" emrini verirken, görünmeyen âlemin derinlerinden İblis'e: "Benden başkasına secde etmeyin!" diye seslendi.21
    18 Aynı eser, s. 225-226.
    19 Aynı eser, s. 267.
    20 Aynı eser, s. 227.
    21 Aynı yer.
    14
    Bu anlayış daha da ileri götürülmüştür: 17.yüzyılın başlarında yaşayan bir Bengalli şair, Seyyid Sultan, kaleme aldığı İblisnâme'de şunu savunuyor: Allah, şeytanı lanetledikten sonra bile, meleklere, üstadlan olan İblis'i takdis etme emrini vermiştir. O gerçi bizatihi melek değildi ama meleklere hocalık yapmıştı. Melekler üstadlarına saygıda kusur etmemelidirler.
    Seyyİd Sultan'nm bu tezi desteklemek için yaptığı şu benzetme ise gerçekten şaşırtıcıdır. Ona göre, meleklerin lanetlenmiş İblis'i takdis emri almaları, bir müridin kötülükler sergileyen şeyhini yüce bilmek zorunda olmasma benzer. Mürit, şeyhi gerçek bir İblis de olsa ona itaat ve sadakat zorundadır.22
    Tıpkı İblis gibi, Mustafa'nın da günahı vardır. Eğer olmasaydı Tanrı onun için "Allah senin geçmiş ve gelecek günahını affetsin..." (Fetih Suresi, 2) şeklinde hitap gelir miydi? Fark şuradadır: İblis'in günahı İblis'in Tanrı'ya aşkıdır; Mustafa'nın günahı ise Tanrı'nın ona aşkıdır.23
    Fütüvvet ve aşk yolunun en büyük iki yolcusu Mustafa ile İblis 'tir. Diğerleri bu yolun sadece tıfıllarıdır. Oluş ve erişin tüm iniş-çıkışları, tüm dava ve kavga Mustafa ile İblis arasında dönüp duruyor...24
    Tanrı'ya ancak aşk sayesinde ulaşılır. Ve İblis'i dışlayarak ne aşkı, ne Tanrı'yı ne de hayatı ve gerçeği tanıyabiliriz. Tanrı'ya aşk iki parçaya bölünüp biri bir ere, diğeri bir başka ere verildi. Birinci er Mustafa, ikincisi İblis'tir. Mustafa'ya verilen aşktan bir zerreye sahip olan mümin hale gelir. İblis'e verilen aşktan bir zerreye sahip olan ise ya kafir, ya mecusi, yahut da putperest hale geliverir—Müslümanlıktan putperestliğe kadar bütün yollar Tanrı yolunun değişik konak yerleri, değişik menzilleridir.25
    IV. Muhammed İkbal: Yaratıcı Benlik Ateşi
    Son birkaç yüzyılın en büyük Müslüman düşünürü sayılan Muhammed İkbal (ölm.l938)'in şeytan anlayışında, diğer konularda olduğu gibi, Mev-lâna'nm rolü belirleyicidir.
    Mevlâna'ya göre, İblis takdis edilecek bir varlık değil, acınacak bir varlık olarak öne çıkarılmalıdır. O, tek gözlüdür. Adem'in içindeki hazineyi görememesi de bundandır. Aslında o aşkı bilmemekte, tek gözünün saplandığı zekayı, aklı her şey sanmaktadır.
    22 Bk. Schimmel, The Mystical Dimensions of İslam, s. ¡93; Gabriel's Wing, s. 208.
    23 Aynı eser, s. 229.
    24 Aynı eser, s. 223.
    25 Aynı eser, s. 284-285
    15
    İblis kurnazdır ama, aşktan yoksun olduğu için hem kendine hem de başkalarına acı vermektedir. O, umutsuz, çaresiz, yalnız, ayrılık derdiyle melankolik hale gelmiş bir bahtsızdır.
    İblis'in İkbal'de büründüğü renk ve desenler, kendinden öncekilerden büyük ölçüde farklıdır. O bir yerde İblis anlayışının omurgasını veren şu Farsça mısraı önümüze koymaktadır:
    "Zîrekî'z İblis o ışk ez dem est:"
    "Akıl İblis'ten, aşk dem'dendir."
    İkbal, aşkla Adem'i, akılla İblis'i eşitleyen bu yaklaşımını garip bir yolculuğa çıkarır ve şu noktaya vardırır: Akıl Batı'nın karakteristiğidir, aşk Doğu'nun.26 Çünkü İkbal şöyle düşünüyor: Allah dünyanın Batı'smı İblis'e verdi, Doğu'yu kendine ayırdı.
    İkbal'in, bütün dehasına rağmen, burada, Batılı sömürgecilere duyduğu öfkeden evrensel ilkeler çıkarmaya kalkarak yanıldığım ve bütün ruhuyla bağlı olduğu Kur'an'ın onaylamayacağı bir tespit yaptığını söylemek zorundayız.
    İkbal'in İblis anlayışı üzerinde bir hayli yazılmıştır. Biz onun İblis anlayışı hakkındaki değerlendirmemizi, "Hallâc-ı Mansûr ve Eseri" adlı çalışmamızın "Hallâc'ın Etkileri ve İkbal" bölümünde aynntıladık. Burada tekrara gitmeyeceğiz.
    İkbal'in İblis anlayışını merak edenlere, anılan eserimizin o bölümüyle İkbal'in ana eseri "Câvidnâme"nin en hayatî bölümü saydığımız "Müşteri Feleği" bölümünü okumalarını önereceğiz.
    İkbal'in İblis anlayışı ile ilgili Batı dillerindeki çalışmaları tanımak bakımından Schimmel'in değerli eseri "Gabriel's Wing" özel bir önem taşımaktadır.
    26 Bk.
    Schimmel
    , Gabriel's Wing, Leiden 1963, s. 136.