“Atatürk Bursa’ya bir akşamüstü gelmiş, köşke çıkıncaya kadar hava iyice kararmıştı. Tabii bu durumda kendisi bizim pek münasip ve isabetli bulduğumuz koruma tertibinin farkına varmamıştı. Ancak ertesi gün şehre inişinde vaziyeti yani yolun süngülü nöbetçilerle sarıldığını görmüştü. Köşke dönüşünde beni çağırmış. Gittim, ayaktaydı, kırgın ve kızgın görünüyordu. Yüzüme dikkatle bakarak sordu:
-Yoldaki hal nedir?
Birden bire şaşırmıştım, cevap veremedim. Sözüne devam etti.
-Sen olsan ve buraya gelip benimle görüşmek istesen, iki yanı süngülü askerlerle tutulmuş bir yoldan geçmek hoşuna gider miydi?
Kekeledim.
+Efendim bu tedbir yalnız siz geçerken alınıyor.
-‘Nasıl olursa olsun iyi bir şey değil. Esasen buna lüzum da yoktur, bir daha yapılmamalıdır, hatta kapıdaki resmi elbiseli polisleri de istemem. Lazımsa onların yerine siviller kullanırsınız. Hiç unutmayın alınacak koruma tedbirleri halkı hiçbir suretle ürkütmeyecek ve rencide etmeyecek şekilde olmalıdır.’ emrini verdi.”