Kapağı zümrüt desenli
Bir kitap gibisin kitaplığımda
Gözlerinde uçuşan imgeler
Henüz yazılmamış bir şiirden
Yasaklanmış dizeler söyler
İşte sen işte resmin
Yağmurun sofrasına kurulmuş
Uğultulu bir orman gibisin
Gülüşün pembelere vurur beni
Duruşun yeşile boğar
Söyler misin
Bu renk cümbüşünde neredesin
Hayaller dünyasında evlilik aşkla ilgiliydi. Gerçek dünyadaysa siyasetle. Siyaset sözcüğü çok sayıda anlam taşırdı ama bunları çoğu şu şekilde özetlenebilirdi: Bu soylulara ve (gönülsüzce de olsa) çok zenginlere özel bir mesele. Köylülere değil.
Şiir hâlâ sahte bir marazîlik telâkki edildikçe ve kafa şişiren vezinlerin gülünç tamtamlarının hasıl ettiği rakslara büründükçe şairin vaziyeti, delilik taklidi yapan bir soytarıdan başka bir şey değildir. Cemiyet şiire bir sahtelik, birsnobisme, bir gülünçlük vermiştir. Gûya bütün maddî menfaatlerin üstünde bir nevî eflâtuni ve melekâne, masûm arzular tahayyül edilmektedir. Meselâ şair çiçeği sever görünür de, daha çok sevdiği ve şapır şupur yediği meyvalardan çokluk bahsetmez. Kuzuları anlatırken onların etlerini yiyebilecek bir tiynette olduğuna ihtimal verdirmez. Gökler, dereler, penbe ufuklar ve zümrüt çayırlar ilh... hep şairin eflâtunî aşklarını terennüm eden tasvirlerdir. O, ağlamış yüzlü, benzi sararmış, gönlü kararmış, hülyalı ve rüyalı bakışlı birzavallıgörünmekten hoşlanır. Şiir ekseriya mürahik genç kızların tavan aralarına kapanarak okuyup okuyup ağlamaları lâzım gelen bir ağrazının taklidinden ibarettir.
Başkaları ne söylerse söylesin ya da ne yapıyorsa yapsın, "benim iyi olmam gerekir." İster altın, zümrüt veya mor rengin şöyle söylemesi gibi: "Kim ne derse desin ya da ne yaparsa yapsın, ben rengini yitirmeyen bir zümrüt olacağım."