Çok azı neşeliydi. Çoğu bitkin ve usanmıştı. Birbirine değmeden ilerlemeye çalışan onlarca insan… Bir makine bandında, programlanan yere sürüklenen onlarca mamul gibi… Umut ve yaşama dair öncelikleri ellerinden alınmış, ruhları çekilmiş bedenleri ile her gün aynı doğrultuda gidip gelen bir sürü.
Ertesi gün yeni bir gün doğacaktı. Bir daha hiçbir zaman eskisi gibi bakamayacağım tabiat uyanacaktı, çiğ damlalarının ıslattığı ağaç dalları kendini güneşe verecekti iştahla. … Bir rüzgar esecekti, dallarda tüm gücüyle tutunmaya çalışan son yapraklar da düşecekti.
Birimiz anlatmadıkça diğerimiz sormadı. Buna rağmen beni çözmek için onlarca soru dayatan insanların tersine ona neredeyse her şeyimi anlatmıştım. Kör bir kuyuya bağırır gibi anlattığım onca şey Ayla’yı hüzünlendirirdi. Benim için üzüldüğü kadar kendine de üzülürdü ki bunca şeyi anlatmam onu gerçek anlamda hayatıma almayacağım anlamına gelirdi.