Ada'daki Ev

8,0/10  (1 Oy) · 
4 okunma  · 
1 beğeni  · 
499 gösterim
Sevmek, kaybetmek, bırakmak...
Nilüfer Kuyaş'ın ikinci romanı Ada'daki Ev, ayrılış travması üzerine yürek burkan bir hikâye. Kuyaş, ilk romanı Yeni Baştan gibi bu kitabında da Türkiye'nin siyasi çalkantılarla dolu bir dönemine bakıyor.
Romanın kahramanı genç kadın ülkesini terk etmek üzeredir, son birkaç ayını geçirmek için Ada'da ev kiralar. Ancak bu ev, çok geçmeden ona gitmenin kolay olmayacağını gösteren karanlık, korkulu bir yere dönüşür.
Ada'daki Ev, büyük, güzel ama olanaksız bir düşü gözler önüne seren önemli bir yapıt.

"Nihayet eve girdiğinde aynı his geri geldi. Başka birisi daha vardı odada.
Lambayı açmak üzere uzanmıştı ki o saniye gördü ve ne gördüğünü anlamamak için beyni bir süre durdu.
Gerçeklikten kaçmaya çalıştı, bir gölge oyunudur, diye umutlandı. Ama değil."
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Eylül 2011
  • Sayfa Sayısı:
    488
  • ISBN:
    9789750713743
  • Yayınevi:
    Can Yayınları
  • Kitabın Türü:
Aykut 
 29 Ağu 20:35, Kitabı okudu, 9 günde, 8/10 puan

Nilüfer Kuyaş ile tanışma kitabım Ada’daki Ev. Roman, günümüzden yaklaşık 35 yıl öncesinde; ihtilal dönemlerinde geçiyor. Esra adlı baş karakterimizin gözünden o dönemin çalkantılarını ve aksaklıklarını görüyoruz. Kitabın ana teması bu değil tabii ki, fakat dönem haliyle, çok hareketli olduğundan bu, Esra’nın düşüncelerini etkiliyor. Bir de bütün bunların üstüne Esra'nın yaşadığı aşk her şeyi alt üst ediyor. Böyle ifade edince kitabın Ada ile alakası yokmuş gibi anlaşıldı. Aslında en önemli nokta Ada. Kitabın arka kapağında da bahsedildiği üzere Esra ülkesini terk etmek üzeredir, son birkaç ayını geçirmek için Ada’dan bir ev kiralar. Normalde kafasını dağıtmak amacıyla yerleştiği bu ev onun kabusu haline gelecektir. Bırakın kafasını dağıtmayı daha da kafasını karıştıracak, ruh halinde çalkantılara yol açacaktır. Öyle ki, Ada’da kendini bulma arayışına çıkar Esra. Kendini bulur mu, orası da yeni okuyacaklara sürpriz olsun. Bu kendini arayış çabasında yazar, Esra üzerinden birçok konuya değiniyor. Örneğin, “yalnızlığı seviyorum” demekle yalnızlığın bilinemeyeceği, asıl yalnızlığın bambaşka bir durum olduğunu anlatıyor Kuyaş. Yalnız kalınan o ilk dakikalardaki sebepsiz ürpertiyi hissettiriyor bizlere. “Anlatıyor” demiyorum dikkat edin, hissettiriyor. Sade, kolay okunan bir dil kullanmış yazar bu eserinde. Fakat bunlara rağmen Esra'nın içsel dünyasının tasvirlerini o denli iyi yapmış ki kitabı okurken ister istemez Esra'nın yaşadıklarını, hissettiklerini siz de iç dünyanızda buluyor ve onlara kapılıyorsunuz. Bu açıdan; sade dili ve gerçekçi tasvirleri ile rahat okunan fakat yoğun şeyler yaşatan bir kitap Ada’daki Ev. Tasvirlerin yanı sıra romanda ara ara rastlanılan göndermeler de ilginizi müthiş çekiyor. Kafka’ya böcek göndermesi, Nietzsche, Esra’nın dönemin yoğunluğuna rağmen kirlenmemiş düşünceleri; eşitlik, adalet, kısıtlamaların mantıksızlığı, farklı insanlara saygı, eşcinsel ilişkilere göndermeler ve daha neler neler. Romanın dilinde gerek çok sayıda paragraf ile, gerekse de seri ve hızlı anlatımın kullanılması ile Esra'nın panik içerisindeki halleri ve ruhundaki iniş çıkışlar çok güzel resmedilmiş. Dolayısıyla siz de kitabı bu sayede ister istemez, ufak da olsa bir panik ile okuyorsunuz kitabı, fakat bu kitabın okunmasını engellemiyor. Tıpkı Kafka'nın kitaplarındaki huzursuz hava gibi. Bu gibi şeyler kitaplara büyük ölçüde gerçekçilik kazandırıyor. Ayrıca, insanın korkuya, korkmaya da alışabileceği, onu bu olguların da bir süre sonra rahatlatabileceğinin de üstünden geçmiş Kuyaş, Esra’nın yaşadıkları aracılığıyla. Yine tasvirlerden söz açacağım fakat hikayede küçük bir kızın Esra’ya veda mektubu yerine verdiği kendi çizmiş olduğu bir resmin tasviri beni etkiledi: “İlk defa gülebilen bir kedi resmi görüyor Esra...”. Konusu açılmışken, çocuklar kadar masum olan şey nedir diye soracak olursanız, onların çizdiği resimler diye cevap veririm. Çocukların çizdiği resimler kadar güzeli yoktur benim için. Çünkü o resimler, o masumane hayalleri yansıtır bizlere. Konudan çok uzaklaşmadan en iyisi bu incelemeyi noktalayayım. Nilüfer Kuyaş gerçekten de bir yazar olmakla kalmıyor aynı zamanda bir “yaşatıcı” oluyor benim gözümde. Çünkü iki tür yazar vardır; biri yazan, diğeri ise yaşatandır. Ada’daki Ev’deki gibi tıpkı. Kimi kitaplarda yaşarız bazı şeyleri, gerek ana kahramanın yaşadıkları, hissettikleriyle olsun gerekse de mekan tasvirleri ile olsun, kitabın okuyucusu değil de hikayenin içinden geçen bir yolcu gibi oluruz. Bu açıdan Kuyaş, okurları yolculuğa rahatlıkla çıkarabilecek potansiyelde bir yazar. Yeni türde (konu olarak) bir yolculuk arıyorsanız eğer Ada’daki Ev tam size göre...

Kitaptan 5 Alıntı

Aykut 
25 Ağu 11:24, Kitabı okudu, İnceledi, 8/10 puan

Gençlik sıkıntıyla, bekleyişle geçen, ziyan edilmeye mahkum bir şey olmamalı. Gençlik bu ülkede ziyan edilmeye mahkum bir dönem. Sonra da yaşayacak bir şey kalmıyor zaten.

Ada'daki Ev, Nilüfer Kuyaş (Sayfa 129 - Can Yayınları)Ada'daki Ev, Nilüfer Kuyaş (Sayfa 129 - Can Yayınları)
Aykut 
22 Ağu 20:44, Kitabı okudu, İnceledi, 8/10 puan

Başlangıçta sadece ikisiydiler, sadece ikisi, Esra hiç değilse bu noktada emin olmak istiyordu, Ayhan ile Esra vardı önce, kadim aşk masallarındaki gibi -Leyla ve Mecnun, Aslı ile Kerem ya da Ferhat ile Şirin... Ama sonra giderek şüpheye düştü, nihayet bunun imkansız olduğunu anladı. İki kişi karşılaştıkları zaman geçmişleri, tanıdıkları, bütün dünyaları karşı karşıya gelmiyor muydu, savaşa hazırlanan iki ordu gibi? Kimin masalıydı öyleyse anlatılan? Aşkın yüce yalnızlığı dediği şey bir hayaldi. Aileler, arkadaşlar, tanıdıklar, hatta yabancılar, herkes ille görüş belirtecekti. Ne kalabalık yalnızlıkmış bu sevmek.

Ada'daki Ev, Nilüfer Kuyaş (Sayfa 25 - Can Yayınları)Ada'daki Ev, Nilüfer Kuyaş (Sayfa 25 - Can Yayınları)
Aykut 
23 Ağu 23:13, Kitabı okudu, İnceledi, 8/10 puan

Böcekle bakıştıklarını anladı. İkisi de henüz ne yapacaklarını bilmiyorlar. Böceğin morali bozuktur herhalde, evdeki rahatı kaçtı, diye. Bu kadar tiksindiği bir yaratığa gene de duygu yakıştırıp empati kurması fantastik görünüyor Esra'ya. Bir başka insan olsa bu kadar ciddiye almazdı böceği, sanki böcek Esra'dan daha iyi tanıyor hayatı, böcek olmayı iyi biliyor en azından, Esra'nın insan olmayı bildiğinden çok daha iyi biliyor böcek olmayı, bundan hiç şüphesi yok.

Ada'daki Ev, Nilüfer Kuyaş (Sayfa 66 - Can Yayınları)Ada'daki Ev, Nilüfer Kuyaş (Sayfa 66 - Can Yayınları)
Aykut 
26 Ağu 22:24, Kitabı okudu, İnceledi, 8/10 puan

Ya iyileşirsek? Bir daha nasıl döneceğiz oraya, sağlıklı insanların arasına? Ama er geç dönülüyor tabii. İnsan hep hasta yaşayamaz ki, ölür. Tanrı'nın huzurunda yaşamak gibi olur bu, mütemadiyen. Nasıl dayanabilirsin?
Esra masal dinleyen çocuk oldu, annesi hiç durmasın, hep anlatsın istiyordu. Bu aşkın kiminle olduğunu sormaya cesaret edemiyordu, çok belirsiz şeyler duydu hakkında.
Ya insan hakikaten tek başına yakalanırsa bu hastalığa? Ya imkansızsa bu aşk, daha baştan yokluğa mahkumsa? Yitik bir aşkın acısıyla bakacaksın artık dünyaya, uzaktan. Ve fark nedir biliyor musun? O zaman iyileşme de yok, nekahet denilen şey de. Başka her şey onun bir zavallı tekrarı...
Sen nereden biliyorsun bu yaşta!
Ben çok yaşlıyım anne. Yüz yaşındayım, bin yaşındayım. Daha çocukken yaşlıydım, hatırlamıyor musun?

Ada'daki Ev, Nilüfer Kuyaş (Sayfa 242 - Can Yayınları)Ada'daki Ev, Nilüfer Kuyaş (Sayfa 242 - Can Yayınları)
Aykut 
28 Ağu 15:34, Kitabı okudu, İnceledi, 8/10 puan

... Müdüre çıktı dedem, oğlu yaşında adamın elini öptü, müdür bana şeker verdi. Doktora da çıktık, onun da elini öptü dedem. Binanın dışında bir merdiveni tırmanıp en tepede, hangar gibi bir yerde bana yemek yedirdi, sıra sıra masalar vardı, hepsi boştu, hiç işçi yoktu yemekte. Daha yüksek bir yerde takım elbiseli adamlar yemek yiyordu, sen onlara bakma, onlar okumuş, dedi dedem. Ninem gibi başörtülü kadınlar hizmet ediyordu onlara, sonra gelip beni doyurdular. Işıksızdı salon. Ben oraları gördüm. Oralarda çalışmak istemiyordum.

Ada'daki Ev, Nilüfer Kuyaş (Sayfa 333 - Can Yayınları)Ada'daki Ev, Nilüfer Kuyaş (Sayfa 333 - Can Yayınları)