Dağın Ardına Bakmak

7,1/10  (17 Oy) · 
78 okunma  · 
10 beğeni  · 
1.356 gösterim
“Onlar dağın ardındakiler. Sözlerinden önce çığlıkları ulaşanlar. Kim oldukları, neye inandıkları bilinmiyor. Görünmez bir güç olarak oradan buraya etki ediyorlar. Adları telaffuz edilse de kim oldukları bilinmiyor. Hepsi buralı, hepsi bizden, binlerce silahlı kadın ve erkek. Dağı mesken tutmuş, hakikatin bildiğimizden farklı olduğunu iddia ediyorlar. Kendi yayınları, medyaları, sivil güçleri var.
Neden dağa çıktılar, neden dağda yaşadılar, dönenler neden döndü ve kalanlar neden hâlâ orada? Bu soruların cevabını almak için önce doğduğum topraklara, yüzlerce evladını kaybetmiş komşu köylere, şehirlere, sonra çoğunluğu için daha büyük bir acı, bir sürgün olan Avrupa’ya gittim. Dağa çıkmış, çatışmalara katılmış, yakalanmış ya da teslim olmuş, cezaevinde yıllarını geçirmiş kişilerle konuştum.
Ve dağın ardına duyduğum büyük merakla bir bayram günü Kandil’e gittim.
Bir masal dağı olmayan, istersek ulaşmamız mümkün olan o dağın ardına bakmaya çalıştım. Anlatılanların içine girmeden sorunun anlaşılmasının ve dahi çözülmesinin mümkün olmadığını gördüm. Yaşananlar her ne idiyse, bu geçen yıllar boyunca Kürt, Türk her kim incindiyse ancak birbirimizi anlamakla iyileştirebiliriz yaralarımızı.”
sezen 
27 Tem 2015, Kitabı okudu, Beğendi, Puan vermedi

Kitaba 2 gün önce başladım ve hemen okudum. Sanırım bu tarz herkese hitap etmeyen, siyasi bir kitap için kitap yorumumu bir kaç başlıkta açmam daha doğru olacaktır:
- Kitap oldukça akıcı ve duru bir Türkçe ile yazılmış. O bakımdan belki diğer siyasi kitapları okurken zorlanan okurlar bu eseri daha rahat bir şekilde okuyabilirler diye düşünüyorum.
- Kitabın ilk bölümünde PKK'ya katılım yapmış ve sonra dağdan inmiş olanlarla röportaj bazen de direkt kendi ağızlarından anlatımı biçiminde. ( Eğer ülkemizde yaşanan şiddet sorununa samimi olarak bir neden ve bir çözüm arıyorsak bu anlatıları okumak farklı bir etki yaratabilir. Ama yok, ben zaten her şeyi biliyorum, "kahrolsun" ve "yaşasın" arasında dar bir kalıpla yorumlamaya çalışıyorsak kitaba hiç başlamayın derim. )
-Kavramların aslında nasıl sınırlayıcı ve de gerçek dışı olduğunu kavrıyorsunuz. Kime göre terörist? Kime göre gerilla? Kime göre cani? Kime göre cihadcı? Kime göre faşist? kime göre kahraman? Velhasıl, bu tanımlara sizler de eklemelerde bulunabilirsiniz.Ve sadece Pkk için demiyorum, herkes için sorgulanabilir bu kavramlar ve çizdiği sınırlar, etkilediği kitleler ve olaylar zinciri.

-Kitap gerek yapılan röportajlarla, gerek yazarın verdiği mesajlarla asla savaş yanlısı, barış karşıtı bir nefret dili kullanmıyor. Belki bir başkasını bu kadar etkilemeyecektir bilemiyorum fakat barışın ne kadar önemli olduğunu bulunduğunuz coğrafya size öğretiyor. Etrafımızda yapılan operasyon ve bombardımanlar evimden duyulmakta çünkü. Ve yalnız değilim. Gerek yerli halk, gerek burada görevi icabı bulunan tüm insanlar tedirgin. O bakımdan evde çayımı içip, haberlere bakarken kendimi,öğrencilerimi, her gün alışveriş yaptığım esnafı, selamlaştığım arkadaşlarımı olayın, sürecin dışında tutamıyorum. Kitap belki bu yüzden beni bu kadar etkiledi. Sonuçta okuduklarımız yaşantılarımızla ne kadar alakalıysa o kadar etkileniyoruz.
-Kitabı okurken beni etkileyen ve sıkça da üzerine vurgu yapılan dil sorunu oldu. Özellikle evde bile gizli polis yöntemi uygulanarak, kendi evinde anadilini konuşan çocukların öğretmene ihbar edilmesi ve o çocukların Türkçe'yle tanışmalarının bir travma sonucu olması sarsıcı. Yani neye kızacağınızı ve üzüleceğinizi bilemiyorsunuz. Lanet olsun bu düzene, insandan başka her şeyi değerli sayan bu düzene lanet olsun. İnsanların ölümünün istatistik haline geldiği bu coğrafyada Türkçe'yle dayakla tanışan çocuklar için ağlıyorsunuz. Keşke diyorsunuz, farklılıkları tehdit değil, zenginlik olarak kabul edebilseydik... Türkçe, Kürtçe, Lazca, Arapça, Gürcüce, Çerkezce ve daha bir çok dil kendine bir yaşam alanı bulsaydı, işte o zaman daha zengin mutlu bir ülke olurduk diyorsunuz. Romantik bir hayal mi? Bilmem belki öyle ama daha insancıl olduğunu düşünüyorum.

-Kitabı okurken coğrafi konudaki eksikliğimi daha iyi gördüm: yanıbaşımızdaki Ortadoğu coğrafyası'nı, gerçeğini,sanatını, edebiyatını, zenginliğini adamakıllı bilmediğim halde Avrupa'yı (tabi ki tam değil) daha iyi bildiğimi gördüm. Belki okuduğum bölümün de bunda bir etkisi vardır fakat insan elbette araştırabilir isterse. Kerkük neresidir? Erbil? Halepçe Katliamı? Irak Kürdistan'ı? Kandil? Şaklava? Suriye, İran, Türkiye ve Irak'ta yaşayan kürtler ve birbirlerine bakış açıları? Örgütler, partiler arası hesaplaşmalar? Saddam Hüseyin,Neçirvan Barzani, Mustafa Barzani, Talabani... Kimdir bu adamlar? Etkileri ve etkili olduğu alanlar? Çok soru soran biri olduğum için hepsini yazmıyorum. Ancak şunu biliyorum, anlamaksa maksadımız bu kitap bir giriş niteliğinde olabilir. Devamını yani başka yazar ve kaynakları okuyacağım.

- Yazarın anlattığına göre, Kerkük yoksul bir yer ama Kürt, Türkmen, Arap yurttaşların birlikte, birbirlerini severek yaşadığı bir yer. Ve her dil konuşuluyormuş. Saddam döneminde bölgeyi araplaştırmak için bir çok Arap o bölgeye göç ettirilmiş olsa da sanırım büyük sıkıntı yokmuş. (Tabi söylemek lazım, kitap 2011 basımı. Umuyorum bir sıkıntı yoktur ve bir arada yaşama kültürünü- yok etmeden yaşama kültürünü- biz de tez zamanda ediniriz.) Kerkük'ü merak ettim doğrusu...

Sanırım daha okumamız gereken çok kitap var. İnsanları suçlamak, infaz etmek, pusu kurmak, ihbar etmek, ölümüne sevinmek kolaydır... Zor olan hiç bir lideri-ayırt etmeksizin söylüyorum- tabulaştırmadan,insanı merkeze alan, etnisite ve din, mezhep kisvesine bürünmüş maddi,emperyalist çıkarların farkında olarak galeyana gelmemektir. Sınırlar ve çizgiler sosyolojik bağları bu kadar güçlü olan toplumları ayırmaya yetmez. Hiç bir siyaset bizi düşman etmemeli, bu dili konuşanların çocuklarının öldüğünü gördünüz mü? Kimsenin çocuğu ölmesin o halde.
Biraz uzun yazdım arkadaşlar kusura bakmayın... Ama yine de eksik kaldı elbette. Eğer sizlerde okursanız daha rahat konuşabiliriz. Hepinize iyi okumalar dilerim.

özüm vurgun 
14 Haz 2014, Kitabı okudu, 4/10 puan

aşırı romantikleştirilmiş bir kitap..birilerine "bu insanlar aslında iyi" demeye çalışmış ama olmamış bence.

silaes 
23 Şub 00:38, Kitabı okudu, 7 günde, 6/10 puan

Kitaba ön yargıyla başladım. Öncelikle şunu belirteyim anlatım stilini ve dilini oldukça sevdim. Röportajlardan birinde bizimkiler kürdistanı kursa onu da batırırlar diyen arkadaşa katılıyorum. Ayrıca röportajları da samimi bulmadım. Kitabı okurken yoruma şunu da yazıcam dediğim her şeyi de unuttum.

Nevin Özbey 
09 Haz 2015, Kitabı okudu, 4/10 puan

Kitap okunması gerekenlerden. Belli bur kısmı kendi ağızlarından dinlemek... İlginç ve bir o kadar da suya sabuna dokunmadan tek taraf gösterilerek anlatıldığını düşünüyorum.

Kitaptan 13 Alıntı

Meydanlara çıkıp "mücadeleye devam" gazı veren hiç kimsenin,çocuğunu cephede öne sürmediğini hatırlatmaya gerek var mı?

Dağın Ardına Bakmak, Bejan Matur (Sayfa 148 - Timaş)Dağın Ardına Bakmak, Bejan Matur (Sayfa 148 - Timaş)
sezen 
27 Tem 2015, Kitabı okudu, İnceledi, Beğendi, Puan vermedi

Belki de sahiden göründüğü kadar karmaşık değildir. Yeter ki dağ başında ya da kışlada insana sahip çıkalım. Çünkü şiddetin korunu, küllerini bir kenara attığımızda altından insan çıkıyor. Evet yaralı, evet incinmiş, kana bulanmış. Ama insan neticede... Habil ve Kabil'den beri aynı olan hikaye bir yerde dursun istiyorsak kendi İsmail'imizi doğru seçelim. Sahip olduğumuz değerler uğruna adayacağımız kimdir? Kendi hayatımız mı? Çocuklarımızın hayatı mı? Bunu binlerce yıl önce İbrahim'in elinden İsmail'i alarak Tanrı gösterdi. Biz neyi bekliyoruz? İnsanımızı kurban olmaktan kurtaracak hangi Tanrısal mucizeyi? Keşke mucizenin insanın kalbinde olduğunu anlayabilsek... Keşke kalbin ve vicdanın bahçesinde konuşacak hale gelebilsek. Ve en önemlisi konuşabilsek. Konuşabilsek ah neleri çözmezdik? 1000 yılın mirasını görmezden mi geleceğiz? Tarihten bunu mu anlayacağız?

Dağın Ardına Bakmak, Bejan Matur (Sayfa 93)Dağın Ardına Bakmak, Bejan Matur (Sayfa 93)
sezen 
27 Tem 2015, Kitabı okudu, İnceledi, Beğendi, Puan vermedi

Herkesin ölümü yücelttiği bu siyasi iklimde, Kürt, Türk annelerin acısını anlamak, o acıdan hareketle bir vicdan yaratmak ve akan kana dur demek sandığımızdan çok daha zormuş meğer. Kimsenin gerçekleri söylemeye cesaret edemediği, cesareti olanların da birbirlerine konuştuğu bu ortamda, haklı sözler bile anlamını kaybediyor.

Dağın Ardına Bakmak, Bejan Matur (Sayfa 147)Dağın Ardına Bakmak, Bejan Matur (Sayfa 147)

Yaşananlar her ne idiyse,bu geçen yıllar boyunca Kürt, Türk her kim incindiyse ancak birbirimizi anlamakla iyileştirebiliriz yaralarımızı .

Dağın Ardına Bakmak, Bejan Matur (Sayfa 14 - Timaş)Dağın Ardına Bakmak, Bejan Matur (Sayfa 14 - Timaş)

Ya günümüz devleti?
Vergisini,askerini aldığı insanından sopayı eksik etmemek konusunda her an hazır ama iş insanına sahip çıkmaya gelince son derece katı ve vicdandan yoksun.

Dağın Ardına Bakmak, Bejan MaturDağın Ardına Bakmak, Bejan Matur
sezen 
27 Tem 2015, Kitabı okudu, İnceledi, Beğendi, Puan vermedi

Kimlik, yani bilincin dayattığı var olma talebi. Varlığın tanınması talebi hepsinin ortak çıkış noktasıydı.

Dağın Ardına Bakmak, Bejan Matur (Sayfa 141)Dağın Ardına Bakmak, Bejan Matur (Sayfa 141)
sezen 
27 Tem 2015, Kitabı okudu, İnceledi, Beğendi, Puan vermedi

Gittiği gün Hüseyin'in öleceğini biliyordum. Ona tekrar sarılacağıma hiç inanmadım.

Dağın Ardına Bakmak, Bejan Matur (Sayfa 159)Dağın Ardına Bakmak, Bejan Matur (Sayfa 159)
Seval Güler 
 27 Tem 00:32, Kitabı okudu, Beğendi, 8/10 puan

Her Kürt çocuğunun yaşadığı sorunları yaşamış o da.Dilinden dolayı ayrım görmüş, hatta alay konusu olmuş.Anlatırken hâlâ o duyguyla konuşuyor sanki: ' İlk gün hoca bana adımı,soyadımı sordu.Söyledim.Bunlar güzeldi,biliyordum.Anne adı,baba adı? Onları da cevaplayabilirim. Bir şey daha sordu.Anlamıyorum.Ben sustukça hoca dayak atıyor.Ayakkabılarının ucuyla dizilerimin altına vuruyor.Bir şey söyleyemiyorum.Ağlayamıyorum bile...' İşte bundan sonra söyledikleri, bizi eğitim sistemimizle yüzleştiriyor : ' O dayağın, 16 yaşına geldiğinde çocuğun zihninde nasıl bir isyanla hatırlanacağı hesaplanmıyor. Ben şimdi Türkçeyi o öğretmenden daha iyi kullanır hale geldim.Onun dayağı mı öğretti bana Türkçeyi hiç sanmam! Kendi çaba ve irademle öğrendim. '

Dağın Ardına Bakmak, Bejan Matur (Sayfa 37)Dağın Ardına Bakmak, Bejan Matur (Sayfa 37)
sezen 
27 Tem 2015, Kitabı okudu, İnceledi, Beğendi, Puan vermedi

Ara sıra ekranlara yansıyan uzak köy okullarında büyük bir adanmışlıkla görev yapan öğretmenlerden, hasret ve korkuyla kışlada bekleyen askerlere, dağ kovuklarına sıkışmış küçük kasaba yöneticilerinden, içlerinde ömür boyu yatacak mahkumlar barındıran cezaevi savcılarına kadar herkeste o duran zaman, her birinde o cıvadan ağırlık, ümitsizlik. Adına söz aldığı ali devlet karşısında kendini hep yetersiz görme, devlete asla ulaşamayacak olmanın, merkezden hep uzak kalmanın yarattığı ezilmişlik duygusu. Kafka'nın Şato'sundaki K gibi karanlık değil belki ama en az o kadar çıkışsız. Ne yapsa yüksek insanlık idealine yaraşır bir yerde duramayacak. Çünkü onun insan idealinin yanı başında kaybolmuş bir gerçeklik halkası var. Bir yerinde tarihin, eksilmiş insan. Bir yeri tarihin, çıkarılmış lügatten...

Dağın Ardına Bakmak, Bejan Matur (Sayfa 181)Dağın Ardına Bakmak, Bejan Matur (Sayfa 181)
sezen 
27 Tem 2015, Kitabı okudu, İnceledi, Beğendi, Puan vermedi

Muş- Tatvan yolunda devlete inanmanın elbette bir bedeli var. Hep vardı. Acılar yaşanırken de vardı bu bedel, sevinçler o kaskatı dünyayı aralayıp insana ulaşırken de... Bu sadece orada yaşayan ve dili, şarkıları başka türlü olanların kaderi de değil. Orada hasbelkader bulunan, oradan geçmekte olan, oraya devlet adına gönderilmiş olanlar da bu kaderden nasibini alır, almıştır muhakkak.

Dağın Ardına Bakmak, Bejan Matur (Sayfa 180)Dağın Ardına Bakmak, Bejan Matur (Sayfa 180)
2 /