Geç Kalınmış Bir Gün

0,0/10  (0 Oy) · 
1 okunma  · 
0 beğeni  · 
246 gösterim
"Kim ki mektubu yalnız ak kağıt üstünde kara yazı zanneder, aldanmıştır. O, gölgesi kağıda düşmüş bir yürektir ki dokunanı yakar!"

Mektup, her milletin edebiyatında önemli bir yere sahip olan edebi bir türdür. 'Mektup' diye bir tür olmasaydı, geçmişin perdeleri kapalı, kişilere ve olaylara ait bilgilerimiz ise eksik ve yarım kalacaktı. Aslında her mektup, bir anlamda, tarihi bir belgedir. Voltaire'in on sekiz bin mektubu olması, Goethe'nin Stein'e bin beş yüzü aşkın mektup ve not göndermesi, Mevlânâ, Gazali, Bediüzzaman, Seyyid Kutub gibi düşünür ve âlimlerin yoğun bir şekilde mektup yazmış ve mektuplarıyla bir dünya inşa etmeye çalışmaları mektubun önem ve ehemmiyetini göstermesi bakımından dikkat çekicidir.

"Geç Kalınmış Bir Gün"; İbrahim Müşfik ve Musa Sadık'ın birbirlerine hitaben yazdıkları mektuplarla kurulan ve yeryüzünü gökyüzüne denk kılan ulvi bir dostluğun öze dönüş yolculuğunu anlatan bir roman...

Yürünebilir yolları bitrimiş,
Münzevi bir yazar İbrahim Müşfik,
Eskimeyen bir yol arkadaşı sahaf Hikmet Bey,
Geçtiği yolları süsleyen bir yolcu Hâle Hanım,
Hep hatırlanacak bir yol gösterici Ciğerci İlyas Efendi,
Eski yolcu, yeni kılavuz Hızır Hoca,
Hızlı bir iz sürücü Sütçü İsmail,
ve zor yolun son talibi Musa Sadık,
Değişmeyen tek şey, yol ve yolda olmanın kendisi...

Seyit Nurfethi Erkal, güçlü kalemi ile gönüllerden kağıtlara aktarılan duyguları, ruh,düşünce ve okur üçgeninde ustalıkla buluşturuyor. Yazar aynı zamanda gönderen ve bekleyen arasındaki kutsal mahkûmiyetin sırlarını da deşifre ediyor satır aralarında... Ve fark ediyoruz ki her mektup, iç vurumlarını gün yüzüne çıkaran bir itirafnâme aslında.

(Tanıtım Bülteninden)