İdealar Kuramı Platon'un Felsefesi Üzerine Araştırmalar

0,0/10  (0 Oy) · 
2 okunma  · 
0 beğeni  · 
520 gösterim
Günümüz insanının dünyaya bakış açısı ve düşünce alışkanlıklarının kökenleri araştırıldığında Platon felsefesinin önemi ve önceliği ısrarlı bir biçimde kendini hissettirir. Gerek felsefe tarihi gerekse düşünce tarihi açısından Platon'un etkisiyle boy ölçüşebilecek bir başka düşünür gösterebilmek belki imkânsız, fakat muhakkak ki son derece zordur. Çağımızın belli başlı filozoflarından Alfred North Whitehead Platon etkisinin boyutlarına işaret etmek maksadıyla, tüm batı felsefe geleneğinin Platon'a bir dipnot olduğunu beyan etmiştir. Bu ilk bakışta abartılı görünen ifâdedeki hakikat payı tahmin edilenin çok ötesindedir.

Batı felsefe geleneğinin ve dolaylı olarak çağdaş düşüncenin oluşmasında Platon'un bu denli etkin olmasının Platon felsefesinden kaynaklanan çok çeşitli sebepleri vardır. Ele aldığı konular, metodolojik yaklaşımları, problemleri ortaya koyuş biçimi ve önerdiği çözüm yolları açısından Platon felsefesi batı düşüncesinin yönünü tartışılmaz bir biçimde tayin etmiş, gelecek nesillerin ufkunu çizmiştir. Nitekim George Santayana, bir keresinde, Platonculuğun bir gelenek olarak kaybedilmesi halinde bir ilham kaynağı olarak derhal yeniden canlandırılacağına dikkat çekmiştir.

Platonculuğu bu denli önemli kılan sebeplerden biri şüphesiz ki 'form' kavramının ilk kez Platon felsefesiyle birlikde gün ışığına çıkmasıdır. Bu kavram insan düşüncesinin sınırlarını bir anda öylesine genişletmiştir ki, bu kavramdan vazgeçilecek olsa bugünkü anlamıyla düşünme işlemi tümüyle felce uğrar, aşinası olduğumuz dünyaya bir anda yabancılaşırız. Bunun nedeni düşüncenin ancak bu kavramın sırtında somutdan soyuta yükselebilmesi, bireyselliği aşarak genel olanı yakalayabilmesidir. Form kavramı insan düşüncesinin geneli kavrayabilme yetkisini betimlemiş ve temellendir-miştir. Platon felsefesinin ortaya attığı Formlar teorisi düşünce geleneğimizde rakipsiz bir odak noktası oluşturmaktadır. Bu teori ile Platon tümelin varlığını gün ışığına çıkartmış, açık ve seçik bir biçimde kavranabilmesini sağlamıştır. Böylelikle hem varlığın, hem de düşüncenin sınırlarını bir daha geri dönülemeyecek bir biçimde genişletmiştir. Platon Formlar teorisini dile getirdikten sonra karşımıza çıkan dünyanın artık yepyeni bir çehresi, insan düşüncesinin ise yepyeni boyutları vardır.

Platon'un Formlar teorisini oluşturması kolay olmamıştır. Bu teori bir dehanın bir anlık bir buluşu olmaktan çok uzaktır. Tersine Platon Form kavramını belirlemek ve ifade edebilmek için çok büyük bir uğraş vermiş yoğun bir düşünme ve çalışma faaliyeti sonucunda bu kavramı açıklığa kavuşturabilmiştir. Hocası Sokrates'in erdemi ve erdemleri arayışından ve tanımlamaya çalışmasından yola çıkan Platon, bu arayışda saklı olan evrenseli adım adım farketmiş ve onu giderek açıklık kazanan bir kararlılıkla ifade etmeye çalışmıştır. Formlar teorisi bu gayretin sonucu ve ürünüdür. Platon'un ancak orta dönem diyaloglarında açıklık kazanan bu teori gerek Platon'un bundan sonraki yapıtlarında, gerekse Platon sonrası felsefenin Platon yorumlarında sürekli olarak gündemde kalmış, bir yandan başka başka felsefi açıklamalara bir ilham kaynağı olurken, bir yandan da kendisi ile ilgili çeşitli yorumların hedefi olmaya devam etmiştir. Platon'un böylelikle başlattığı diyalog kendinden sonra gelen düşünce akımlarının kaderini kaçınılmaz bir biçimde etkilemiştir.

Formlar teorisinin felsefeye ve genelde düşünceye etkisi iki yönlü bir etkidir. Bir yandan felsefî düşünceyi genel geçerli dayanaklarla donatan bu teori öte yandan bu dayanakların mahiyeti konusunda yoğun bir tartışmanın tohumlarını ekmiştir. Formun ne olduğu ve nasıl bilinebileceği problemi böylelikle felsefenin ana problemlerinden biri haline gelmiş, o gün bugündür devam eden bir arayışın ve tartışmanın yolunu açmıştır. Bu bağlamda Platon'un Formlar teorisinin nasıl anlaşılması gerektiği problemi de kaçınılmaz bir biçimde gündemde kalmaya devam etmiştir. Zaman içerisinde belli başlı düşünürler ve felsefi akımlar Platon'dan esinlenerek veya Platon'a tepki göstererek oluşturdukları perspektiflerin ışığında Platon'un Formlar teorisini çeşitli biçimlerde yorumlamışlar, daha da ileri giderek bu yorumlar çerçevesinde Platon felsefesinin yapısı ve gelişme süreci hakkında farklı farklı tezler geliştirmişlerdir.

Batı felsefe geleneğinin başda gelen problemlerinden tümeller problemi Formlar teorisiyle başlamıştır. Tümellerin varlık statülerini konu alan görüşlerden bazıları tümellerin kendi içlerinde varolan şeyler olduğunu (realizm) savunmuş; bir başka gurup düşünür tümellerin ancak insan düşüncesinde kavramlar olarak varolabildiğim, fakat bu kavramlarda belirtilen tümel özelliklerin bireylerde gerçekten mevcut olan özellikler olduğunu (konseptüalizm) benimsemiş; bazıları ise tümellerin sadece dil ve düşüncede, dilin ve düşüncenin yapısı nedeniyle ortaya çıkan genel terimler olduğunu, bireyleri, onların kendi içlerinde sahip olmadıkları bir yakıştırma ile tanımladıkları görüşünü (nominalizm) ileri sürmüştür. Böylelikle tümeller problemi, tümellerin ontolojik statülerini ilgilendirdiği kadar, tümellerin bireylerle olan ilişkileri ve bu bağlamda bireylerin ne tür varlıklar olduğu problemini de kapsamıştır. Platon'dan bu yana geçen iki bin beşyüz yıllık dönemde, bu görüşlerden herhangi birinin yaygınlık ve etkinlik kazanmasına bağlı olarak tümeller problemi kapsamında tartışılan konularda farklılaşmalar olmuş, değişik konulara öncelik verilmiştir. Realistler ve konseptüalistler tûmel-birey ilişkisini ontolojik ve metafizik bir zeminde çözümlemeye çalışırken o/, ve töz, birlik ve çokluk, zorunluluk ve olumsallık, süreklilik ve değişkenlik gibi problemlerle uğraşmak zorunda kalmışlar, buna karşılık nominalist eğilimli görüşler epistemoloji ağırlıklı bir yaklaşımla tümel ve tikel önermelerin yapısal özellikleri ve anlamları üzerinde yoğunlaşan bir çalışmaya yönelmişlerdir.
Bu eğilimler arasında yapılan tercih Platon yorumlarını de etkilemiştir. Konuyu realist bir perspektif içerisinde ele alan görüş Formlar teorisini Platon felsefesinin belkemiği olarak kabul etmiş, bu anlayış onsekizinci yüzyıla kadar hakimiyetini korumuştur. Onsekizinci yüzyıldan itibaren Platon felsefesini evrimsel bir oluşum süreci içerisinde ele almak anlayışı yaygınlaşmaya başlamış, bu eğilimi gösteren yorumculardan bazıları bu evrimi sadece bir üslûp olarak kabul edip Formlar teorisinin Platon felsefesine başdan sona hakim olduğu görüşünü muhafaza ederken, diğer bazı yorumcular Formlar teorisi konusunda Platon'un zaman içerisinde fikir değiştirdiği ve giderek bu teoriden uzaklaştığı görüşünü savunmuşlardır. Bu eğilim mantık ve dil felsefesi ağırlıklı analitik felsefe geleneğinin bazı temsilcilerince Formlar teorisinin nominalist bir perspektifle yorumlanabileceği görüşünün benimsenmesi sonucunu da doğurmuş, bu kişiler Platon'un kendilerini öncelediğini iddia etmişlerdir.

Bu denli çoğulcu bir yoruma hedef olan Formlar teorisi, bu yorumlarla zayıflamak yerine giderek artan bir biçimde ilgi çekmeye ve önemini korumaya devam etmiştir. Bu durum Formlar teorisinin sadece tarihsel bir önem taşımadığının, öncelikle felsefenin kalıcı ve belirleyici problemlerini en çarpıcı bir biçimde gözler önüne serdiğinin en sağlam kanıtını oluşturmaktadır.

Bu kitapda derlenen makaleler Formlar teorisi üzerinde odaklasan tartışmayı günümüzde örneklemektedirler. Tartışmanın henüz bitmediği, tersine giderek yoğunluk kazandığı ve ısrarlı bir biçimde devam ettiği görülmektedir. Bu durum bir yandan felsefe konularının sürekliliğini ve evrenselliğini kanıtlarken, bir yandan da Platon felsefesinin zenginliğine ve kalıcılığına ışık tutmaktadır. Felsefi etkinlik ve düşünce hayatı söz konusu olduğunda Platon vazgeçilmez bir yol gösterici, güvenilir bir önder ve bitmez tükenmez bir kaynaktır. Platon'un düşüncelerini benimsesek de, tepki duysak da onunla diyaloga girmekden ve hesaplaşmakdan kârlı çıkan gene biz oluruz. Bu ciltde yayınlanan makalelerin herbiri böylesine bir diyalogun ürünüdür. Bu seçkin çalışmaların dilimize çevrilerek Türk okurlarının ve düşünürlerinin dikkatine sunulması şüphesiz ki düşünce hayatımıza çok büyük bir fayda sağlayacak, ülkemiz aydınlarının Platon ile olan diyaloğuna belirgin bir canlılık getirecektir. Bu hizmetden Türk düşünce hayatının kârlı çıkacağı
  • Baskı Tarihi:
    1999
  • Sayfa Sayısı:
    147
  • ISBN:
    9789755200019
  • Yayınevi:
    Gündoğan Yayınları
  • Kitabın Türü: