Kentsiz Kentleşme Yurttaşlığın Yükselişi Ve Çöküşü

0,0/10  (0 Oy) · 
0 okunma  · 
0 beğeni  · 
446 gösterim
Bugün, insan ilişkilerinin ayrışmaya başladığı bir dünyada yaşıyoruz. Akıl bedenin, düşünce maddenin, birey topluluğun, klent kuşakları kentlerin, kentler kırsal kesimin, insanlık ise "vahşi ve yola getirilmesi güç" olarak görülen doğanın karşısında yer alıyor. Böylesi "yoksun" bir noktaya evrilmemizde en büyük pay sahibi olan ulus-devlet ise artık totaliter bir karaktere bürünmüş durumda. Politika, kentsel ve katılımcı özünden koparılıp"devlet"e indirgenmiş, yurttaşlar vergi mükellefi birer "seçmen"e dönüştürülerek etkisizleştirilmiştir. Toplumsal sorunlarda söz sahibi olan bir zamanların aktif yurttaşı, giderek eylemsizleşmiş, düşünsel becerileri azalmış, umursamazlığı artmış; bütün etkinliği alışveriş, moda, dış görünüş ve kariyer gibi alanlarda göstermeye başlamıştır. Ne devletin ne de onun doğrudan uzantısı olan politik partilerin halkla "doğrudan" bağı vardır artık. Demokrasi kavramının doğuşu ve gelişimine sahne olan kentler, ulus-devletin yarattığı "kentleşme" denen süreçte homojen, mekanik ve kar hırsının her şeyin önüne geçtiği bir pazar haline gelmiştir. Halk kültürü sentetikleşmiş; insan ilişkilerinde evlilik bir "yatırım"a, çocuk yetiştirme "iş"e, hayat bir "bilanço"ya, idealler "satın alınabilir şeyler"e, yerleşimler ise "işletme"ye dönüşmüştür.

Murray Bookchin, Kentsiz Kentleşme'de, Çatalhöyük'teki toplumsal hayatın katılımcı boyutundan Antik Yunan polis'lerindeki yurttaşlık bilincine, Paris Komünü'nden New England'daki kasaba meclislerine kadar kentin ve yurttaşlık kavramının tarihsel gelişinin inceleyerek ulus-devletin insanlık tarihindeki tahripkar yanlarına dikkat çekiyor. Doğal hayatı ve insani toplulukları yok ederek ulus-devleti güçlendiren kentleşme anlayışlarına karşı bir yerel yönetin programını tartışmaya açıyor. Yerel yönetim kurumlarını birbirleriyle uyum içinde çalışabilecek biçimde yeniden yapılandırmaktan; insan ilişkilerinde dayanışmayı içeren yaratıcılıktan; ulus-devletin yerine politik açıdan konfederasyon sistemine dayanan yerel yönetimlerden; insanlık ile doğa arasında katılımcı, hiyerarşik olmayan yeni bir ilişki kurmaktan; kentin yeni bir tür etik birlik, bireyin insani bir ölçek içinde güçlendirildiği, katılımcı ve ekolojik bir karar sistemi ile yurttaşlık kültürünün tek kaynağı olarak yeniden kurgulanmasından... söz ediyor. Bookchin'e göre yerel yönetim özgürlüğü, politik özgürlüğün tabanını, politik özgürlük ise bireysel özgürlüğün tabanı oluşturur; özgür, elinde kendi kaderini tayin etme hakkı bulunan ve etkin yurttaşlar etrafında yapılandırılmış yeni bir katılımcı politikanın inşası tümüyle buna bağlıdır.
(Arka Kapak)