Tek Yön

8,5/10  (2 Oy) · 
6 okunma  · 
2 beğeni  · 
453 gösterim
Değer verdiğim, çelebi ve zarif bir arkadaş yeni bir kitabını göndermişti: tam kitabı açacakken bir de farkettim ki, kravatımı düzeltmeye koyulmuşum.
Görgü kurallarına uyan, ama yalana karşı çıkan kimse gerçi modaya uygun giyinen, ama sırtına gömlek geçirmeyene benzer.
Ağızlıktaki sigaranın dumanı ile dolmakalemdeki mürekkep aynı hafiflikte aksalardı, yazarlığımın doruğunda olurdum.
Mutlu olmak demek ürküntü duymadan kendinin farkına varabilmektir.
Düşünür, kültür tarihçisi, eleştirmen, filozof, Pasajlar'ın yazarı Walter Benjamin'den gündelik hayata, edebiyata, sanata, kültüre dair aforizma tadında denemeler.
ihtiyar 
 22 Ağu 17:49, Kitabı okudu, 2 günde, Puan vermedi

Alman edebiyat eleştirmeni, düşünür, kültür tarihçisi ve estetik kuramcısı olarak söz ediliyor yazarın biyografisinde, önceden hakkında fikrim olmadığı böyle bir adamın deneme kitabı da beklediğimden zor metinlerden oluşuyordu. Aslında son zamanlarda deneme kitaplarından aldığım tadı bulacağımı düşünmüştüm. Özellikle edebiyat üzerine beklentilerim vardı. Lakin felsefi boyutta, rüya imgeleri, hatta yazarın belli konulardaki aforizmaları tarzında yazılmış metinlerle karşılaştım. Çok değişik konularda fikir beyan etmiş ki on üç tezde yazarlık tekniği hakkında söyledikleri şöyledir:
“1.Büyücek bir eseri kaleme almaya girişen kimse kendini hoş tutmalı ve günlük yazacağı kadarını bitirdikten sonra kendine, yazmayı sürdürmesini engellemeyecek her şeyi bahşedebilmelidir.
2.İstiyorsan, yapıp bitirdiğin işten başkalarına söz et, ama çalışma sürdükçe bir yerlerini okuma. Bu yoldan kazanacağın her hoşnutluk çalışma hızını kesecektir. Bu düzene uyulursa zamanla artacak olan kendini anlatma isteği gittikçe, çalışmanın tamamlanmasına yarayan ek bir itici güç olacaktır.
3.Çalışma çevresi konusunda gündelik hayatın orta-kararlığından kaçınmaya çalış. Adi gürültülerin eşlik etiği bir yarı-sessizlik onur kırıcıdır. Buna karşılık bir müzik etüdünün ya da iş hayatından gelen bir ses kargaşasının eşliği, tıpkı gecenin kulakla duyulur sessizliği kadar yararlı olabilir. Böyle sessizlik insanın içindeki kulağı keskinleştirirse, o iç kulak kendi yoğunluğu sayesinde en sıradışı gürültüleri bile silip geçen bir söyleyişin mihenk taşı haline gelir.
4.Sıradan el araçları kullanmaktan kaçın. İnce eleyip sık dokuyarak belli kâğıtlar, kalem uçları, mürekkeplerde ısrar etmek yararlı olur. Bu araçların lüksü aranmayabilir, ama bolluğu olmasa olmaz.
5.Kafandan hiçbir düşüncenin tebdilikıyafet geçmesine izin verme ve not defterini Emniyet’in yabancı uyruklular kayıtlarında gösterdiği sıkılıkla tut.
6.Kalemini ilhama karşı duyarsız kıl, o zaman mıknatıs gücüyle çekecektir kendisine ilhamı. Aklına gelen bir şeyi yazmakta ne kadar düşünceli bir çekingenlik gösterirsen, o ölçüde gelişip olgunlaşmış biçimde, gelip ellerine düşecektir. Söz düşünceyi fetheder, oysa yazı egemenliğine alır.
7.Hiçbir zaman, aklına bir şey gelmez olduğu için yazmayı bırakma. Edebiyatçı onurunun bir buyruğu, yazmayı ancak ya uyulacak bir saat geldiğinde (yemek zamanı, bir buluşma) ya da eser bittiğinde kesmek yolundadır.
8.İlhamın gelmediği zamanı yaptığın işi temize çekerek doldur. Sezgi bu sırada uyanacaktır.
9.Nulla dies sine linea – ama haftalar, pekâlâ geçebilir.
10.Bir esere hiçbir zaman, üzerinde bir kere akşamdan gün aydınlanana kadar oturup çalışmadan bitmiş gözüyle bakma.
11.Eserin sonunu alıştığın çalışma odasında yazma. Gereken cesareti orada toplayamazsın.
12.Yazıya geçirmenin evreleri: düşünce – üslup – yazı. Temize çekmenin anlamı, dikkatin bu sırada artık yazı güzelliğinde toplanmasıdır. Düşünce ilhamı öldürür, üslup düşünceye gem vurur, yazı üslubu ödüllendirir.
13.Eser tasarımın ölü maskıdır. (sayfa 37-38)”

19. yüzyılın ikinci yarısında mobilya tasvirlerini doyurucu bir şekilde yapan ve analiz eden tek kaynak polisiye romanlardır. Eşyaların yerleştirilişi aynı zamanda ölüm tuzaklarının kuruluş planıdır ve böyle evlerin henüz ortada olmaması Poe gibi yazarlar açısından ters düşmez diyor Benjamin ve bu durumu şöyle açıklıyor : “Çünkü büyük şairler eserlerini, istisnasız olarak, kendilerinden sonra gelecek bir dünya içine oturtarak kurar, nitekim Baudelaire’nin şiirlerindeki Paris caddeleri ancak 1900’den sonra gerçekleşmiş, Dostoyevsk’nin insanları da daha önce görülmemiştir.(sayfa 15)”

No.13 diye bir bölüm var ki kitaplar ile fahişeleri kıyaslamaktadır. Bu bölümün başlangıcında “ ‘on üç – bu sayıda duraklamaktan zalim bir zevk aldım..’ – Marcel Proust” alıntısıyla başlamakta ve 13 tane kitaplar ve fahişelerle ilgili fikrini paylaşmaktadır. Bunlardan ikisini paylaşayım: “5. Kitaplar ve fahişeler- her ikisinin de, sırtlarından geçinen ve onları sömüren, ezen, kendilerine özgü erkekleri vardır. Kitaplarınki eleştirmenlerdir.” “13. Kitaplar ve fahişeler – birinde dipnotları, öbürünün çorabında kâğıt paralar.”(sayfa 39)

Poliklinik adlı bölümde yazarı bir doktor benzetmesiyle şöyle anlatmaktadır: “Yazar, düşünceyi kahvenin mermer masasına yatırır. Uzun uzadıya bakış: zamanı değerlendirmektedir, çünkü bardağı – hastayı muayene edeceği mercek- daha gelmemiştir önüne. Sonra yavaş yavaş alet takımını çıkarır: dolmakalem, kurşunkalem ve pipo. Kahve müşterileri, amfitiyatro biçiminde sıralandıklarında, klinik izleyicilerini oluşturmaktadır. İhtiyaten doldurulmuş ve gene ihtiyaten içilmiş olan kahve düşünce üzerinde kloroform etkisi yapar. Yazarın düşüncesini taktığı şeyin konunun kendisiyle ilgisi kalmamıştır artık, narkoz altındaki kişinin cerrahi müdahale ile ilgili olmadığı gibi. Düşünce elyazısının ihtimamlı çizgileri boyunca kesilir, cerrah vücut içinde ağırlık merkezlerini değiştirir, kelimelerin ur gibi çoğaldığı yerleri kesip alır ve gümüşten bir kaburga parçası gibi bir yabancı kelime yerleştirir. Sonunda noktalama ince dikişlerle yarayı kapatıp diker ve cerrah garsona, asistanına, ücretini nakit olarak öder.” (sayfa 64)

Pulcu adlı bölümde Türk pullarından şöyle söz etmektedir : “Paralık Türk pulları üstündeki yazılar İstanbul’dan gelen, ancak yarı yarıya Avrupalaşmış acar bir tüccarın kravatındaki, eğri duran, pek fazla havalı, pek fazla pırıltılı iğne gibidir. Bunlar postanın sonradan görmeleri, Nikaragua ya da Kolombiya’nın kötü kenarlı, adeta banknot kılığına girmek istemiş, büyük boyutlu çeşitleri meşrebindedir.”(sayfa 70)

Dua değirmeni adlı bölümde geçen paragraf için çevirmenin notları içinde dua değirmeni için şöyle bir açıklama yazılıydı : “Kâğıt şeritlere yazılı veya basılı dualarla dolu olan ve kolu çevrilerek hareket ettirilen bir kap; her dönüşünde duaların bir kere okunmuş olduğu kabul edilir.”(sayfa 84). Bu şekilde dua etmekte gerçekten ilginç. :)

“Bakış insanın eğilişidir” (sayfa 57) diyen Walter Benjamin’in deneme kitabı 60 başlık altında bir birinden farklı konularda düşünülmesi ve anlaşılmaya çalışılması gereken bence zor bir eser.

Kitaptan 4 Alıntı

ALEYNA YILMAZ 
30 May 2015, Kitabı okudu, Beğendi, 9/10 puan

7.Konuşma hürriyeti kaybolmakta.İnsanlar arasında eskiden konuşmada karşıdakinin üzerine eğilme gayet tabii bir şeyken,şimdi yerini ayakkabılarının veya şemsiyenin fiyatını sormak alıyor.Her sohbetin içine önü alınmaz bir şekilde,hayat şartları konusu olan ne ne bireyin endişeleri ve çilesi ne de konunun bütün içinde gözden geçirilmesi.İnsan sanki bir tiyatroda tutsakmış da,sahnedeki oyunu ister istemez,durup durup yeniden düşüncenin ve konuşmanın konusu etmek zorundaymış gibi.

Tek Yön, Walter Benjamin (Sayfa 26)Tek Yön, Walter Benjamin (Sayfa 26)
ramazan k. 
01 Ara 22:24, Kitabı okudu, Puan vermedi

Yozlaşma
Bir toplum zaruret ve hırsın sonucu olarak günün birinde, tabiatın verdiklerini ancak gaspedercesine alabilir hale gelecek kadar yozlaşmışsa, meyveleri pazara daha iyi getirebilmek için hamken koparır ve her tabağı sırf doyabilmek için sonuna kadar sıyırmadan edemez olmuşsa, toprağı fakirleşecek, ülkesi kötü mahsul verecektir.

Tek Yön, Walter Benjamin (Sayfa 29 - Yapıkredi)Tek Yön, Walter Benjamin (Sayfa 29 - Yapıkredi)
ramazan k. 
24 Kas 13:21, Kitabı okudu, Puan vermedi

Büyük şairler eserlerini, istisnasız olarak, kendilerinden sonra gelecek bir dünya içine oturtarak kurar; nitekim Baudelaire'in şiirlerindeki Paris caddeleri ancak 1900'den sonra gerçekleşmiş, Dostoyevski'nin insanları da daha önce görülmemiştir.

Tek Yön, Walter Benjamin (Sayfa 15 - YKY 5. Baskı)Tek Yön, Walter Benjamin (Sayfa 15 - YKY 5. Baskı)