Türk İnkılabına Bakışlar

10,0/10  (3 Oy) · 
15 okunma  · 
0 beğeni  · 
798 gösterim
Türk İnkılâbına Bakışların iki özelliği vardır. Birincisi inkılâp öncesi fikir cereyanlarını en gerçek kaynaklarıyla ortaya koymaya çalışmış olmasıdır. Kitaptaki vesikalardan, Atatürk inkılâbının İkinci Meşrutiyette ortaya çıkan ve müdafaası yapılan Avrupalılaşma hareketinden aynen ilham aldığı görülür. Eserin ikinci özelliği, Türk İnkılâbının tarih felsefesi, medeniyetlerin mukayesesi, Şark (Doğu) ve Garp (Batı) mefhumlarının tahlili, İslâm Türk ve Batı düşünceleri arasındaki kaynakların müşterek oluşunu izah bakımından ilk deneme oluşudur.
  • Baskı Tarihi:
    Aralık 2000
  • Sayfa Sayısı:
    218
  • ISBN:
    9789754370010
  • Yayınevi:
    Ötüken Neşriyat
  • Kitabın Türü:

Peyami Safa’yı Türk edebiyatına ve Türk düşünce hayatına atan sebep ne ise ona minnet duyuyorum. Çok güçlü bir kalem Safa. Türk İnkılabına Bakışlar ise öyle bir günde sindirilecek bir kitap değil. Hayran olduğum kısımlar çok fazla ama ben Garp ve Şark medeniyetlerini incelerken aslında İslam’ın ve Türklerin Avrupa kafasını oluşturup sonra tam tersi istikamete yol almasına değindiği kısımlara ayrı bir özen gösterdim. Buralar hem felsefe hem de sosyoloji alanları için kıymetlidir. Herkesin gözden kaçırdığı ayrıntıları, Fatalizm’den tutun, Hristiyanlığın mistisizmine kadar kitaba öyle bir yerleştirmiş ki az lafla çok iş diye buna denilir. Türk İnkılabına duyduğu o eşsiz güven ve Alman-İtalya olduğu iddia edilen sistemimizi açıklayışı o kadar güzel ki başa lafa lüzum kalmıyor. Enver Paşa’nın tabu haline geldiği şu dönemde okuyacaklar görecektir ki, Mısır fethi diye giderken Arabistan’ı da kaybettiğimizi, Sarıkamış’ın askeri bir başarısızlık ve felaket olduğunu da yüze vurmaktan kaçınmamış.
Ayrıca Osmanlı’nın son dönemlerinde kopan üç büyük cereyanı sebepleriyle, kendi ağızlardan kaideleriyle açıklamış. Türkçülük, İslamcılık ve Garpçılık hakkında fikir sahibi olmak isteyenler için gayet güzel bir eser bu. Efendim, Peyami Safa, romanlarıyla dertten derde sürüklese de fikriyatıyla bir parça yüzümüzü güldürdü. ^^

Kitaptan 43 Alıntı

‘’Dünyanın bütün milliyetçilikleri, bugüne kadar, şiddetli bir müdafaa insiyakından doğmuş olmakla beraber, içinden çıktıkları milli bünyenin taleb ettiği hususi bir tekâmül takip etmişlerdir. Bunun için Kemalist milliyetçilik, ne Habeş, ne Cinli, ne Fransız, ne Alman ve ne de İtalyan’dır. Osmanlı olmayı bile reddeden Türk milliyetçiliği yüzde yüz Türk’tür ve onu kendi kendisi olmaktan men edebilecek her düşünceye, her harekete karşı milli bir mukavemetle dimdik tutan şey de yalnız budur.’’

Türk İnkılabına Bakışlar, Peyami SafaTürk İnkılabına Bakışlar, Peyami Safa

‘’Kemalizm iki büyük milli zaruretten doğdu: Biri Türk yurdunu ve Türk birliğini içeride bozgundan ve dışarıda salgından kurtaran Milli Savaş; öteki de bu yurdu ve birliği kurtardıktan sonra Türk toprağını ve kafasını betonla inşa. Burada bina ve kafa ayni istihaleyi geçiriyor. Avrupalılaşma ahşap binaların ve ahşap kafaların yıkılması ve betonlaşmasıdır. Kemalizmi doğuran iki büyük milli zaruret de hiçbir peşin düşüncenin mahsulü değildir. Biri milli bir kendini koruma insiyakına, öteki de hızla gelişme ve yükselme iştiyakına bağlıdır.’’

Türk İnkılabına Bakışlar, Peyami SafaTürk İnkılabına Bakışlar, Peyami Safa

‘’Bu ve o devirde yazılmış yazıların hemen hepsi Milli Mücadelenin ruhunu tayin eder: Koyu milliyetçilik.’’

Türk İnkılabına Bakışlar, Peyami SafaTürk İnkılabına Bakışlar, Peyami Safa

‘’İSLAMCILARIN PROGRAMI
4. Kadının hakları — Şeriatın emrettiği şeylerin hepsi faydalı, yasak ettiği şeylerin hepsi zararlıdır. Şeriat kadınların kendilerine mahrem olmayan erkeklerden kaçmalarını emrediyor : ≪Saçları dahi dâhil olduğu halde vücutlarını ziynetten arî bir şeyle, calibi şehvet olmayacak bir libasla örtmelidirler.≫ Fakat bu tesettür, kadına hiçbir meşru hakkını kaybettirmez. Kadın da erkek gibi malım istediği kadar tasarruf eder. Namus dairesinde gezmeye gider, eğlenir. Kendi aralarında teşkil ettikleri cemiyetlere giderek konferans verebilir ve dinleyebilir. İptidai, ruşdi ve idadi derecesinde tahsil görebilir. (Fazlasına ev ve analık vazifeleri müsaid değildir.) Şeyhülislam Musa Kazım diyor k i : ≪Biz kadınlar okumasınlar demek istemiyoruz. Kadın izdivaçtan sonra arzu ederse vakit buldukça kendi hanesinde ulumu aliyeyi de tahsil edebilir. Bir kadın eğer kudreti varsa bunu da elde edebilir. Şeriatimiz buna mani olmaz, belki teşvik eder,≫, ≪Fatma Aliye Hanım hazretlerinin dediği gibi tesettüre riayet şartıyla bizde de herhangi bir kadın ticaret edebilir.≫ (Musa
Kazım’ın dini, İçtimai makalelerinden nakil ve hulasa.)

5. Taaddüdü zevcat — Birkaç kadınla evlenmek tabii zaruretlerdendir. Hayvanlarda da bu hal görülüyor. İslam’dan evvel poligaminin hududu yoktu. İslam dini dörtten fazlasına, cevaz vermedi. Taaddüdü zevcatın faydalan nüfusu çoğaltmaktan başlar. Zevceleri hasta olan kimseleri fuhuş yoluna sapmaktan korur. Evde kocayan ihtiyar kızları, dulları erkeksizlikten kurtarır. ≪İşte görülüyor ki tesettürü nisyan meselesi gibi taaddüdü zevcat meselesinde dahi mugayiri insaniyet ve medeniyet bir şey yoktur. ≫ (Musa Kazım’ın dini İçtimai makaleleri ve Hacı Zihninin (Kitabulmunakehat velmuferekatı).’’

Türk İnkılabına Bakışlar, Peyami SafaTürk İnkılabına Bakışlar, Peyami Safa

‘’Farabi ve İbni Sina, Aristo’dan sonra ve onun delaletiyle, ortaçağda bugünkü akılcı ve tabiatçı Avrupa kafasının ilk çatısını kuran Türk mütefekkirleridir. Her ikisi de, klasik düşüncenin yatağında asırların yorganını başına çekerek ebedi bir uykuya dalmış görünen Aristo’yu uyandırmışlar, şark ve arkasından da garp kültüründe, ilahiyatçı ve mistik bir görüşten tabiatçı ve dünyacı bir görüşe geçişin ilk prensiplerini ortaya koymuşlardır. Farabi’de yeni Eflatunculuk mistiğiyle Aristo tabiatçılığı arasında bir köprü kuran bu büyük inkılâp, artık İbni Sina’ da varacağı noktaya varmıştır.’’

Türk İnkılabına Bakışlar, Peyami SafaTürk İnkılabına Bakışlar, Peyami Safa

‘’Fakat Aristo’dan sonra ikinci öğretmenle second nıaitre≫ telakki edilen mütefekkir, Farabi'dir ve Türktür. Gene halis Türk olan İbni Sina da muallimi salih telakki ediliyor. Böyle olunca, Yunan düşüncesini ortaçağda ilk önce Türklerin deva ettirdiğine hiç şüphe kalmaz.’’

Türk İnkılabına Bakışlar, Peyami SafaTürk İnkılabına Bakışlar, Peyami Safa

‘’On yedinci asırdan beri bütün modem İslamcılar, Kur’an’da fatalizm olmadığım ispat etmişlerdir. Mutezile salikleri hayrın ve şerrin Allahtan değil, akla muvafık veya munafi olan hareketlerden geldiğini izah ettiler. Ortodoks olmayan modem Türk İslamcılar da ≪cebriye≫ denilen fatalizm akidelerinin İslam diniyle alakası olmadığını ispata devam ettiler. M. Şemşeddin, İslam'da kaza ve kader meselesini tetkik ederken Mutezile fırkasından Vasıl İbni Ata'nın sözünü hatırlatır : ≪İnsan kendi fiilinin yaratıcısıdır. ≫ Gene M. Şemseddin'den öğreniyoruz ki (Zulmetten Nura - Sahife 265)’’

Türk İnkılabına Bakışlar, Peyami SafaTürk İnkılabına Bakışlar, Peyami Safa

‘’Medeniyetten ilaç tertibi usullerini ilk önce İslam hâkimleri bulmuşlardır. İlmi tababet, ilk defa, Roma İmparatorluğu zamanında Asya’da doğmuştur. Balonu ilk önce Cinliler ve tayyareyi Türkler düşünmüşlerdir. Çiçek aşısı Osmanlı İmparatorluğu zamanında ilk önce Türkler tarafından bulunmuştur. İngiltere’nin Türkiye sefiresi Madam Montaigu’nun memleketine gönderdiği mektup üzerine, mutaassıb papazların itirazına rağmen sonraları Voltaire gibi münevverlerin teşvikiyle aşı Avrupa mekteplerine kabul edilmiştir. Tımarhane ilk defa Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılmıştır. O devrin Avrupa’sında, çıldıran insanları ≪içine şeytan girmiş≫ diye ateşe atıp yakıyorlardı. Saatin Harunreşid zamanında Araplar tarafından icat edildiği malumdur. İran'ın Yunan düşüncesi üstündeki tesirleri de meçhul değildir. Freud ve von Hartmanm nazariyelerine çalar izahlar eski Hind sistemlerinde bulunmuştur. ‘’

Türk İnkılabına Bakışlar, Peyami SafaTürk İnkılabına Bakışlar, Peyami Safa

‘’Hamızları keşfeden Müslümanlardır. Barutu da onlar buldular. Hamızı, azotu keşfeden Cabir’den İngiliz filozofu Bacon büyük bir hayranlıkla bahseder. Gene İslam kimyagerlerinden Beşir ≪Kameri ala≫ adını verdiği bir cisim keşfetmişti. Karanlıkta ışık veren bu cisim bildiğimiz fosfordur.’’

Türk İnkılabına Bakışlar, Peyami SafaTürk İnkılabına Bakışlar, Peyami Safa

‘’Şark dindardır, filozof değildir. Tarif etmeye mecbur kaldığı yerde idraki durur. Hindistan’ın ve Uzak Şarkın metafiziği bir kelime oyunudur ve bundan başka herhangi bir kıymetten mahrumdur. Her zaman, ispat edilmesi mümkün olmayan şeyleri iddia etmiştir. Tabiat üstündeki nüfuzu büyücülükten ibarettir. Şark düşüncesinde açıkça anlatılabilen, ölçülebilen, ispat edilebilen hiçbir şey olmadığı için, içine kolayca her iddia boca edilir.’’

Türk İnkılabına Bakışlar, Peyami SafaTürk İnkılabına Bakışlar, Peyami Safa
5 /