Yüz Akı

7,7/10  (6 Oy) · 
74 okunma  · 
4 beğeni  · 
1.954 gösterim
Mehmet Efendi, on senedir kasabada oturuyordu. Köydeki tarlaları, bağları, bahçeleri ortak elinde kalmıştı. Aziz ahbabı Müftü Hacı Ali Efendi ile dertleşirken:

— Hepsini yanmış, kül olmuş farz ediyorum. Artık dünyada bir tane olsun doğru adam yok, dedi.

Faziletin, iyiliğin varlığına dini gibi iman eden Müftü:

— Var ama, sen bulamıyorsun, diye başını salladı.

Mehmet Efendi taştı:

— Yok, yok, yok! Vallahi, billahi yok! Herkes yalancı, herkes dolandırıcı. Denemediğim ne hısım kaldı, ne akrabam. Kardeşim bile beni aldattı.

— Öyleyse git, malının başında otur.

— Doğru söylüyorsun. "Gemin oldu, kıçında... Çiftin oldu, içinde..." Ne yapayım ki, burada işlerimi bırakamıyorum.

— Köydekilerini sat.

— İttifak etmişler. Kimse almıyor.

. . . . . . Müftü Efendi, dünyada doğruluğun, faziletin hâlâ var olduğunu biliyordu. Fakat nasıl ispat etmeliydi? Mehmet Efendi gibi, kötülerin hilesine tutulanlar, imanlarını da bozuyorlardı. Gel zaman, git zaman, bir gün gelecekti ki, artık kimse kimseye inanmaz olacaktı.

— Benim tanıdığım bir çoban var. Çok doğrudur! dedi.

— Çoban mı?

— Evet...

Mehmet Efendi, yarasının üzerine yeni bir yara açılmış gibi, suratını acı acı ekşitti:

— Hele o çobanlar? diye derin derin bir ah çekti, bin beş yüz koyunumdan nihayet elli tane bıraktılar.

— Pekâlâ, bu elli koyunu benim söylediğim doğru adama ver. Yüz yapsın!

. . . . . .
  • Baskı Tarihi:
    1998
  • Sayfa Sayısı:
    160
  • ISBN:
    9755011307
  • Yayınevi:
    Erdem Yayınları
  • Kitabın Türü: