➡️ *Allahü teâlânın rahmetine kavuşmak* *Sual: Allahü teâlânın rahmetine kavuşmak için ne yapmalıdır? İtaat ve ibadet yapmadan rahmetine kavuşulamaz mı?* *Cevap:* Hüccet-ül-islâm İmam-ı Gazâlînin *(Eyyühel Veled)* kitabında buyruluyor ki: Bir insan ne kadar ilim edinse, ne kadar kitap okusa, bildiklerini yapmadıkça faydası olmaz. Allahü teâlânın emir ettiği, beğendiği iyi şeyleri yaparak onun merhametini kazanmaz isen, rahmetine kavuşamazsın. Bir âyet-i kerimede mealen, *(İnsan yalnız çalışmakla ve ibadet yapmakla saadete kavuşur)* buyuruldu. Bu âyet-i kerime, sonra başka âyet ile değiştirildi, diyen olursa; böyle söyleyen değişsin, yıkılsın. Eğer bu âyet değiştirildi dersen, diğer âyetlere ne diyeceksin? Bir âyet-i kerimede mealen, *(Allahın rahmetine kavuşmak isteyenler, emirlerini yapsınlar)* buyuruldu. Âyet-i kerimelerde mealen, *(Dünyada yapılanların karşılıklarını göreceklerdir)* ve *(İman edip, ibadet yapanlar ve haramlardan kaçanlar, elbette Cennetlere girecek, nimetlere kavuşacaklardır)* ve *(Cennet yalnız iman edip, ibadet edenler içindir)* ve *(Allahü teâlâya ve Onun Peygamberlerine itaat edenler, ahirette Peygamberlere ve sıddıklara ve şehitlere ve salihlere verilen nimetlere ortak olacaklardır)* buyuruldu. Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” hadîs-i şerifte, *(Müslümanlık beş şey üzerine kurulmuştur: Birincisi, Allahü teâlâya ve Muhammed aleyhisselâmın Onun Peygamberi olduğuna inanmak, ikincisi her gün beş vakit namaz kılmak, üçüncüsü, senede bir kere malının kırkta birini Müslüman olan fakirlere zekât vermek, dördüncüsü, Ramazan-ı şerif ayında her gün oruç tutmak, beşincisi, Mekke-i mükerremeye giderek, ömründe bir kere hac etmek)* ve bir hadîs-i şerifte, *(İman, altı şeye kalp ile inanmak ve inandığını dili ile söylemek ve Allahü teâlânın
Alıntı
➡️ *Allahü teâlâya kulluk ve itaat etmek* *Sual: Taat ve ibadet etmek ne demektir? İslamiyete uymadan Allahü teâlâya kulluk yapılamaz mı?* *Cevap:* Hüccet-ül-islâm İmam-ı Gazalinin *(Eyyühel Veled)* kitabında buyruluyor ki: Nasihatların hülasası, özü, Allahü teâlâya kulluk ve itaat etmenin ne demek olduğunu bildirmektir. *Taat* demek ve *ibadet* demek, Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâma tâbi olmak demektir. Yani, bütün sözlerini ve hareketlerini Onun emirlerine ve nehiylerine uydurmak demektir. Yani her söylediğin ve her yaptığın ve söylememen ve yapmaman, hep Onun emri ile olmaktır. Şunu iyi bil ki, ibadet şeklinde yaptığın işler, eğer Onun emri ile olmadı ise, ibadet olmaz, belki günah olur. Eğer namaz ve oruç iseler de böyledir. Nitekim biliyorsun ki, Ramazan Bayramının birinci günü ve Kurban Bayramının her dört günü oruç tutmak günahtır, isyan etmektir. Halbuki, oruç bir ibadettir. Fakat, emir ile olmadığından günah oldu. Bunun gibi, başkasından zor ile alınan elbise içinde veya böyle bir yerde namaz kılmak da günahtır. Halbuki namaz bir ibadettir. Fakat, emir ile olmayınca isyan oluyor. Bunlar gibi, bir kimsenin, nikâhlı ailesi olan bir kız ile her türlü oyun ve latifeler yapması ibadettir, yani sevabdır. Bunun sevabı hadîs-i şerif ile bildirilmektedir. Halbuki yapılan şey oyun ve eğlencedir. Fakat emir ile olduğundan sevabdır. Görülüyor ki, *ibadet *demek, yalnız namaz kılmak, oruç tutmak değildir. İbadet demek, İslamiyetin emirlerine uymak demektir. Çünkü, namaz ve oruç, İslamiyete uygun olunca, ibadet olurlar. *Hak Sözün Vesîkaları s. 363* hakikatkitabevi.net/bookread.php?bo... ❤️ Beğen 👉 Paylaş 📣 Tavsiye Et
Alıntı
Reklam
➡️ *Kanaat, sinir hastalıklarını önler* *Sual: Kanaat etmek ne demektir? İslamiyette (bir lokma, bir hırka) kavramı var mıdır?* *Cevap: Hüccet-ül-islâm İmam-ı Gazalinin *(Eyyühel Veled)* kitabında buyruluyor ki: Kanaat, sinir hastalıklarını önleyen, geçimsizliği, düşmanlığı gideren, cemiyetlerin düzenlerini sağlayan bir faktördür. Kanaat, İslamiyetin dünyaya yayılmasını, ilim ve fen abideleri kurmağı sağlamıştır. *(Çalışan kazanır)* ve *(Herkes yaptığını bulur)* meâl-i alisinde olan âyet-i kerimeler ile *(Allahü teâlâ çalışıp kazananları sever)* ve *(Münâvî)* deki *(Allahü teâlâ çalışmayan gençleri elbette sevmez)* gibi, nice hadîs-i şerifler, çalışıp ilerlemeği mi, yoksa uyuşukluğu mu emrediyor? Müslümanların kurduğu Emevi, Abbasi, Gaznevi, Hint Timurları ve Endülüs ve Osmanlı medeniyetleri, çalışkanlığı mı, yoksa uyuşukluğu mu gösteriyor? İslam düşmanları tarafından uydurulmuş, (bir lokma, bir hırka) sözü, Kur’ân-ı kerimin ve hadîs-i şeriflerin emirlerini değiştirebilir mi? Bu söz, Müslümanlık demek değildir. Ahirete inanmak, acı çekmeğe değil, fertlerin, ailenin ve cemiyetin düzenli, huzurlu olmasına sebeptir. Tarih, böyle olduğunu açıkça göstermektedir. İslam dini, acı çekmeği değil, maddi, manevi acıları gidermeği, acılara, sıkıntılara sebep olmamağı emir etmektedir. *Hak Sözün Vesîkaları s. 381* hakikatkitabevi.net/bookread.php?bo... Müslümanlık, çalışıp kazanmağı emrediyor. *Kanaat* demek, bir hırkaya razı olup tembel oturmak demek değildir. Müslümanlar, asla böyle değildir. Kanaat demek, kendi kazandığına razı olup, başkasının kazancına göz dikmemek demektir. Avrupa’ya medeniyeti İslamiyet getirdi. Çünkü İslamiyet, iktisadi refahı sağlayan yolları göstermektedir. Buna kavuşmak için, çalışmağı istemektedir. *(İnsanların
Alıntı
➡️ *Medeni olmak için* *Sual: Fende ilerlemek, medeni olmayı sağlar mı?* *Cevap: Allaha iman, Allah korkusu ve İslam dini, maddi meselelerde âciz kalan insanlara ümit ve çalışma azmi verecek sebeplerdir. Ekonomik ve teknik terakkilerin faydalı olabilmesi için, manevi kuvvete de ihtiyaç olduğu görülmektedir. Din ve fen, insanlara çok lüzumlu, çok faydalı olan iki yardımcıdır. Fen bilgileri, rahat için, huzur için, medeniyet için lâzım olan vasıtaları, sebepleri hazırlar. Din bilgileri de, fennin hazırladığı aletlerin, rahat için, huzur için ve medeniyet için kullanılabilmelerini sağlar. Komünistler, Almanlardan, Amerikalılardan çaldıkları fen bilgileri ile, dev sanayi, muazzam fabrikalar kurdular. Gözleri kamaştıran füzeler, peykler yaptılar. Fakat, bunlarda yalnız fen vardı. Din yoktu. Bundan dolayı, fen ile yaptıkları aletleri, kendi milletine işkence yapmak için ve başka milletlere saldırmak için ve dünyada isyanlar, ihtilâller çıkarmak için kullandılar. Her yeri zindana çevirdiler. Fende ilerlemeleri, medeniyete değil, vahşete sebep oldu. Rahat, huzur, insan hakları yok edildi. Bir azınlığın zevk ve safası için, milyonlarca insan sefil oldu. Onun için, hakiki dini öğrenmeğe ve hakiki Müslüman olmağa gayret etmeli. Hakiki Müslümanlar hakkında, Kur’ân-ı kerim şöyle buyuruyor: *(İyi biliniz! Allahın dostlarına korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir!)* “Yûnüs sûresi, 62.ci âyet-i kerime meali”. İslamın ahkâmına, yani Allahü teâlânın emirlerine ve yasaklarına inanmalı. Bu ahkâma uyanlar, birbirine ve devletine yardımcı olur. Rahata, huzura, saadete kavuşur. *ak Sözün Vesîkaları s. 383* hakikatkitabevi.net/bookread.php?bo... ❤️ Beğen 👉 Paylaş 📣 Tavsiye Et
Alıntı
➡️ *Medeni olmak ve huzura kavuşmak* *Sual: Medeni olmak için ne yapmak gerekir? İslam dininin gösterdiği yolda ilerlemeyenler rahata ve huzura kavuşabilir mi?* *Cevap:* Dünya tarihlerinin sözbirliği ile överek yazdığı gözleri kamaştıran İslam medeniyetini, Kur’ân-ı kerime uyanlar meydana getirdi. Bugün Avrupa, Amerika ve Rusya’da fen ilerledi, dev sanayi kuruldu. Ay yolculuğuna başlandı. Fakat, hiçbirinde huzur sağlanamadı. Patronların israfı ve sefahati, işçilerin sefaleti giderilemedi. Komünistlerde devlet, milleti sömürdü. Milyonlarca insan, boğaz tokluğuna, aç, çıplak çalıştırıldı. Zalim, kan dökücü bir azınlık, bunların sırtından yaşadı. Saraylarda zevk ve safa sürüp, her kötülüğü yaptılar. Kur’ân-ı kerime uymadıkları için rahata, huzura kavuşamadılar. Medeni olmak için, fende, teknikte onlara benzemek, onlar gibi çalışmak, başarmak lâzımdır. Çünkü, Kur’ân-ı kerim ve hadîs-i şerifler, fende, sanatta ilerlemeği emrediyor. Mesela, ibni Adî ve Münâvînin “rahmetullahi teâlâ aleyhimâ” bildirdikleri hadîs-i şerifte, *(Allahü teâlâ, fende ilerleyen, sanat sahibi olan kulunu elbette sever)* ve *(Hâkim-i Tirmüzî)* ve *(Münâvî)* deki hadîs-i şerifte, *(Allahü teâlâ, kulunun sanat sahibi olduğunu görmeği elbette sever)* buyuruluyor. Fakat, medeni olmak için, yalnız bunu başarmak yetişmez. Kazanılan nimetlerin, adaletle paylaşılması, çalışanın emeğine kavuşması lâzımdır. Bu adalet de, ancak Kur’ân-ı kerime uymakla elde edilir. Bugün Avrupa, Amerika ve Rusya, İslamiyete uygun olarak çalıştıkları işlerinde, kazanıyorlar. Fakat, kazançlarını Kur’ân-ı kerimdeki adalet esaslarına göre paylaşmadıklarından rahata, huzura kavuşamıyorlar. Sınıf mücadelesinden kurtulamıyorlar. İslamiyete uymayanlar, asla mesut olamaz. Uyanlar, Müslüman olsa da, olmasa da, inansa da, inanmasa da,
Alıntı
➡️ *Sosyal adalet* *Sual: Sosyal adalet ne demektir?* *Cevap:* Sosyal adalet, çok eskiden beri düşünülen ve bütün dinler, rejimler, ictimai mezheplerce ileri sürülen ve gerçekleştirilmesi vaat edilen bir husustur. Bir topluluğun düzenli ve ahenkli olması ve fertler, zümreler arasında nefret ve düşmanlık bulunmaması, ancak sosyal adaletin varlığı ile mümkündür. *Sosyal adalet)*, herkesin, çalışması, bilgi ve kabiliyeti ve gördüğü iş nispetinde ve derecesinde hakkını alması; hiç kimsenin ezilip sömürülmemesi demektir. Sosyal adalet, en küçük bir iş görene de, hayat hakkı tanımaktadır. Çalışan herkesin asgari bir geçim şartına erişmesi, sosyal adaletin ilk şartıdır. Sosyal adalet, sosyal eşitlik demek değildir. Herkesin aynı gelire sahip olması adalet değil, adaletsizlik olur. Bir sınıfta, çalışan çalışmayan, bilen bilmeyen bütün öğrencilerin sınıf geçmesi gibi. Mutlak eşitlik, ne tabiatta, ne toplulukta, hiçbir yerde yoktur. Hukuktaki eşitlik, aynı durum ve şartlar içinde bulunan herkesin aynı muameleye tâbi tutulması manasındadır. Sosyal bakımdan, yani iktisat cihetinden tam bir eşitlik aramak ve istemek, hem gereksiz, hem imkansızdır. Çünkü, adalet kavramı ile bağdaştırılamaz. Mesele, çalışmak ve kazanmak imkanını herkese aynı şekilde vermektir. Mevcudu kelle hesabı, eşit şekilde paylaştırmak demek değildir. Herkesin çalışmasının karşılığını görmesi, hakkını elde edebilmesi davasıdır. Sosyal adalet, milli gelirin en uygun şekelde taksimini sağlar, istismarı, sömürücülüğü ortadan kaldırır. Sermayenin çok küçük ve belirli bir zümre elinde toplanmasını önler. Herkese kendi ölçüsünde hayat hakkı verir. Sınıf ve zümreleri arasında düşmanlık bulunmayan bir topluluk meydana getirir. Böyle bir toplulukta vatandaşlar, hâl ve istikbal bakımından kendilerini emniyette
Alıntı
Reklam
Reklam