Ankara’da bir sahafta aldığım iki kitaba hürmeten pervasızca “Aa yoksa bunu da bana hediye mi ediyorsunuz?” diyerek ücretsiz edindiğim – bilmem kaçıncı el – bir kitap: Babalar ve Oğulları.
Rus klasikleri nedense beni her zaman içine çekmiştir. O soğuk, sisli yollarda yürümek, içimde garip bir huzur yaratır. Fakat bu kitapta nedense her şey zihnimde sıcak bir yaz günü gibi canlandı.
Kitap yorumlarında çoğu kişi, Babalar ve Oğulları’nın kuşaklar arası çatışmayı işlediğinden bahsetmiş. Elbette bu tema var, ama bana kalırsa kitabın asıl meselesi bu değil.
İki ana karakterimiz var: Arkadi ve Bazarov. Bazarov, yaşça büyük, nihilist bir adam. Arkadi ise ona hayranlıkla bağlı, onun yolundan giden bir genç. Hikâye, bu iki karakterin birbirlerinin ailelerinin yanında geçirdiği zamanlar ve yaşadıkları olaylar etrafında şekilleniyor.
!Buradan sonrası spoilera kaçabilir!
Bazarov karakteri inatçı, dik başlı, kendi düşüncesine uymayanlara yukarıdan bakan biri. Hatta adını ilk okuduğumda içimden “Barzo” olarak kısaltmıştım. Ama işte bu “barzo” adam, aşka yenik düştüğünde sarsılıyor. Sevgi, onun o katı kabuğunu çatlatıyor. Belki de aşkın insanı o çocukça masumiyete geri götürme gücü, Bazarov’un bile direnemeyeceği bir şeydi.
Arkadinin görüşleri ise bana kalırsa tamamen Bazarova duyduğu hayranlıktan, entelektüel cazibeden ileri geliyordu. Bu ise onun yanılgıya düşmesine sebep olsa da nihayetinde kendi hissettikleri ve düşünceleriyle hayatını şekillendirmesi başarılı bir karakter gelişimi olmuş.