“Çok dalgınsın yine!” dedi kendim kendime. “Düşünüyorum.” diye cevap verdi kendim.
“Ne düşünüyorsan iyi gömülmüşsün, bu sana kaçıncı seslenişim. Sâhi ne düşünüyorsun?”
“Bir şey yapmam lâzım diye düşünüyorum. Tam şu aralar bir şey yapmam lâzım; çünkü benden gelecek sâkinleştirici, yatıştırıcı, açıklayıcı, berraklaştırıcı... yani her türlü kolaylaştırıcı şeye ihtiyacı var.”
“Bunu istedi mi senden?”
“İstemedi, istemez de zaten. Ama hayatıma bu kadar kattığım ve değer verdiğim biri bu hâldeyken böyle durmak olur mu?”
“Ne yapacağına karar verdin mi?”
“Ne yapacağıma değil de ne yapmayacağıma karar verdim.”
“Yâni?”
“Yânisi göz çıkarmamaya karar verdim. Neyin onun için bu süreci kolaylaştırabileceğini henüz tam bilmiyorum. Tek bildiğim; sonuna kadar yanında olduğumu bilmesini, benden yana yalnız olmadığını, şartların belki bazen ona böyle hissettirdiğini; ancak kalben ve aklen aslında hep –birkaç saatlik düzensiz uyku haricinde- onunla olduğumu anlamasını sağlamam gerektiği.”
Kendim de düşünmeye başladı bunları duyunca. Oturup kendim kendim düşünmeye devam ettik.
(@lıntı)