Düşün ki binlerce yıldır var olan, bizden sonrada binlerce yıl var olacak olan dünyadan gelip geçen sayısız ruhtan biriyiz. Hiç karşılaşmamış, birbirimizi tanımamış, hatırlamamış olabilirdik. Veya birimiz hatırlarken diğeri bu tanışıklığı inkâr edebilrdi. Veya hiç hatırlaşmadan birbirimizin yanından geçip gidebilirsin. Diğer yarısını bulamayan bölünmüş bir ruh gibi kıyamete değin hasret çekebilirdik. Dahası, farklı zamanlarda yaratılmaş olabilirdik. Ama bak binlerce yıl içinde aynı zamanda doğmuş, bunca kalabalık arasında tanışmış olmamız eğer kader değilse nedir? Bu bir mucize.
O millet, şu coğrafya, öbür ülke, diğer kavim...
İnsanın yaratıldığı günden bu yana sadece iki millet vardır aslında. Çünkü insanın bir yanı melekse öbür yanı şeytandı. Yarısı Habil'se öbür yarısı Kabil'di. Bir yanı suysa öbür yanı ateşti...
Bilinirki uyku bizi korur kollar, en derin acıları sakinleştirir, en yakıcı ateşleri bile serinletir. Zihnin durduğu o saatlerde acıya alıştırır, bir süreliğine de olsa hayattan kopardığı için yine hayata olan güvenimizi tazeler. Yürekteki keder eriyen kar gibi yok olmasa da ruh kendini onarır uyku boyunca, bitkin düşen beden gibi dinlenir. İnsan uyanınca daha kolay görünür gözüne zor işler, açmazların bir yolu uyanınca bulunur, bulunmasa bile tahammül de iyi bir şeydir. Onun için "Hele bir uyuyalım şimdi",denir. "Üzerinden uyku geçsin" denir.
Gittim. Düştüğüm yerden kaldıracak, gittiğim yerden döndürecek birini bulmak için değil."Gitme kal",diyecek, kaldığıma değecek biri için de değil.Gidecekyerim olmadığı için bile değil. Durmamak, yürümek için, sadece bunun için.