Adam mektupları hala arada sırada çıkarıyordu, ancak mürekkepleri solmuştu, sözcükler artık yüreğine saplanmıyordu, hatta bir defasında kadının fotoğrafına bakarken korkuya kapılmıştı, çünkü onun gözlerinin rengini anımsayamıyordu.
Ama ne kadar yorgun olursa olsun her akşam oturmuş, gündüzleri yaptıklarını kağıtlara saat saat olduğu gibi dökmüş ve titreyen ellerle yazdığı bu deste deste sayfaları postayla önceden belirledikleri gizli bir adrese göndermişti; çünkü uzaklardaki sevgilinin eskiden evdeyken olduğu gibi yaşamının her saatine katılmasını kendinin de binlerce deniz mili, tepeler ve ufuklar ötesinde kadının yumuşacık bakışlarının hayalen bile olsa gündelik yaşamına yöneldiğini hissetmek istiyordu.
Dokuz yıl oldu ve sesinin tek bir tonu değişmemiş, bedenimin tek bir siniri bile onu farklı algılamıyor. Hiçbir şey yitmemiş, hiçbir şey geçmemiş, varlığı eskiden olduğu gibi sevgi dolu bir mutluluk yaratıyor.