• 424 syf.
    ·Puan vermedi
    Tren İstasyonları, havaalanları, dolmuş durakları... Birçok insana ve onların hikayelerine ev sahipliği yapan bu mekanlar, bulunduğu konumda ne çok hareketlidir değil mi? Ayrılık, kavuşma gibi bir çok güçlü duygulara şahitlik ederler. Bazen sevdiğimizi bize kavuşturacak bir otobüsü bazen de yeni bir hayata adım atmamızı sağlayan trenin istasyona varmasını, hayallerimize doğru uçan uçağının piste inmesini bekleriz. İşte bu kitapta birbirinden güzel on farklı kalem aynı mekanda yani görkemli bir tren garında geçmekte olan on farklı hikaye ile yüreklerimize dokunur.


    "Kalbimde bir kıpırtı hissettim. Sanki bahçende çok güzel bir kelebek bulmuşsun da üç saniye içinde uçup gideceğini biliyormuşsun gibi."


    Kapağında Kristin Hannah ve Sarah Jio’yu görmemle merakla aldığım bu kitap tüm dünyada kitapları çoksatan listelerinde yer alan on yazarın Grand Central Terminal’inde geçen hikayelerini ele alıyor. II. Dünya Savaşı sonrası insanların hayatlarına devam etme mücadelelerini ve savaşın geride bıraktığı umutlarına sahip çıkma çabalarını yazarların etkileyici kaleminden hissetmek mümkün.

    "10 kadın yazar, 10 öykü, 1 terminal. Değişen dünya, düzen ve insanlar... İkinci Dünya Savaşı sonrasını anlatan, yüreğinize dokunacak farklı yazarların elinden çıkmış bu on öyküde, birbirine teğet geçen hayatları keşfettikçe yazarların uyumundan ve ustalığından etkileneceksiniz."
    Kitap konu ve zaman dilimi olarak II. Dünya Savaşı’nı ele alsa da bize savaş meydanlarını değil en az cephelerdeki askerler kadar savaşa göğüs geren kadınları anlatıp tanımamıza yardımcı oluyor. Savaşın geride bıraktıkları ile hayatı devam ettirme mücadelelerini, kayıp giden hayatlar karşısında yeni adımlarını görüyoruz. Bu güçlü kadınlar bombanın yaraladığı topraklara umut ve sevgi ekiyorlar. Savaşa dair kitaplar okuyup, filmler izledim fakat dediğim gibi bu kitap savaş meydanlarını değil, o meydanlar kadar önem taşıyan kadınlar cephesini bize gösteriyor.
    Kitap konusu ile yüreğime dokunup, etkileyici satırlarıyla güçlü duygular hissettirdi. Hatta farklı tarzı ile bir çok yazarı içinde bulunduran bu kitap okumadığım yazarların kalemleri ile tanışma fırsatını verdi. Kitabı okurken adı geçen müziklere şans verin ve bir de Mehmet Çoşkundeniz’in tavsiyesi ile Dvořàk’ın ‘Yeni Dünya Senfonisi’i eşliğinde okuyun derim.
  • 216 syf.
    ·10/10
    Herkese Merhabalar öncelikle incelememi okuduğunuz için size şimdiden çok teşekkür ederim.
    Gökyüzüne not, benim okurken çok keyif aldığım bir kitap oldu. 1 günde bitti zaten.
    Ahmet Batman'ın kalemini çok seviyorum, hiç sıkılmadan okuyorum kitaplarını. Gerçekten akıp gidiyor ve bitmesini istemediğiniz halde bir bakıyorsunuz bitmiş. Ne olduğunu anlamıyorsunuz bile.
    Kitabın içeriğinden bahsedeyim biraz.
    Hikaye baş erkek karaktet tarafından anlatılıyor. Çocukluğunda, babası ile oynadığı bir oyundu gökyüzüne not. Babası ölünce de bu oyunu kendi kendine devam ettirmeye başladı.Post it ile oynanıyor bu oyun. Bu oyunu oynamak için; post it , bir adet kalem, bir adet fotoğraf makinesi veya kamerası olan bir telefon ve en önemlisi de gökyüzüne ihtiyacımız var.
    Gökyüzüne bırakmak istediğiniz bir notu yapışkanlı kağıda yazıyor ve onu gökyüzünü gören bir yere yapıştırarak fotoğrafını çekiyorsunuz. Kolay bir oyun gibi gözükebilir ancak bu oyun size bir arkadaşlık ve hatta bir aşk bile hediye edebilir.

    Kitap size kendini bağlıyor. Aşkın aşırı naif anlatıldığı kitaplardan bir tanesi bu da.
    Kitabı çok beğendim. Yazarın ve emeğine kalemine sağlık.
    Kitapla kalın.♡

    " Sen benim en gerçek hikayemsin . Biz seninle bir hikayenin çok ötesindeyiz .. Biraz deniz , biraz da gökyüzüyüz . Saçların uçuşuyor rüzgardan ve dudaklarıma değiyor her teli ama ben inatla kıpırdamıyorum sırf sen uyanacaksın diye .. Aklıma yazıyorum bu mektubu ve ben seni yine gökyüzüne bağırıyorum . Sen benim olsan da olmasan da bu hayatta gökyüzüne bıraktığım en güzel notsun . "

    " Bu hikayenin mavisi sensin .♡
  • 328 syf.
    1) Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat
    2) Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu
    3) Bir Çöküşün Öyküsü
    4) Korku
    Stefan Zweig en cok okunan eserleri tek bir kitap içersinde toplanmistir. Birbirlerinden bağımsız dört hikaye mevcuttur fakat hepsinin ortak noktasi kadinlarin iç dünyalarına acılan birer pencere gibi olmasıdır. Müge İplikçi kitaba katmis oldugu önsözünü okumanizi tavsiye ederim. Simdiden herkese keyifli okumalar.
  • 40 syf.
    ·Beğendi·8/10
    Mahmud Asrar'ın çizgileri çok başarılı fakat hikaye çok vasat. Yılların conan okuyucuları için bu tür hikayeler artık çok sıradan ve benzerlerini milyon kez okuduk sıktı artık. Puanı da sırf çizgilere verdim.
  • 110 syf.
    ·10/10
    Kitabı 1999’da okumuşum. Gördüm ki kenarlarına ufak ufak notlar da almışım. Ama aldığım notlar da dâhil kitaptan hiçbir şey hatırlamıyorum. Unutmuşum. Yanında notlar olunca kitabı bir kez daha okumam da fayda olduğunu düşündüm. İyi ki de öyle yapmışım. Hatırladım.

    Yazarımız kitaptan gereken istifadenin olması için hepsini bir oturuşta okumamızı tavsiye etmiyor. Bölüm bölüm. Mümkünse ara ara ve gün atlanarak. Her bölümün üzerinde düşüncelerin zorlanmasını istiyor. Aslında zorlamak da ne demek. Her gün, her bakışta, her duyuşta, her nefes alışta yapmam gereken şeyleri zevkle yaptım okumam boyunca.

    Bugünlerde tevafuk, birbiriyle ilişkili, birbirini tamamlayan kitaplar var elimde. Peygamberin Bir Günü, Güzel’in Bin bir Yüzü ve işte Ümit Şimşek’in Bir Fiil Yaratmak kitabı.

    Ne mi öğrendim bu kitaptan? Öncelikle içinde yaşadığım dünyanın konumunu. Hayalen yükseldim göklere. Dünya kayboldu, güneş kayboldu, içinde yaşadığımız Samanyolu kayboldu. Işık ışık yıldızlar, galaksiler. İşte en uç sınırdayım. Öyle bir sınır ki bu, sınırsız. Dönüyorum. Ve dilimde peygamberimizden yeni öğrendiğim şu duası: “Ey yedi kat semanın ve onların gölgelediklerinin Rabbi, ey arzların ve onların taşıdıklarının Rabbi, ey şeytanların ve onların azdırdıklarının Rabbi, bütün bu mahlûkatının şerrine karşı bana himayekâr ol. Ol ki hiçbiri üzerime aniden çullanmasın, saldırmasın. Senin koruduğun aziz olur. Senin övgün yücedir. Senden başka ilah yoktur.”

    Ne mi öğrendim bu kitaptan? Büyük âlem bitti. Şimdi küçük âlemdeyim. Kendi vücudumun içerisinde. Öyle bir âlem ki bu âlem, dünya nüfusunun en az on bin katı büyüklüğünde bir kalabalık âlem. Samanyolu gibi bin tane galaksiyi bir araya toplayın ve yıldızlarını hücrelerinizle değiştirin, işte vücudumuz. Her taraf birbirine çeşitli sistemlerle bağlanmış milyonlarca fabrika. Her fabrikanın hammaddesi zamanında karşılanıyor, atıklar itinayla toplanıyor. Her saniye bu fabrikalar tepeden tırnağa teftiş ediliyor. Lüzumsuzlar yıkılıyor, yerine yenileri yapılıyor. Ve çevreye de hiçbir rahatsızlık vermiyor.

    Ne mi öğrendim bu kitaptan? Sormasını öğrendim uzayın en üst sınırında mesela. “Nedir bütün bunlar. Nereden gelir, niçin gelir, nereye giderler? Niçin bu kadar büyük kâinat? Niçin ışıl ışıl yıldızlar? Bu kadar büyük ve bu kadar güzel bir şey anlamsız olabilir mi?” Sonra yine sordum vücudumdayken: “Bu kadar küçük bir şey bu kadar büyük olabilir mi? Böyle bir küçüklük içine sığan böyle bir büyüklük anlamsız olabilir mi? Yokluktan gelip hiçliğe gider mi? Yahut nereden gelir, nereye gider? Ve burada ne arar?” “Gidiş nereye? Sormaya değmez mi bütün bunlar? Yahut bir sormakla iş biter mi?”

    Bitmez tabi. İşte hikâye de burada başlıyor. Önce yüzümüze bakıyoruz. Herkes yüzünden tanınıyor. O yüz ki bazılarına bakmaya kıyamıyorsunuz. O yüz ki incecik, yeknasak bir deriden. Gözler, kaşlar, kirpikler ve saçlar, gamzeler. Bu saydıklarımızın her birine şairler ne şiirler yazmış hatırlasana. O derinin altını hiç hayal etmek bile istemeyiz. Hele kurukafayı nerede görsek korkarız. Ve burada da bir soru: “Kan ve kas yığınıyla çevrili bir kuru kafayı kaplayan incecik deriyle çizilmiş bir resim, niçin bütün sanatkârları aciz bırakır?” Yüze benzemeyen bir yüz yapmak şimdiye kadar herhangi bir ressama nasip olmamış. İnsan yüzü hep bütün hayali yüzlerin rakipsiz ilham kaynağı olmuş.

    İnsan yüzü bir eserdir. Bu eser bir fiile muhtaçtır. Ortada bestelenmiş bir şarkı varsa bu şarkı önce bestelenme aşamasından geçmiştir. Gelincik çiçeğinin üzerinde bir renklendirme fiili yapılmış, bu sebeple güzelleşmiş. Gelinciklerle dolu bir dağ yamacı süslü ve renkli bir eserdir. Öyleyse bu dağda bir süsleme fiili yapılmıştır. Eser varsa elbette ki fiil de vardır.

    Derken balarısı örneğine geçiyor yazar. Gözünü anlatıyor. Arı kırmızı rengi görmez ama mor ötesini görürmüş. Acaip bir polarizasyona sahipmiş. Hava kapalı olsa bile güneşin yönünü hesaplayıp yuvasını rahatlıkla bulabilirmiş. Arının gözü kendi işini görecek şekilde dizayn edilmiş. Yani arı görmesi gerektiğini görüyormuş sadece. Bütün gözler de öyle. Her göz sahibine özelmiş.

    Koruma ve korunma fiilleri de kitabın örnekleri arasında. Dünyanın bir alev topu olduğunu söylüyor. İşte biz bu alev topunun üzerindeki elma kabuğu nispetinde yer kabuğuyla korunuyoruz. Ve ateşin üzerinde güvenle yaşıyoruz. Derken kendini koruyan bombardıman çiçeğine geçiyoruz. Bir tehlikeyle karşılaştığı anda, namluyu hedefe çeviriyor, iki ayrı bölmede saklanan iki kimyasal madde anında senkronize oluyor, birleştikleri anda bumm… Ortalık toz duman. Ve yine sorular: 1. Bu eylem bir sonuca yönelik mi? 2. Bu fiilde bir kusur görülüyor mu? 3. Bu sonuca yönelik, bu fiilden daha mükemmel bir yol düşünülebilir mi?

    Yazı uzuyor. Hikâyenin gerisini kitaba bırakayım. Ama şu son soruların cevabını da verelim: 1. Bu fiillerin her biri bir sonuca yöneliktir. 2. Fiillerde bir kusur yoktur. 3. Bu sonuca ulaşmak üzere, daha güzel ve mükemmel bir yol akla gelmemektedir.

    Son olarak bütün bu kusursuz fiiller, bir amaca yönelik olarak bir fail tarafından yapılıyor. Onun her bir fiilinde isimlerinin yansımasını görüyoruz. Bize düşen bu yansımalardan O’na ulaşabilmektir. O’na ulaştığımız, O’nun huzurunda olduğumuz her an amel-i saliha’dır. Bizi de bir sonsuzda mutlu edecek olan bu Salih amellerimizdir.
  • 160 syf.
    ·5 günde·Beğendi·7/10
    Harika ama bir o kadar da dramatik bir kitaptı felsefeye hakim olan 1 saatte bitirir. ayrı incelenir ilk aşkı ve aşkın felsefik boyutu arasında bir mekik dokuyor.Gerçek hikaye hikayenin sonunda -SPOILER- Alissanin günlüğünü okuyunca o aşk heyecanı çok güzeldi ayrıca kitapta o kadar güzel sözler buldum ki çizmekten komple kitabı çizecektim-SPOILER-
  • 472 syf.
    ·12 günde·Beğendi·9/10
    KESKİN NİŞANCILAR...

    Kitabımız altı bölümden oluşuyor. Her bölüm sonunda alıntılar,açıklamalar ve önerilerin olduğu bölüm sonu notları yer alıyor. Oldukça detaylı bir araştırma yapıldığı,yer yer yedi sekiz sayfa bölüm sonu notları olmasından anlaşılıyor. Bu bölümleri de geçmeden okumanızı öneririm.

    Görsel olarak zengin bir kitap. Anlatılanların görsel yollar ile tekrar işlenmesi sorularınıza cevap oluyor. Yanınızdan Google amcanızı eksik etmeyin ama. Merak edip bakacağınız daha çok şey var.

    Yaylardan,kundaklı yaylara;kundaklı yaylardan, bilye tüfeklerine;bilye tüfeklerinden,kamadan doldurmalı tüfeklere;kamadan doldurmalı tüfeklerden,şarjörlü yarı otomatik tüfeklere ve en nihayetinde modern nişancı tüfeklerine,avantaj ve dezavantajları masaya sere sere bir yolculuğa çıkıyoruz.

    Bu yolculukta birçok milletin (ordunun) askeri yapısını,keskin nişancılığa yaklaşımını öğreniyoruz. Bilimsel verilerden,yaşananlardan, hatıratlardan,tecrübelerden bol bol yararlanıyoruz. Bu da yazarın anlatımını güçlendiriyor.

    Bir tek tüfeklerle kalmıyoruz ama! Keskin nişancıların kullandığı mühimmatlardan,kamufle olma yöntemlerinden,mental yapılarından, eğitimlerinden ve hatta beslenmelerinden bile bahsediyoruz.

    Yer yer sıkılsamda yanıma defterimi alıp önemli yerleri not aldığım,araştırdığım ve en nihayetinde beğendiğim bir kitap oldu.

    PEKİ BU KİTABI KİMLER OKUMALI?

    Öncelikle bu kitabı okumayı düşünenler askeri terimlere ve silah terimlerine aşina olmalılar. Aksi halde zorluk çekebilirler. Eğer aşinalığınız yoksa önce o yönde kendinizi geliştirip okumanızı öneririm.

    Onun haricinde bu bir roman,hikaye değil! Araştırma ve tarih kitabı. Bunun bilincinde olmalısınız. “Roman havasında okuyacağım” şeklinde bu kitaba başlarsanız yarım bırakırsınız.

    Amacınız mühimmatları,tüfekleri,keskin nişancıları ve bunların tarihlerini araştıra araştıra öğrenmekse bu kitap tam size göre!

    NEREDEN PUAN KIRDIM?

    Kitabın puan kırılabilecek tek bir yanı var. O da küçük basım yanlışları. (-1)

    Bu kitabı 1000 Kitap ailesine geribildirimim ile ekletmiş olmanın,ilk alıntılarını yapmanın ve ilk incelemesini yazmanın kendi çapımda gururunu da yaşıyorum.

    İYİ OKUMALAR...