1000Tekno profil resmi
1000Tekno kapak resmi
Teknoloji,bilim ve son trendleri şimdi sizlere haber ve metin olarak sunuyoruz. Okumayı, araştırmayı, öğrenmeyi sevenlere özel bir profildir.
Teknoloji İçerik Üreticisi
Uranüs
6 okur puanı
21 Tem 13:38 tarihinde katıldı.
Teknoloji,bilim ve son trendleri şimdi sizlere haber ve metin olarak sunuyoruz. Okumayı, araştırmayı, öğrenmeyi sevenlere özel bir profildir.
Teknoloji İçerik Üreticisi
Uranüs
6 okur puanı
21 Tem 13:38 tarihinde katıldı.
  • Siz derin bir uykuya dalarken kenara koyduğunuz cep telefonunuz sizin tüm sırlarınızı ortaya seriyor. The Washinton Post'ta yer alan habere göre siz uyuduğunuzda telefonunuz rahat durmuyor ve sizden habersiz çalışmaya başlıyor.

    Tespit edilen 5400 kadar uygulama, siz uyuduğunuzda telefonunuzdaki bilgileri size sormaksızın alıp kaynağı belirsiz bir noktaya gönderiyor.
    Sizden habersiz telefonunuzda gece boyu gönderilen bilgilerin arasında telefon numaranız ve hatta o an bulunduğunuz lokasyon dahi var!

    Bu gönderim işlemini ise daha çok uyku takibi ve bunun gibi takip uygulamaları yapıyor. Önünü kesmenin ise bir yolu yok; uygulamayı silmekten başka elbette!
    Google uyarıyor: Telefonunuzdan silin!
    Telefonlarınıza ücretsiz yüklediğiniz bu uygulamalar başınıza iş açmak üzere. İşte Google'a göre mutlaka telefondan silmeniz gereken uygulamalar...
    Bu uygulama telefonunuza yüklüyse hemen kaldırın; kredi kartı bilgilerinizi anında telefondan çalıyor. Fotoğraflarınızı


    1)Realtime Booster
    Telefonunuzu hızlandırdığını iddia ediyor, ancak bilgilerinizi çalmaktan başka bir şey yapmıyor!

    2)Call Recorder
    Telefon görüşmelerinizin kaydını tutan bu uygulama, gizliden gizliye sesinizi üçüncü parti uygulamalarla da paylaşıyor.

    3)Smart Swipe
    Bu uygulama telefonunuza yüklüyse hemen kaldırın; kredi kartı bilgilerinizi anında telefondan çalıyor.

    Ve,
    Pro Camera Beauty, Artistic effect Filter, Cartoon Art Photo, Cartoon Art Photo, Art Editör, Selfie camera pro, super camera, Art Effects for Photo, Awesome Cartoon Art, Awesome Cartoon Art, Art Filter Photo Effects, Art Effect, photo editör, Wallpapers HD, Magic Art Filter Photo Editor, Fill Art pro, prizma Photo effect , pixture,
  • Deli Mi Ne Olayından Sonra Kanun Değişti
    Açık söylemeliyim ki bir takım tanınmak ve bir takım fenomenleşmek kavramıyla ülkemizin adını kara lekelerle çizen bu insanlardan nefret ettiğimi buradan haykırıyorum. Zaten her haliyle gündem olan ülkemiz dünya maçını evimizde misafir ederek büyük bir topluluk yakalamışken bu hareket belkide ülkemizde bir daha böyle maçların olmamasını sağlayacak. Bu aptalca davranışı şiddetle kınıyorum.

    4 Temmuz’da TBMM Genel Kurulu’nda onaylanan ve 12 Temmuz’da yürürlüğe gire Sporda Şiddet ve Düzensizliği Önleme Yasası'nda değişikliğe gidildi. Yapılan yeni düzenlemeyle spor alanı kavramının kapsamı genişletilirken cezalarda da artırım yapıldı.
    Ülkemizde daha önce de hakkında bazı tartışmaların yaşandığı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesi Kanunu, geçtiğimiz günlerde Vodafone Park’ta oynanan Chelsea ile Liverpool arasındaki Süper Kupa maçında meydana gelen olayla birlikte iyice alevlenmişti. YouTube’da 4 milyondan fazla takipçisi olan “Deli Mi Ne?” isimli kanalın sahibi, maçın başlarında sahaya girmiş ve yaşanan olay sonrası çok büyük tepki toplamıştı.

    Anadolu Ajansı’nın sitesinde yer alan habere göre 12 Temmuz’da Resmî Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun’da değişiklik yapıldı. Yapılan bu düzenlemeyle birlikte spor alanı kavramının kapsamı genişletildi.

    Yapılan yeni düzenlemeyle birlikte maç öncesinde, esnasında ve sonrasında taraftarların gruplar hâlinde toplandıkları yerler, maçların oynanacağı yerlere gidiş geliş güzergâhları, taraftarların toplu olarak seyahat ettikleri araçlar, takımların kamp yaptığı yerler spor alanı kavramına dâhil edildi.

    Ayrıca yeni bir kavram olarak özel seyir alanları getirildi. Özel seyir alanlarıyla taraftar gruplarının maçları dev ekranda izledikleri yerler tanımlandı. Tüm yazılı, görsel, işitsel veya elektronik kitle iletişim araçlarıyla işlenen tehdit veya hakaret içerikli suçlar için şikâyet şartı aranmaksızın kanun kapsamına alındı.

    Holiganizmle daha etkili mücadele ve cezaların daha caydırıcı olması amacıyla hâlihazırda kullanılan hapis ve para cezaları artırıldı. Yeni düzenlemeyle birlikte müsabaka alanına, soyunma odalarına, odaların koridorlarına, sporcu çıkış tünellerine yetkisiz olarak giren kişilere üç aydan bir yıla kadar hapis cezası hükmü eklendi. Bu kişilerin maçın güvenliğini ve seyrini bozması hâlinde karşılaşacağı cezalar ise bir yıldan üç yıla kadar olarak hapis cezası olarak düzenlendi. Seyirden men cezası alanların cezaları, bu suçu ikinci kez işlerse üç yıl, üçüncü kez işlerse beş yıl olarak düzenlendi.

    #ÜlkemiziKirletmeyin #Fenomendeğilrezilsiniz
  • Örümcek gördüğü anda önce çığlığı, sonra terliği veya ilacı basanlardan mısınız? Öyle yapmamanız size daha faydalı olacaktır.
    Örümcekleri görür görmez öldürmek, evden atmak ya da bir şekilde ortadan kaldırmak hemen herkesin ilk yaptığı şeylerden birisidir. Her ne kadar insanları buna ikna etmek zor olsa da örümcekler insanlara faydalıdır.

    Örümceğin insanlara faydası var mı?
    Örümcekler, doğal yaşam döngüsünün oldukça önemli bir parçasıdır. Bazı örümcek türlerine evlerde de denk geliyoruz. Bazıları rastgele şekilde evlerde kalsa da eklembacaklıların bir kısmı da kapalı alanları tercih ediyor.

    Evlerde karşımıza çıkan çoğu örümcek türü agresif değildir, saklanmayı sever ve insanlar için bir tehdit de oluşturmazlar. Bu örümcekler, diğer böcekleri ve hatta bazı başka örümcekleri de yerler.

    Örümcekler genel olarak avcıdır ve buldukları, ağlarına takılan her şeyi yerler. Hastalık taşıyan böcekleri de ortadan kaldırırlar. Afrika’da sivrisineklerin taşıdıkları hastalıklara karşı insanların en önemli yardımcılarından birisi, bu sivrisinekleri yakalayabilen örümcek çeşitleridir.

    Örümceklerden korkmak oldukça normal ve anlaşılabilir bir şeydir. Yine de şehirlerde yaşayan örümceklerin insanlara zarar vermesi oldukça zordur. Aslına bakarsanız örümcekler insanlardan kaçınır zira biz onlara karşı çok daha ölümcülüz.

    Örümcek görürsek ne yapmalıyız?
    Bir gün evinizde ya da yaşam alanınızda bir örümcek görürseniz öldürmek yerine dışarıya salarsanız kendisine yeni bir yuva bulacaktır. Sonuç olarak her iki taraf ve çevre açısından bu karar daha doğrudur. Doğal dengede bu küçük eklem bacaklı önemli yer tutar. Örümcekler, böcek değildir.

    Örümcek korkunuz varsa şu sevimli arkadaş size yardımcı olabilir
    https://youtu.be/VrS6akzR3sk
  • Sevgili arkadaşlar yine bir araştırma konusuyla karşınızdayız, isimini vermek istemeyen takipçimiz Meme kanserinin ne olduğunu aşamaları evreleri hakkında genel bir araştırma istedi. Söz konusu sağlık ise gerisi teferruattır dedim ve araştırmaya başladım, araştırma sonucumda özet olarak "KADINLARIN KIYMETİNİ BİLİNİZ" kavramını beynime kazıdım. Oldukça zor hastalıklara sahip olma oranları, bil hassa neden bu kadar hassas olduklarını gün yüzü gibi ortaya koyuyor. Onları sevin, buna değer. Diyerek konuya başlamak istiyorum.

    Ö𝐧𝐜𝐞𝐥𝐢𝐤𝐥𝐞 𝐧𝐞𝐝𝐢𝐫 𝐛𝐮 𝐌𝐞𝐦𝐞 𝐤𝐚𝐧𝐬𝐞𝐫𝐢?
    Meme kanseri, meme dokusunu oluşturan hücre gruplarından birinin değişime uğraması ve kontrolsüz olarak çoğalması nedeniyle oluşan tümör sonucu ortaya çıkan bir hastalık.
    Kanserli doku, önce yakın çevresine sonra, memeye yakın lenf bezlerine yayılıyor. Zamanında tanı konulup tedavi edilmeyen hastalarda kanser diğer organlara yayılarak tedavisi olanaksız evreye geçiyor.

    Meme kanserlerinin son yıllarda görülme sıklığı oldukça arttı. Küresel ölçekteki istatistiklere göre meme kanserinin görülme sıklığı 𝟏𝟎𝟎𝟎𝟎𝟎’𝐝𝐞 𝟒𝟎-𝟓𝟎 civarlarında hesaplanmakta.
    Bunun yanı sıra, ABD verilerine göre bir kadının hayatı boyunca meme kanserine yakalanma olasılığı 1/8 olarak ifade ediliyor. Her ne kadar ilerleyen yaşlarla beraber görülme sıklığı artsa dahi, meme kanserinden korunmanın bir takım yolları bulunuyor bunları tek tek sıralayalım.

    *Sigara ve alkol gibi kanser yapıcı maddelerden uzak durmak,
    *Sağlıklı beslenmek ve düzenli spor yapmak,
    *İdeal kiloyu korumaya özen göstermek,
    *Bebek sahibi olan anneler için ilk 6 ay emzirmek,
    *Çok geç yaşta anne olmamak,
    *Hormon ilaçlarının kullanımına dikkat etmek.
    *Meme Kanseri Risk Faktörleri
    *Kadın olmak,
    *50-70 yaş arasında ve menopoz sonrası dönemde olmak,
    Ailesinde (anne veya baba tarafında) meme kanserine yakalanmış akrabaları olmak, (Akrabalık derecesi ne kadar yakın ve meme kanserli akraba sayısı ne kadar fazlaysa risk o kadar yükselir).
    *Daha önce meme kanserine yakalanmış olmak,
    *Adet başlama yaşının erken, menopoz yaşının geç olması,
    *Hiç doğum yapmamış olmak,
    *İlk doğumunu 30 yaşından sonra yapmak,
    *Doğum yapmış fakat bebeğini emzirmemiş olmak,
    *Uzun süreli hormon tedavisi almak,
    *Modern şehir yaşamı ortamında yaşamak,
    *Sigara ve tütün ürünleri kullanmak,
    *Şişmanlık; özellikle menopoz sonrası fazla kilo almak ve doymuş yağlardan zengin gıdaları fazla miktarda tüketmek,
    *Fiziksel aktivite azlığı.

    𝐌𝐞𝐦𝐞 𝐊𝐚𝐧𝐬𝐞𝐫𝐢 𝐓ü𝐫𝐥𝐞𝐫𝐢 𝐍𝐞𝐥𝐞𝐫𝐝𝐢𝐫?
    Meme kanserinin çeşitli tipleri var. Ancak temel olarak iki ana gruba ayrılıyor; birincisi, noninvaziv ya da başka bir deyişle in situ (yayılma göstermeyen) ve ikincisi invaziv (yayılma potansiyeli olan) grup.

    𝐍𝐨𝐧𝐢𝐧𝐯𝐚𝐳𝐢𝐯 𝐊𝐚𝐧𝐬𝐞𝐫𝐥𝐞𝐫
    Yayılma göstermeyen (in situ) kanserler de kendi arasında ‘duktal karsinoma in situ’ ve ‘lobüler karsinoma in situ’ olmak üzere yine iki gruba ayrılıyor. Özellikle 1980'li yıllardan sonra tarama mamografilerinin ön plana çıkmasıyla, yayılma göstermeyen (in situ) kanserlerin, tüm meme biyopsileri içindeki görülme sıklığının yüzde 1.4'ten yüzde 10'lara, tüm meme kanserleri içindeki oranlarının da yüzde 5'ten yüzde 15'lere yükselmesi dikkat çekiyor.

    Klasik lobüler karsinoma in situ: Her iki memede de 8-10 kat meme kanseri riskini artıran önemli bir bulgu. Bu tür hastalara yakın izlemin yanı sıra koruyucu bazı ilaçlar verilebiliyor veya koruyucu amaçlı her iki meme dokusunu çıkartma (basit mastektomi) şeklinde cerrahi girişimler uygulanabiliyor. Beraberinde plastik cerrahi girişimlerle protez ve benzeri cerrahi rekonstrüktif işlemler eklenmesiyle beraber kozmetik açıdan yüz güldürücü sonuçlar elde edilebiliyor.

    İn situ duktal kanserler (İSDK, intraduktal kanser): Çoğu kez muayenede kendini belli etmiyor. Belirtisi; mamografide tespit edilen düzensiz ufak boyutlu kireçlenme bulgusu ve/veya (pleomorfik mikrokalsifikasyon) kanlı/şeffaf tek kanaldan memebaşı akıntısı şeklinde oluyor. İSDK, normal hücrelerden yayılma potansiyeli olan (invaziv) kanser hücrelerine geçiş olarak kabul ediliyor. Kitle oluşturmadığı için, tel ile veya radyoaktif maddelerle işaretlenerek çıkarılıyor.

    Eğer meme kanseri, tek odaklı bir durumda ise etrafında yeterli temiz doku bırakılıyor. Geri kalan meme dokusuna radyoterapi (RT) uygulandığı zaman hastalık, klinik olarak iyi bir seyir gösteriyor.

    Eğer memede yaygın olarak bulunuyorsa, tüm meme dokusunun çıkarılması (basit mastektomi) gerekiyor ve bu durumda yüzde 100'e varan oranla tam iyileşme görülüyor. Saf İSKD'de koltukaltı lenf bezlerinin tutulumuna nadir olarak yüzde 1-3 oranında rastlanıyor. Bu nedenle tüm memenin çıkarılacağı hastaların; daha kötü özellikler gösteren (yüksek gradlı vs.) bazı tiplerinde, koltukaltı lenf bezlerinde kanser hücrelerini tutması en muhtemel bekçi lenf bezlerini çıkarmak (sentinel lenf nodu biyopsisi) gerekebiliyor.

    𝐍𝐢𝐧𝐯𝐚𝐳𝐢𝐯 𝐊𝐚𝐧𝐬𝐞𝐫𝐥𝐞𝐫
    Sütü memebaşından dışarı taşıyan meme kanallarını döşeyen hücrelerde gelişen duktal karsinom en sık rastlanan meme kanseri tipi. Bu da yayılma özelliğine göre ayrılıyor: Duktal karsinomun yayılma özelliği yoksa in situ formda, yayılma potansiyeli varsa invaziv formda olduğu biliniyor.

    Süt üreten bezlerden (lobül) gelişen kanser lobüler karsinom olarak adlandırılıyor. Lobüler karsinom da yayılma özelliğine göre ikiye ayrılıyor. Yayılma özelliği yoksa in situ formda yayılma potansiyeli varsa invaziv formda oluyor.

    𝐁𝐞𝐥𝐢𝐫𝐭𝐢𝐥𝐞𝐫
    Meme içinde kanserleşen bir hücrenin, bir tümör oluşturması ve bir uzmanın muayene sırasında anlamasına ya da radyolojik incelemede belli olmasına kadar hayli uzun zaman geçmesi gerekiyor. Kadınlar genellikle en az 1 cm. büyüklüğüne ulaşmış bir kitleyi, elle kontrol yöntemi sayesinde fark edebiliyorlar.

    Günümüzde meme kanseri belirtilerininin çoğu kişinin kendisi tarafından bulunuyor. Kanserli kitleler nispeten sert, düzensiz kenarlı, yüzeyi pürtüklü görünüyor ve meme dokusu içinde rahatça oynatılamıyor.

    𝐌𝐞𝐦𝐞 𝐊𝐚𝐧𝐬𝐞𝐫𝐢𝐧𝐢𝐧 𝐛𝐞𝐥𝐢𝐫𝐭𝐢𝐥𝐞𝐫𝐢 𝐢𝐬𝐞;

    Memede elle hissedilen bir sertlik veya kitle,
    İki meme arasında son dönemde ortaya çıkan asimetri,
    Meme başında veya meme cildinde içe doğru çekinti,
    Memede kızarıklık, yara, egzama, kabuklanma, çatlama,
    Meme cildinde portakal kabuğuna benzer görünüm,
    Meme başında şekil veya yön değişikliği,
    Memede olağan dışı şişlik veya boyut artışı,
    Adet dönemlerinde memede rastlanabilenden farklı karakterde ağrı,
    Meme başından akıntı; özellikle pembe, kırmızı renkte,
    Koltuk altında sertlik, şişlik veya kitle.
    Kanser uzak organlara metastaz (yayılım) yapmışsa bu yayılımlar, nadiren meme kanserinin ilk bulgusunu oluşturuyor. Meme kanserinin sıkça yayılma gösterdiği bölgeler ise kalça ve omurga kemikleri ile akciğer ve karaciğer.

    Diğer tüm kanserlerde olduğu gibi, meme kanserinde evreleme, yapılacak tedavinin planlanması açısından vazgeçilmez bir unsur. Buna göre, her bir evre hastalığın aşağıda tanımlanan aşamasını anlatıyor.

    𝐄𝐯𝐫𝐞 𝟎 (𝐤𝐚𝐫𝐬𝐢𝐧𝐨𝐦𝐚 𝐢𝐧 𝐬𝐢𝐭𝐮)
    Kanser hücreleri hem yayılma potansiyeli kazanmamış hem de tamamen memede sınırlı kalmıştır.

    𝐄𝐯𝐫𝐞 𝐈
    Kanser hücreleri yayılma potansiyeli kazanmıştır, ancak 2 cm.'den küçüktür ve tamamen memede sınırlı kalmıştır.

    𝐄𝐯𝐫𝐞 𝐈𝐈𝐀
    Memede tümör yoktur, ancak koltukaltı lenf bezlerine kanser yayılmıştır. Ya da a) Tümör 2 cm. veya daha küçük ve koltukaltı lenf bezlerine sıçramış veya b) Tümör 2 cm’den büyük ama 5 cm’den küçük ve koltukaltı lenf bezlerine sıçramamıştır.

    𝐄𝐯𝐫𝐞 𝐈𝐈𝐁
    Tümör 2 cm’den büyük ama 5 cm’den küçük ve koltukaltı lenf bezlerine sıçramış veya tümör 5 cm’den büyük, ancak koltukaltı lenf bezlerine sıçramamıştır.

    𝐄𝐯𝐫𝐞 𝐈𝐈𝐈𝐀
    a) Memede tümör yok veya
    b) Memedeki tümör 2 cm veya daha küçük veya
    c) Tümör 2 cm'den büyük ama 5 cm'den küçük veya
    d) 5 cm'den büyüktür. Ek olarak, kanser ya birbirine yapışık olarak koltukaltı lenf bezlerini tutmuştur ya da göğüs kafesi kemiğine yakın lenf bezlerine yayılmış olabilir.

    𝐄𝐯𝐫𝐞 𝐈𝐈𝐈𝐁
    Tümör her boyutta olabilir ve kanser göğüs duvarına ve/veya meme derisine yayılmış ve birbirine yapışık olarak koltukaltı lenf bezlerine sıçramış veya göğüs kafesi kemiği yakınındaki lenf bezlerine yayılmış olabilir.

    𝐄𝐯𝐫𝐞 𝐈𝐈𝐈𝐂
    Memede kanser belirtisi olmayabilir veya tümör herhangi bir boyutta olabilir ve göğüs duvarına ve/veya meme derisine yayılmış olabilir. Ayrıca kanser, köprücük kemiği altı veya üstü lenf bezlerine veya koltukaltı lenf bezlerine ya da göğüs kafesi kemiği yakınındaki lenf bezlerine yayılmış olabilir.

    𝐄𝐯𝐫𝐞 𝐈𝐈𝐈𝐂
    Meme kanseri opere edilebilir ve edilemez evrelerde inceleniyor:

    Opere edilebilir evrede, meme kanserinde 10 veya üzeri lenf nodu tutulumu mevcuttur. Tutulan lenf bezleri ya köprücük kemiği altındadır ya da koltukaltı ve göğüs kafesi kemiği yakınındaki lenf bezleridir.

    Opere edilemez evrede, kanser köprücük kemiği üzeri lenf bezlerine sıçramıştır.

    Evre IV
    Kanser hücreleri vücuttaki uzak organlara (kemik, karaciğer, akciğer, beyin) sıçramıştır.

    Meme kanserinde de hastalığın hangi evrede olduğunun saptanması, uygulanacak tedavinin planlanmasında önemli rol oynuyor. Hastalığın evresinin belirlenmesiyle oluşturulan tedavi planı, başarı oranını artırıyor.

    𝐓𝐚𝐧ı 𝐘ö𝐧𝐭𝐞𝐦𝐥𝐞𝐫𝐢
    Hekiminiz öncelikle sizin ve ailenizin tıbbi öyküsünü dinledikten sonra fizik muayene yapacaktır. Daha sonrasında ise, mamografi veya meme ultrasonu gibi görüntüleme yöntemleri ile duktoskopi (meme ucundaki kanalın ağzından çok ince fiberoptik sistemlerle girilerek süt kanallarının incelenmesi), duktografi (veya galaktografi de denir, meme ucundan kontrast madde verilerek görüntüleme yapılması), manyetik rezonans görüntüleme (MR) gibi tetkikler isteyebilir.

    Meme kanserinde erken teşhisin önemi ve taramanın mümkün olması göz önünde bulundurulduğunda, aşağıdaki tedbirlerin de oldukça büyük önem taşıdığı söylenebilir:
    Kendi Kendini Muayene Etme
    Meme kanserlerinin yüzde 70’ini hastalar kendi memelerini incelerken veya muayene ederken buluyor. Bu yüzden 20 yaşından sonra kadınlar; ayda bir kez, adet bitimi sonrası dönemde tercihen ayna karşısında kendi memelerini gözlemlemeli ve elleriyle memelerini ve koltuk altlarını yoklamalılar. Herhangi bir değişiklik fark ettiklerinde ise, en kısa sürede doktora başvurmalılar.

    𝐃𝐨𝐤𝐭𝐨𝐫 𝐌𝐮𝐚𝐲𝐞𝐧𝐞𝐬𝐢
    Memeleriyle ilgili hiçbir şikayeti olmasa da her kadının 20-40 yaş arası 3 yılda bir, 40 yaşından sonra ise yılda bir kez klinik meme muayenesi için bir genel cerraha muayene olması gerekiyor.

    Görüntüleme yöntemleri: Meme görüntülemesi, meme kanserini mümkün olan en erken evrede saptamayı amaçlıyor. Teknolojik gelişmelere ve özellikle tarama mamografisinin yaygın olarak kullanımına paralel olarak, elle hissedilmediği halde görüntüleme yöntemleri ile saptanabilen meme kanseri olgularında belirgin artış görülüyor.

    𝐓𝐞𝐝𝐚𝐯𝐢 𝐘ö𝐧𝐭𝐞𝐦𝐥𝐞𝐫𝐢
    Meme kanserinin tedavisindeki başarı şansı, kanserin ne kadar erken evrede yakalandığı ile doğrudan ilişkili. Erken evrede saptanıldığında 5 yıllık sağ kalım oranı yüzde 96 seviyelerine çıkabiliyor.
    Meme kanseri tedavisinin en önemli bölümünü cerrahi tedavi oluşturuyor. Ameliyatın amacı, tümörün tamamının vücuttan uzaklaştırılması. Cerrahi dışındaki tedavi yöntemleri tümörün tekrarlamasını (nüks) veya başka organlara yayılmasını önlemeye yönelik. Temel olarak 3 ameliyat şekli bulunuyor:

    𝐌𝐚𝐬𝐭𝐞𝐤𝐭𝐨𝐦𝐢
    Tümörle birlikte memenin tamamının alınmasına deniyor. Aynı seansta veya geç dönemde (1-2 yıl sonra) hastaya; silikon protez veya kendi dokularıyla yeni meme yapılabiliyor.

    𝐂𝐢𝐥𝐭 𝐊𝐨𝐫𝐮𝐲𝐮𝐜𝐮 𝐌𝐚𝐬𝐭𝐞𝐤𝐭𝐨𝐦𝐢
    Meme dokusunun tamamının çıkarılmasının gerektiği ancak meme derisinin korunabileceği durumlarda tercih edilen bir yöntem. Çıkarılan dokunun yerine, derinin içine silikon protez yerleştirilerek kozmetik görünüm sağlanıyor. Özellikle risk azaltıcı meme ameliyatları (profilaktik mastektomi) için tercih ediliyor.

    𝐌𝐞𝐦𝐞 𝐊𝐨𝐫𝐮𝐲𝐮𝐜𝐮 𝐀𝐦𝐞𝐥𝐢𝐲𝐚𝐭
    Sadece tümörün, etrafındaki bir miktar normal meme dokusu ile birlikte çıkarıldığı ameliyat yöntemi. Bu ameliyatın iki amacı var: Birincisi, memenin yerinde bırakılarak kozmetik görünümün bozulmaması; ikincisi, hastanın bedensel ve ruhsal açıdan psikolojik olarak en az seviyede etkilenmesini sağlamak. Ameliyat sonrasında 5-7 hafta süren radyoterapi uygulanabiliyor.

    Son 20 yılda erken evre meme kanserinin cerrahi tedavisinde oldukça büyük değişiklikler oldu. Binlerce hastayı içine alan ve yirmi yılı aşkın takip süresi olan araştırmalar sonucunda meme koruyucu cerrahi yöntemi ile elde edilen sağ kalım oranlarının, uygun hastalarda, mastektomiye (memenin tamamının alınması) eşdeğer olduğu ortaya çıktı.

    Günümüzde meme kanseri ameliyatlarında, bazı tıbbi zorunluluk halleri dışında, memenin tamamının alınması gerekmiyor. Meme, kadınların cinsel kimliklerinde ve vücut algılamalarında önemli yeri olan bir organ.

    Parsiyel mastektomi, lampektomi, kadrantektomi şeklinde adlandırılan bu ameliyat yöntemleri ile kadınlar, gereksiz yere memelerini kaybetmekten kurtuluyorlar.

    Ancak bazı hastalarda, memenin tamamının alınması gerekebiliyor. Bu durumda meme onarımı için ameliyat yapılabiliyor ve cerrahlar, doğal memeye çok benzerlik gösteren bir meme oluşturabiliyorlar.

    Memede Belirti Hisseden Kadınlar Doktora Başvurmalı
    Memede sertlik yada başka bir belirti hisseden kadınların, önceki mamografi sonuçları normal olsa bile, vakit geçirmeden doktorlarına başvurmaları gerekiyor.

    Meme kanserinde erken tanı mümkün müdür ve tarama testi var mıdır?
    Her kadın, doktoruna meme kanserine ait belirtilerin neler olabileceğini sorarak ya da hangi yaşta ne tür tetkikler yaptırması gerektiğini öğrenerek meme kanserinin erken tanısında ve taramasında aktif rol oynamalıdır.

    Hiç şikayeti yokken olası bir kanseri erken yakalamak için yapılan işlemlere tarama testleri denir. Böylelikle henüz hastada hiç bir şikayete yol açmadan çok erken evrelerde meme kanseri yakalanabilir. Unutulmamalıdır ki; erken evre meme kanseri tedavi ile iyileştirilebilir bir hastalıktır. Her meme kanserini yakalayamamakla birlikte günümüzde tarama amacı ile kullanılan en iyi yöntem mamografidir. Mamografi özel bir çeşit X ışınıdır, az miktarda radyasyon verir ve meme iki plak arasında sıkıştırılarak çekilir. Ele gelmeyen, henüz şikayete yol açmamış meme tümörlerini tespit edebilir. 50 yaş sonrasında her kadın her yıl bir mamografi çektirmelidir.

    Ailesinde meme kanseri öyküsü olup, meme kanseri gelişmesi için riskli grupta olan kadınların ise 40 yaşından sonra yıllık mamografi çektirmeleri önerilmektedir. Diğer bir tarama yöntemi ise belli aralarla bir doktor tarafından meme muayenesi yapılmasıdır. 20 ile 40 yaş arasındaki kadınlara her 3 yılda bir, 40 yaş ve üstündekilere ise her yıl bir doktor tarafından meme muayenesi yapılmalıdır. Ayrıca, bu tarama yöntemlerine ek olarak, 20 yaşın üstünde kadınların banyoda tercihen sabunlu iken memelerini kendilerinin her ay muayene edip, ayna karşısında iki memede daha önceden olmayan bir görüntü var olup olmadığını kontrol etmeleri önerilmektedir.

    Unutulmamalıdır ki, herkesin meme dokusu aynı olmadığı gibi aynı kişinin meme dokusu farklı zamanlarda farklı yapıya sahip olabilir. Örneğin; menopozda, gebelikte, doğum kontrol hapları alırken ya da adet döneminde meme farklı yapıya sahip olur. Adet öncesi memelerde hassasiyet, gerginlik olması doğaldır.

    Meme kanserine yakalanma riskini artıran durumlar nelerdir?
    En önemli risk faktörü yaştır. Yaş arttıkça meme kanserine yakalanma riski de artar. Meme kanserlerinin çoğu 50 yaş üzerinde görülür. Aile öyküsü önemlidir. Birinci derece akrabalarında (anne, kız kardeş gibi) meme kanseri olanların meme kanserine yakalanma riskleri daha yüksektir. Eğer akrabası meme kanserine menopoz öncesi yakalanmışsa bu risk daha da yüksektir. Bu grupta olan bayanların olmayanlara göre tarama testlerine daha erken başlamaları önerilir.

    Önceden meme kanseri olanlarda her geçen yıl yeni meme kanseri gelişme riski %1 artar. Barsak, yumurtalık ve rahim kanseri olan hastalarda da meme kanseri gelişme riski daha fazladır. İlk adeti erken yaşta görenlerde (12 yaş öncesi) risk artar. Geç menopoza girenlerde (55 yaş sonrası) risk artar. İlk gebelik yaşı ne kadar geç ise (özellikle 30 yaş üstünde) meme kanseri riski de o kadar yüksek olur. Kürtaj ya da düşük nedeni ile doğum yapamadan gebeliklerin sonlanmasının meme kanseri riskini arttırdığı düşünülmektedir. Hiç evlenmemiş bayanlarda daha sık görülür. Sosyo-ekonomik durumu daha iyi olan bayanlarda değişen yaşam koşulları nedeni ile meme kanseri riski daha yüksektir (Geç evlenme ve geç çocuk doğurma gibi nedenlerle). Doğum kontrol hapı kullananlarda ve uzun dönem menopoz için estrojen tedavisi almış olanlarda meme kanserine yakalanma riskinin az da olsa arttığı bilinmektedir.

    Yaşam biçimi de meme kanserine yakalanma şansını etkileyebilir. Menopoz sonrası dönemde fazla kilo alma meme kanseri riskini artırır. Yetersiz fizik aktivitenin ve ileri yaşta fazla kilolu olmanın meme kanseri riskini arttırdığı düşünülmektedir.Bugün herhangi bir diyetin meme kanserine yakalanma riskini azalttığına dair bilgi yoktur ancak araştırmacılar düşük miktarda yağ içeren, meyve ve sebzenin bol tüketildiği, ideal kilonuzda kalmanızı sağlayan dengeli bir beslenme önermektedir. Ergenlik döneminde yapılan düzenli fiziksel aktivitenin meme kanseri gelişmesini azalttığı bilinmektedir. Alkol alımı (fazla miktarda) meme kanserine yakalanma riskini arttırır. Meme kanseri beyaz ırkta daha sık görülür. Radyasyona maruz kalma meme kanseri riskini arttırır. Uzun süre emzirmenin meme kanserine karşı koruyucu olduğu düşünülmektedir.

    𝐌𝐞𝐦𝐞 𝐤𝐚𝐧𝐬𝐞𝐫𝐢 𝐤𝐚𝐥ı𝐭𝐬𝐚𝐥 𝐦ı𝐝ı𝐫?
    Tüm meme kanserlerinin % 5 kadarı kalıtsaldır. Hücrelerimizdeki genler anne ve babamızın genlerinden aldığımız kalıtsal bilgiyi taşırlar. Meme kanseri olanların bazı genlerinin hasarlı olduğu tespit edilmiştir. Bu hasarlı genleri taşıyan meme kanseri hastalarının akrabalarında, meme kanseri ve yumurtalık kanseri gelişme riski daha fazladır. Bazı etnik gruplarda örneğin Yahudilerde ve İzlandalılarda belirlenmiş, meme kanserine yol açtığı tespit edilen meme kanseri genleri bilinmektedir.

    𝐓𝐚𝐧ı 𝐧𝐚𝐬ı𝐥 𝐤𝐨𝐧𝐮𝐥𝐮𝐫?
    Yukarıda sayılan belirti veya şikayetleri olan hastaların mutlaka bir doktora başvurmaları gereklidir. Doktor muayenesini yaptıktan sonra memede kitle veya herhangi bir şüpheli durum farkederse bir mamografi ister ve hastayı bir genel cerraha gönderir. Mamografi memenin X ışını verilerek filminin çekilmesidir. Elle fark edilmeyecek kadar küçük kitleleri gösterebilir. Genellikle mamografide şüpheli bulgu varsa meme ultrasonu da yapılır. Ultrason insanların duyamayacağı yüksek frekanslı ses dalgaları ile meme dokusu içinde farklı kıvamda olan yapıların anlaşılmasını sağlar, TV ekranı gibi bir ekrana görüntü verir. Ultrason ile memedeki kitlenin sıvı ile mi dolu olduğu ya da katı mı olduğu anlaşılabilir. Eğer içinde sıvı olan bir kitle varsa buna kist denir, kistin içinden enjektörle örnek alınarak mikroskop altında incelenir. Memede katı bir kitle tespit edildiğinde doktorunuz bir iğne ile girerek bu kitleden parça alınmasını ister. Bu işleme biyopsi denir, bazen bir iğne ile bir parça meme dokusunu enjektör içine çekerek (aspirasyon biyopsisi) bazen de özel bir iğne ile memedeki kitleden küçük bir parça koparılarak (trucut biyopsi) yapılabilir. Her iki işlem için de genel anesteziye ihtiyaç yoktur, kolaylıkla lokal anestezi ile ayaktan yapılabilir, hastanede yatmayı gerektirmez.

    𝐇𝐚𝐬𝐭𝐚𝐥ığı𝐧 𝐄𝐯𝐫𝐞𝐥𝐞𝐫𝐢
    Erken evrelerde (Evre 1 ve 2) tümörün boyutu küçüktür ve hatta bazen koltuk altı lenf bezlerine dahi yayılmamış olabilir.

    Evre arttıkça (Evre 3) tümörün boyutu, sıçradığı lenf bezi sayısı ve bölgesi artar. Boyun ve göğüs kemiğinin yanındaki lenf bezlerine de sıçrayabilir. Biraz daha ilerlerse kanser göğüs kasları, kaburga kemiklerine de sıçrar.

    İleri evrede (Evre 4, metastatik hastalık) hastalık kemik, karaciğer, akciğer, beyin gibi diğer organlara sıçrar.

    𝐍ü𝐤𝐬 𝐡𝐚𝐬𝐭𝐚𝐥ı𝐤
    Hastalığın tedavi edildikten sonra geri gelmesidir. Eğer hastalık ameliyatın yapıldığı bölgede geri gelmişse lokal nüks, başka organlarda geri gelmişse metastatik hastalık adını alır. Nükslerin çoğu tedaviden sonraki ilk 2 yılda gelişir, ama meme kanseri yıllar sonra da geri gelebilir. Nüksün sebebi tedaviye rağmen geride kalan ve tespit edilemeyen kanser hücreleridir.

    𝐓𝐞𝐝𝐚𝐯𝐢 𝐬𝐞ç𝐞𝐧𝐞𝐤𝐥𝐞𝐫𝐢 𝐧𝐞𝐥𝐞𝐫𝐝𝐢𝐫?
    Meme kanserinin tedavisini iki bölüme ayırabiliriz. Hastalığın bulunduğu bölgeye etkili tedaviye lokal tedavi denir. Radyoterapi ve cerrahi tedavi bu grup tedavilerdir. Vücudun herhangi bir yerindeki kanser hücrelerini yok etmek amaçlı yapılan tedaviye ise sistemik tedavi denir. Kemoterapi ve hormon tedavisi ise bu gruptadır. Hastaların hem sistemik hem de lokal tedaviye gereksinimi olabilir. Cerrahi tedavi, ameliyatla kanserli dokunun alınmasıdır. Radyasyon tedavisi yüksek dozda X ışınları ile kanser hücrelerinin öldürülmesidir. Kemoterapi, çoğunlukla damardan verilen ilaçlarla kanser hücrelerinin öldürülmesidir. Hormonların kanser hücrelerinin çoğalmasını sağlayan etkilerini yok etmek amacı ile hormonların çalışmasını bozan, üretimini azaltan veya hormon salgılayan bezleri çalışamaz hale getiren ilaçlar verilmesine ise hormon tedavisi adı verilir. Bazen, yumurtalıkların çalışmasını bozmak amacı ile yumurtalıklara radyasyon (ışın) tedavisi verilebilir, bazen da yine aynı amaçla yumurtalıklar ameliyatla çıkarılarak kanser hücrelerinin çoğalmasını sağlayan estrojen hormonunun yapımı durdurulabilir.

    𝐂𝐞𝐫𝐫𝐚𝐡𝐢 𝐓𝐞𝐝𝐚𝐯𝐢
    Hangi çeşit ameliyatın yapılacağını hastanın memesinin büyüklüğü, tümörün büyüklüğü, hastanın genel durumu ve istekleri belirler. Meme kanserinde iki türlü ameliyat yapılır. Birinci grup, memenin tümünün alınmadığı sadece tümörün çıkarıldığı meme koruyucu ameliyatlardır.

    Bunlar:

    Lumpektomi: Yalnızca tümörün ve çevresindeki meme dokusunun çıkarılmasını ifade eder. Genellikle geriye kalan meme dokusuna ışın tedavisi verilir ve aynı taraftaki koltuk altı lenf bezleri çıkarılır.
    Segmental Mastektomi: Memedeki kitlenin çevresindeki meme dokusu ile beraber ve tümörün altındaki göğüs kaslarını saran ince zarla birlikte çıkarılması anlamına gelir. Genellikle aynı taraftaki koltuk altı lenf bezleri de çıkarılır ve ameliyat sonrası ışın tedavisi verilmesi gereklidir. İkinci grup ise memenin tümünün alınmasını içeren ameliyatlardır. Bu ameliyatları takiben ışın tedavisi verilip verilmeme kararı patoloji raporundaki tümöre ait özelliklere göre belirlenir. Bu grup ameliyatlar şöyle sıralanabilir:
    Basit Mastektomi: Memenin çevresindeki yağ dokusu ve üzerindeki deri ile beraber çıkarılmasını ifade eder, genellikle aynı seansta koltuk altı lenf bezleri de çıkarılır.
    Modifiye Radikal Mastektomi: Meme kanserinde en yaygın yapılan ameliyattır. Tüm memenin , aynı taraftaki koltuk altı lenf bezleri , göğüs kaslarını saran ince zar ve bazen de göğüs duvarı kaslarının da bir bölümü ile birlikte çıkarılması anlamına gelir. Ameliyat sonrasında ışın tedavisi verilip verilmeme kararı patoloji raporundaki tümöre ait özelliklere göre belirlenir.
    Radikal Mastektomi: Memenin göğüs kasları ve koltuk altı lenf bezleri ile birlikte alınmasıdır. Günümüzde sadece tümör göğüs kaslarına sıçradığında yapılmakta olan bu ameliyat eskiden en sık yapılan ameliyattı.
    Radyoterapi
    Yüksek enerjili X ışınlarını kullanarak tümör hücrelerinin ölmesini ve tümörün büyümesini engelleyen ışın tedavisi vücut dışında bir makinadan ya da kanserli doku içine yerleştirilen materyaller (radyoizotop) aracılığı ile verilebilir. Bu tedaviyi alan hastaların birlikte yaşadıkları insanlara radyasyon yayması gibi bir durum söz konusu değildir. Meme koruyucu ameliyat yapılan hastalar mutlaka radyoterapi alırlar. Hastanın ve tümörün taşıdığı özelliklere göre bazen radyoterapi bazen de kemoterapi ameliyat sonrası ilk verilecek tedavi olur. Radyoterapi, kemoterapi tamamlandıktan sonra veya kemoterapi kürlerinin arasında verilebilir. Radyoterapi toplam 5-6 hafta sürer, hastalar haftanın 5 günü hastaneye gelip tedavilerini alıp evlerine dönebilirler. Radyoterapisini tamamlayan hastalar radyoterapiye bağlı gelişmesi muhtemel yan etkiler açısından bu bölümün doktorları tarafından belli aralıklarla izlenirler.

    Kemoterapi
    Kemoterapi, kanser hücrelerinin ilaçlarla öldürülmesidir. Genellikle birden fazla ilaçtan oluşur. Kemoterapiyi yalnız bu konuda özel eğitimi olan hemşireler verir. Kemoterapinin verilme sayısı kür diye ifade edilir (1. kür, 2. kür gibi) ve genellikle aynı ilaçlar 21 veya 28 günde bir tekrarlanarak verilir. Kemoterapi çoğunlukla damardan sıvı şeklinde ayaktan tedavi merkezlerinde veya ağızdan hap olarak verilir. Bazen hastanın genel durumundaki bozukluk, verilen ilaçlar veya ilaçların veriliş şekillerine göre hastaların tedavilerini hastanede yatarak almaları gerekebilir. Her kür sonrası hastalar medikal onkoloji polikliniğinde kontrol edilirler. Bu kontrollerde hastalar muayene edilir, şikayetleri dinlenir, ilaçların yan etkileri sorgulanır ve vücuttaki diğer organlara bir zarar verip vermediğini araştırmak için bazı kan tetkikleri istenir. Her kür öncesi kan sayımının yapılması ve bu sayımın kemoterapiyi veren yetkili hemşirelere gösterilmesi gerekmektedir. Bir hastanın ameliyat sonrası kemoterapi alıp almayacağını, eğer alacaksa kaç kür alacağını patoloji raporundaki tümöre ait özellikler belirler. Ancak bu kararların verilmesinde hastanın yaşı, genel durumu ve menopozal durumu da önemli rol oynar. Bir gün içinde 12 saatten fazla zamanını yatarak geçirecek kadar genel durumu kötü olan hastalara kemoterapi verilmesi, yan etkilere tahammül edemeyeceklerinden uygun değildir. Kemoterapi yapılması planlanan hastalarda, ameliyattan sonraki 3 hafta içinde kemoterapinin başlanması tercih edilir.

    Hormonal Tedavi
    Kanser hücrelerinin büyümek için gereksinim duyduğu hormonları engellemek amacı ile hormon tedavisi verilir. Hormon tedavisi ilaçlarının çoğu ağızdan hap olarak verilir. Bu ilaçlar ya vücutta hormonların çalışmasını engelleyerek, ya üretimlerini azaltarak ya da bu hormonları üreten yumurtalıkları çalışmaz hale getirerek etki ederler. Bir hastanın hormon tedavisinden fayda görüp görmeyeceğine estrojen ve progesteron reseptörleri tayin edildikten sonra karar verilir. Adjuvan kemoterapi alan hastaların eğer reseptörleri pozitif gelirse, kemoterapiyi takiben 5 yıl boyunca tamoksifen kullanması önerilmektedir. İleri yaşlarda, kemoterapinin yan etkilerini kaldıramayacağı düşünülen hastalara kemoterapi verilmeden cerrahi sonrası sadece hormon tedavisi de önerilebilir.

    En uygun tedavi seçeneği nasıl belirlenir?
    Meme dışında başka bir organa sıçramamış meme kanserlerinde ilk tedavi tümörün ameliyatla çıkarılmasıdır. Ameliyat sonrası gözle görünür, tespit edilecek düzeyde kanseri kalmayan hastalara verilen ek tedaviye adjuvan tedavi denir. Adjuvan tedavi ameliyat sonrası gözle görülmeyen ancak geride kalmış olması muhtemel az sayıdaki kanser hücrelerini öldürmek amacı ile verilir. Adjuvan tedavi verilip verilmeme kararı patoloji raporundaki özelliklere, hastanın yaşına, menopozal durumuna ve genel durumuna göre belirlenir. Hastalar ameliyat sonrası adjuvan tedavi olarak sadece kemoterapi veya sadece radyoterapi veya hem kemoterapi hem radyoterapi veya sadece hormon tedavisi alabilirler. Bazen, çok erken evrede olan hastalarda ameliyat sonrası adjuvan tedavi gerekmeyebilir. Meme koruyucu ameliyat yapılan tüm hastalar ameliyat sonrası ışın tedavisi almalıdır. Eğer ameliyatla alınan meme dokusunda estrojen ve progesteron reseptörleri pozitif gelirse, bu bulgu hastanın tümörünün vücudunda doğal olarak bulunan estrojen hormonu etkisi altında büyüyebileceğini gösterir. Kanser hücrelerin çoğalması için gereksinim duydukları hormonları azaltmak ya da ortadan kaldırmak amacı ile hormon tedavisi verilir.

    Bazı durumlarda örneğin tümör ameliyatla çıkarılamayacak kadar büyükse ameliyat öncesi kemoterapi verilerek tümör küçültülür (neoadjuvan tedavi) ve böylelikle hastaya meme koruyucu ameliyat yapılabilir. Hasta ameliyattan sonra gerekli olan adjuvan tedavisini alır. Metastatik hastalıkta hastalığın ilerlemesini durdurmak amacı ile hormon tedavisi veya kemoterapi verilebilir. Eğer sadece kemik metastazları varsa hormon tedavisi verilebilir. Kemik dışında karaciğer, akciğer veya başka organlara yayılım var ise kemoterapi verilebilir. Kemoterapi alabilmek için hastaların genel durumu iyi olmalıdır. Hastalık beyine sıçramışsa ışın tedavisi tercih edilir. Kemik ağrılarını azaltmak amacı ile kemik metastazlarına ışın tedavisi verilebilir. Akciğer veya karaciğerinde tek bir metastazı olan hastalarda hastanın genel durumu da uygunsa, bu metastazlar ameliyatla çıkarılabilir. Günümüzde metastaz ameliyatla alındıktan sonra hastanın sistemik bir tedavi alması kabul görmektedir. Metastazlı hastalar yürümekte olan ve tedavide umut vadeden yeni ilaçları deneyen klinik çalışmalara dahil edilebilirler.

    Tedavinin yan etkileri nelerdir?
    Cerrahi Tedavinin Yan Etkileri
    Ameliyat sonrası o taraf kol ve göğüs kaslarında geçici bir süre güçsüzlük olabilir. Ameliyat sırasında sinir hücreleri kesildiği veya hasara uğradığı için ameliyat bölgesinde yanma, batma, karıncalanma, hissizlik gibi şikayetler gelişebilir. Bu şikayetler aylar içinde geçebileceği gibi bazı hastalarda kalıcı da olabilir. Koltuk altı lenf bezleri alındığından o kolda lenf dolaşımı yetersizdir. Bu nedenle o kol ve el olabilecek her türlü yara, kazaya karşı daha fazla korunmalıdır. Önerilen egzersizler yapılmalı o kolda meydana gelebilecek bir yara böcek sokması kesik gibi durumlarda doktora haber verilmelidir. O taraf kol ile ağır yük taşımaktan kaçınılmalı, el işleri ve uzun süre daktilo yazmak gibi yorucu işlerden de kaçınılmalıdır.

    Radyoterapinin Yan Etkileri
    Kalp ve akciğerler memenin hemen arkasında kalan organların verilen ışından zarar görmemesi için doz hesapları yapılır ve gerekli bölgeleri koruyucu kalkan görevini gören levhalar kullanılır. Radyoterapi aldıkları süre içinde hastalar mümkün olduğunca istirahat etmelidir. Tedavi gören bölgedeki cilt kızarabilir, kuru, hassas ve kaşıntılı olabilir. Tedavinin sonuna doğru aynı bölge daha ıslak ve akıntılı hale gelir. Bu derinin ışına karşı verdiği bir reaksiyondur. Bu alan mümkün olduğunca hava ile temas edecek şekilde olmalı, sıkı iç çamaşırı ve kıyafetlerden bu dönemde kaçınılmalıdır. Işın tedavisi aldığı süre içinde bu bölge suyla temas ettirilmemelidir. Doktora sormadan bu bölge için herhangi bir losyon ya da krem kullanılmamalıdır. Işın tedavisinin deri üzerindeki etkileri geçicidir. Fakat etkilenmenin derecesi hastadan hastaya değişir. Bazen ışın tedavisi almış alan bölgede cilt rengi normale göre daha koyu renkte kalabilir. Metastatik hastalıkta özellikle beyin metastazlarında beyin ışınlaması yapılır.Bu işlem 1 hafta veya 10 gün kadar sürer, ışın tedavisine bağlı bulantı ve kusma gibi yan etkiler gelişebilir.Bu durumlar için radyoterapist tedavi öncesinde ve tedavi devam ederken alınması gereken ilaçları hastaya anlatır.

    Kemoterapinin Yan Etkileri
    Kemoterapi alan hastalar her kemoterapiden yaklaşık bir hafta kadar sonra medikal onkoloji polikliniğinde doktor kontrolünden geçmelidir. Bu kontrolde hastalar muayene edilir, şikayetleri dinlenir, kemoterapinin yaptığı yan etkiler değerlendirilerek gerekirse ilacın dozunda yeniden ayarlama yapılır. Kemoterapinin yan etkileri verilen ilaca göre değişir. Genel bir kural olarak kemoterapi hızla çoğalan hücreleri etkiler. Kanama sırasında pıhtılaşmayı sağlayan, hastalıklara karşı savunmamızı yapan ve vücudumuzdaki organlara oksijen taşıyan kan hücreleri hızlı çoğalan hücrelerdir. Bu kan hücreleri kemoterapi aldıktan yaklaşık 1 hafta 10 gün sonra sayıca azalırlar ve bu nedenle çabuk morarma veya diş fırçalama gibi küçük işlemler sonrası kanama olabilir. Normalde vücudumuza girdiklerinde savunma sistemimiz güçlü olduğundan hastalık yaratmayan mikroplar kemoterapi sonrası savunmamızı sağlayan hücreler azaldığından kolaylıkla ateşli hastalıklara yakalanmamıza neden olabilirler. Bu dönemde yıkayarak yediğimiz çiğ sebze ve meyveleri (örneğin salata gibi) en az 10 gün kadar yemekten kaçınmalısınız. Bu dönemde çevredeki insanlardan mikrop kapmamak için kalabalık ortamlarda bulunmaktan kaçınmalısınız Unutmayınız ki bu yasak meyve ve sebzeleri hastalığınız üzerine olan herhangi bir etkisinden dolayı değil, ne kadar temiz yıkasanız da yiyeceğiniz sebze veya meyvenin üzerinde kalmış olması muhtemel mikroplardan kaçınmak içindir. Yiyeceklerinizin bu zaman dilimi içinde pişmiş olmasına dikkat ediniz. Eğer 38.50C in üstünde bir saati geçen ateşiniz olursa mutlaka doktorunuza ulaşınız. Ateşiniz var ve kan sayımında kan hücreleriniz düşük bulunursa antibiyotik tedavisi almanız gereklidir. Kan hücrelerinizin sayısında meydana gelen bu azalma bir hafta ila 10 gün içinde kendiliğinden geçer ve hücreler normal sayılarına ulaşır. Bir başka hızlı çoğalan hücre grubu sindirim sistemi hücreleri ve kıl kökü hücreleridir. Bu nedenle kemoterapi sonrası genellikle ilk haftadan sonra saçlar dökülür. Hastalarda iştah kesilmesi, bulantı, kusma, ishal ve ağız yaraları gelişebilir, bu yan etkilerin hemen hepsi ilaç tedavisi ile kontrol altına alınabilir. Bu yan etkiler kısa sürelidir, hastaların şikayetleri bir sonraki kemoterapi başlamadan önce geçmiş olur. Kemoterapinin bahsedilen bu yan etkilerinin şiddeti hastadan hastaya değişir. Günümüzde modern kemoterapilerle uzun, kalıcı yan etkilere rastlamak nadirdir. Ancak bazı kemoterapi ilaçları kalp üzerinde olumsuz etkiler yapabilir, bu tür ilaçları kullananlarda doktor periyodik olarak kalbinizin etkilenip etkilenmediğini anlamak için tetkikler ister. Bugün kullanılan kemoterapi ilaç dozları ve kemoterapi kür sayıları kalp üzerinde olumsuz etki yapacak boyutta değildir. Bazı kemoterapi ilaçlarını aldıktan yıllar sonra kan kanseri yani lösemi gelişme riski vardır. Ayrıca bazı kanser ilaçları yumurtalıkları etkileyerek yumurta hücrelerini öldürürler, böylece yumurtalıklar kadınlık hormonu olan estrojeni üretemez ve hastalar menopoza girerler. Adetler seyrekleşir ya da durabilir ve bu durumda kadınlar hamile kalamazlar. Özellikle 35-40 yaşın üzerinde kemoterapi ile meydana gelen kısırlık kalıcıdır. Daha genç hastalarda kemoterapi süresince kesilen adetler bir süre sonra normale dönebilir. Kemoterapi ilaçları çoğunlukla damardan verilir ve verildikleri damara zaman içinde zarar verip, damarın sertleşmesine ve dışarıdan bakıldığında gözle fark edilebilir hale gelmesine neden olabilirler. Kemoterapi alırken veya aldıktan sonraki gün ilacı aldığınız kolda kızarıklık şişme ve yanma olursa hemen doktorunuza haber vermelisiniz. Genellikle memenin alındığı taraftaki kol damardan ilaç vermek için tercih edilmez. Yine o taraftaki kolunuzdan başka bir nedenle de enjeksiyon yaptırmaktan kaçınmalısınız. Kemoterapi alırken herhangi bir nedenle ağrı kesici kullanmanız gerekirse doktorunuza danışınız. Çünkü bazı ağrı kesiciler vücuttaki kan hücrelerinde sayıca veya işlevce azalmaya neden olabilirler. Bunun dışında kalp, akciğer ve böbrek hastalığınız için kullandığınız ve hayati önemi olan ilaçlarınıza kemoterapi süresince devam edebilirsiniz. Kullanmak zorunda olduğunuz bu ilaçları doktorunuza yaptığınız ziyaretlerde göstererek bir sakınca olup olmadığını sormanız uygun olur.

    Hormonal Tedavinin Yan Etkileri
    Hormon tedavisi olarak verilen ilaca göre yan etkiler farklıdır ancak günümüzde en sık kullanılan ilaç tamoksifendir. Bu ilaç estrojenin vücutta kullanılmasını önler.Bu nedenle hastalarda menopoza ait şikayetler, örneğin sıcak basması, vajinal kuruluk, düzensiz adetler gibi gelişir.

    Başka ilaçlar ise gerek estrojen yapımını engelleyerek gerekse yumurtalıkları çalışamaz hale getirerek etki ettiklerinden, öyle ya da böyle hormon tedavisi alan hastalarda menopoza ait şikayetlerin gelişmesi kaçınılmazdır. Bu şikayetlerin bir kısmı ilaç tedavisi ile kontrol edilebilir.

    Tamoksifene bağlı ciddi yan etkiler oldukça seyrektir. Bunlardan bir tanesi kirli kanı taşıyan damarlarımızda yani venlerde özellikle bacaklardaki venlerde, kan pıhtısı gelişmesidir. Bu da kanı sulandıran ilaçlar verilerek tedavi edilebilir. Yürüyüş yapmak, fazla oturur pozisyonda kalmamak ve gece yatakta ayakların altına bir yastık koyarak yükseltmek pıhtı gelişmesini önlemede faydalı olur. Diğer ciddi yan etki ise tamoksifenin rahim kanseri gelişme riskini arttırmasıdır. Yapılan büyük çalışmalar tamoksifen kullanan her bin kadının 3’ünde rahim kanseri geliştiğini göstermiştir.Bu küçük risk tamoksifenin meme kanserini önlemedeki önemli etkisinin yanında oldukça önemsiz kalabilir ancak yine de tamoksifen kullanırken en az yılda bir kez jinekolojik muayene yaptırılmalıdır. Menopoza girmiş olup tamoksifen kullanan hastalar herhangi bir vajinal kanama durumunda zaman kaybetmeden doktora başvurmalıdırlar.

    Adjuvan tedavisini tamamlamış bir meme kanseri hastası nasıl takip edilir?
    Meme kanseri olup adjuvan tedavisini tamamlayan hastalar tanı konulduktan sonraki ilk 2 yıl 3 ayda bir, 3. ve 5. yıllar arası 6 ayda bir daha sonra ise yılda bir kez muayene olmalıdır. Meme koruyucu ameliyat yapılan hastalar ameliyattan sonraki ilk 6. ayda, memesinin tümü alınan hastalar ise ameliyattan sonra 12. ayda başlamak üzere yılda bir kez mamografi yaptırmalıdır. Bunların dışında hastanın şikayetlerine göre doktor uygun gördüğü tetkikleri isteyebilir.

    Verilen tedavi ile iyileşme şansı nedir?
    Bazen hastalar iyileşme şanslarının rakamlarla ifade edilmesini isterler. Aslında yapılan büyük çalışmalarda hangi evredeki hastanın ortalama ne kadar süre yaşayabileceğine dair rakamsal yüzde değerleri mevcuttur. Ancak unutulmamalıdır ki bu istatistiksel değerler binlerce hastaya ait değerlerin bir ortalamasıdır, yani herhangi bir meme kanseri hastasına ne olacağını önceden kestirmek için kullanılması tam olarak doğru olmaz. Meme kanseri olan iki hastanın gelecekte ne olacağı birbirinden farklıdır, tümörün ve hastanın kendisine ait bugün henüz bilemediğimiz pek çok faktör aynı hastalığa yakalanan iki kişinin farklı seyirler göstermesinde etkili olmaktadır. Bu nedenle kendinizi başka hastalarla kıyaslamayınız.

    Meme Kanseri ve Gebelik
    Gebelik sırasında da meme kanseri görülebilir. Yaygın inanışın tersine, ne gebeliğin meme kanseri üzerinde ne de meme kanserinin gebelik üzerinde bilinen olumsuz etkisi yoktur. Uygulanacak tedavi gebeliğin dönemine göre belirlenir. Kemoterapi alan hastalarda verilen ilaçların yumurtalık hücreleri üzerine olan etkileri nedeni ile geçici ya da kalıcı kısırlık gelişme riski vardır. Bu risk, meme kanserinin menopoza yakın yaşlarda geliştiği hastalarda daha belirgindir, daha genç yaştaki hastalarda ise kemoterapi tamamlandıktan bir süre sonra gebelik mümkün olabilir. Kemoterapi ilaçlarının yumurtalıklar üzerindeki etkileri nedeni ile gebe kalmak isteyen hastaların tedavi sonrası ilk iki yıl doğum kontrol yöntemlerini kullanmaları ve bu süre içinde gebe kalmamaları tavsiye edilmektedir.

    Tedavi Sonrası
    Adjuvan tedavisini tamamlamış olan hastalar kendilerini iyi hissettikleri andan itibaren iş yaşamlarına geri dönebilirler. Adjuvan tedavi alırken bile ağır olmaması kaydı ile iş yaşamlarına devam edebilen hastalar vardır. Mastektomi sonrası bazı kadınlar protez takmayı bazıları ise plastik cerrahlar tarafından alınan memenin yerine yenisinin yapılmasını (rekonstrüksiyon) isteyebilirler. Her iki işleminde kendisine göre avantaj ve dezavantajları vardır. Rekonstrüksiyon memenin alındığı ameliyat sırasında yapılabileceği gibi tedavi tamamlandıktan sonra da yapılabilir. Bu ameliyatın risklerini ve yararlarını bir plastik cerrahla konuşarak öğrenebilirsiniz. Ameliyatla meme ile birlikte o taraftaki koltuk altı lenf bezleri de alındığından zaman içinde o taraf kolda şişlik meydana gelebilir. Lenf bezleri alındığı için o kolun lenf dolaşımı yetersizdir. Bu nedenle kolun şişmesine lenfödem adı verilir. Lenfödemin gelişmemesi için size kolunuzu biraz yüksekte örneğin yastık üzerinde tutmanız ve bir takım egzersizler önerilir. Lenfödem geliştiğinde elastik bandajlar, elle masaj veya bir makine yardımı eli ve kolu sıkıştırarak ödemin azaltılması yöntemlerinden fayda görebilirsiniz. Tedavi sonrası önerilen özel bir diyet yoktur, dengeli beslenme, fazla yağlı yiyeceklerden kaçınma, düzenli egzersiz yapmak yani normal şartlar altında her sağlıklı insanin uyması gereken kurallar sizin için de geçerlidir. Kilo kaybı, iştahsızlık, aşırı yorgunluk, bulantı-kusma, baş dönmesi, karın ağrısı ve dolgunluk, kemik ağrısı veya ameliyat olan bölgede yeni bir kitle, yara geliştiğinde, iki haftadan fazla süren öksürük, baş ağrısı olduğunda normal periyodik kontrol zamanınızı beklemeden doktorunuza ulaşmanız gereklidir. Meme kanseri için tedavi almış ve reseptörleri pozitif olan hastalarda menopoz için estrojen tedavisi verilmesi önerilmemektedir. Estrojen reseptörleri negatif olanlarda ise menopoz için hormon tedavisi verilmesi tartışmalıdır. Tedavi sırasında ve sonrasında cinsel yaşamınıza eskiden olduğu gibi devam etmenizde bir sakınca yoktur. Kemoterapinin yumurtalık hücreleri üzerinde olan mutajenik (bebekte ciddi anormallikler olabilmesi) etkileri nedeni ile tedavi süresince gebeliği önlemek için doğum kontrol yöntemlerinden biri tercih edilmelidir. Verilen kemoterapi ilaçlarının çoğu yumurtalıkların çalışmasını bozar ancak bu etkilenmenin derecesi hastadan hastaya değişir.

    Tanı sonrası tedavi planı ile yaşadığınız fiziksel ve ruhsal sıkıntılar, hastalığa veya tedaviye bağlı yorgunluk, halsizlik hissi, cinsel yaşamınızın, istek ve heyecan duyma gibi duygularınızı etkileyebilir. Cinsel yaşamınız ile ilgili bu tür sorunlar, bu dönemde yaşadığınız ve tedavi sonrası geçen diğer sorunlar gibi zaman içinde geçecektir. Ameliyatla göğüsleri alınan hastaların eşleri tarafından reddedilme ve çekiciliklerini kaybetme endişesi ile kendilerine olan güvenlerinin azalması cinsel yaşamlarında sorunlara neden olabilir. Bu tür fiziksel eksiklik hisseden hastalar için dışarıdan askılı protez meme veya plastik cerrahi bölümüne başvurarak rekonstrüksiyon (yeniden meme yapılması) şansı olduğunu unutmayınız. Buna yönelik planlamalar ameliyat öncesi dönemde de yapılabilir. Cinsel yaşamınıza yönelik kaygılarınız olduğunu ve bu konuda yardım almak istediğinizi tedavi aldığınız kemoterapi ünitesindeki doktor ve hemşirelere belirtmekten çekinmeyiniz, sağlık utanmaya gelmez.

    KAYNAKLARIMIZI DA ŞÖYLE SIRALAYALIM

    https://hisarhospital.com
    https://www.acibadem.com.tr
    https://www.cancer.net/...r-basics/what-cancer
    https://www.cancer.net/...sics/what-metastasis
    https://www.breastcancer.org
    https://www.mayoclinic.org/...-causes/syc-20352470
    https://www.cancer.gov/types/breast
    _________________________________________________________

    #Sağlıklakalın #Güzelinsanlar
  • Dijital çağa girdiğimizden beri ekran bağımlılığının gençler üzerindeki etkisi hep tartışılmış ve genelleme yapılarak ekran bağımlılığının gençlerin zihinsel gelişimini negatif etkilediği savunulmuştur.

    Montreal Üniversitesi %47’si kız 3826 ergen üzerinde 4 yıl boyunca izleme gerçekleştirmiş. Bu süre sonunda sosyal medya kullanan gençlerde yalnızlık, üzüntü ve umutsuzluk dahil 7 depresyon belirtisi gözlenmiştir. Sosyal medya kullanımının yanı sıra televizyon da izleyen bireylerde depresyon semptomlarında artış görülmüştür. Öte yandan video oyunları oynayan bireylerde hiçbir depresyon belirtisi gözlenmemiştir.

    Sosyal medya ve televizyon gençleri kendi sahip olmadıkları yaşam biçimi, zenginlik, vücut ölçüleri, başarı vs. şeylere özendirdiği için sahip olduklarıyla mutlu olmama, hep daha fazlasını isteme, kıskanma gibi semptomları doğuruyor.

    Depresyon durumu kişinin sayfa görüntüleme seçeneklerini etkiliyor. Sonrasında daha çok benzer içerikler öneriliyor ve depresif durum kısır döngüye girmişçesine artarak devam ediyor.

    Kaynak: https://www.iflscience.com/...dia-is-bad-for-them/
  • Bir araştırma ekibi, yeni bir yöntemle birlikte spermdeki X ve Y kromozomlarını ayırabiliyor. Bu sayede doğacak olan bebeğin cinsiyeti daha önceden belirlenebiliyor. Yeni yöntemi bulan uzmanlar, gerekli gelişmelerin tamamlanması durumunda yöntemin insanlar üzerinde de kullanılabileceğini ifade ediyor.
    Japonya'daki araştırmacılar, fare spermlerindeki XY kromozomlarını X ve Y olarak ayrıştırdı. Bu da yapay dölleme sırasında çocuğun hangi cinsiyetle doğabileceğine insanların karar verebileceği anlamına geliyor.

    Araştırmacılar, bu araştırmayı X ve Y kromozomunu taşıyan spermler arasındaki farklılıkları araştırırken yaptıklarından bahsetti. Araştırmanın eş yazarlarından ve Hiroşima Üniversitesi'nden Masayuki Shimada, "Bu çalışma, X spermi ve Y spermi arasındaki işlevsel farklılıkları gösteren ilk çalışma" ifadelerini kullandı.
    Bilim insanları, çalışmalarının aynı zamanda tarım konusunda da farklı gelişmeleri beraberinde getireceğini belirtti. Shimada, konuya dair yaptığı açıklamalarda şu ifadeleri kullandı:
    "Bir süt çiftliğinde süt sadece ineklerden elde edilebildiği için bir ineğin değeri, bir boğadan çok daha fazla. Bir et üretim tesisindeyse boğaların et üretim oranı ineklere göre çok daha verimli."

    Benzer ancak pahalı yöntemler mevcut
    Şu anda benzer işlemleri yapabilecek teknolojiler olsa dahi bu işlemlerin fazlasıyla pahalı olduğu biliniyor. Araştırmacılar, X ve Y spermlerinin hareketleri incelenerek yapılan bu işlemin nispeten daha ucuz ve daha basit bir işlem olabileceğini düşünüyor.

    Çalışma sırasında X kromozomlarının Y kromozomlarına oranla çok daha fazla gen taşıdığını da belirten araştırma ekibi, bulgularını Plos Biology isimli bir dergide paylaştı. Daha fazla gene sahip olan X kromozomları, belirli maddelere bağlanabilen belirli reseptörleri de içerisinde barındıran farklı proteinleri bulunduruyor.
    Araştırma ekibi, TLR7 ve TLR8 isimli iki adet reseptör üzerine odaklandı. Bu iki reseptör de antiviral ve antitümör ajanları olarak bilinen Resiquimod isimli bir ilaca bağlanmasıyla biliniyor.
    Bilim insanları, fare spermlerinin bu maddeyi içeren bir solüsyona koyulduğu zaman bazı spermlerin hızının bastırıldığı gözlemlendi. Solüsyon, aynı zamanda bir test tüpü içerisine yerleştirildiğinde besin bakımından zengin olan katmana doğru yüzen spermlerin oranını da azalttı.
    Yöntem, sperme zarar vermiyor
    Beklendiği üzere Resiquimod isimli maddeye sahip olan solüsyon, X kromozomuna sahip olan spermleri etkiledi ancak ekip, Resiquimod'un spermlere bir zarar vermediğini ya da spermlerin yumurtayı dölleme yeteneklerini engellemediğini belirtti. Yalnızca TLR7 reseptörlerini bağlayan bir ilaçla yapılan deneyde de benzer sonuçlar alındı.

    Yukarı çıkan spermler, IVF olarak da bilinen 'tüp bebek' işlemi sırasında kullanıldığı zaman 77 embriyonun 68'i XY kromozomuna sahip bir şekilde geldi. Bu kromozomlardan 30 tanesi farelerin rahmine yerleştirildiğindeyse doğan yavruların %83'ü erkek olarak doğdu. Shimada, reseptörlerin insan sperminde bulunması durumunda bu işlemin insanlar üzerinde de gerçekleştirilebileceğini belirtti. Ekip bu gelişmenin etik sorunları beraberinde getirebileceğini bilse de bu teknolojinin benzerlerinin bulunduğunu belirtti. Tüp bebek prosedürü sırasında embriyoların cinsiyetlerinin görüntülenebildiğini belirten uzmanlar, ülkelere göre bu cinsiyetin açığa çıkarılmasının yasak olup olmama durumunun farklılık gösterdiğini belirtti.
  • Bundan tam 50 yıl önce, 20 Temmuz 1969'da Ay'a ayak basan ilk insan olan Neil Armstrong, insanlık tarihinin en ünlü isimlerinden biri.
    Ay'dan döndüğünde krallar, kraliçeler, devlet başkanları ve başbakanlar karşıladı onu.
    Bu kadar üne rağmen insanlar onun hakkında çok az şey öğrendi. Ama şimdilerde gerçek Neil Armstrong'la ilgili biraz daha bilgi sahibi olduk.
    Neil Armstrong'un münzevi bir hayat sürdüğü hissi yaygındı. Belki de Ay'a yolculuk onda derin bir iz bırakmış, bu yolculukla zirveye çıkıp sonra Dünya'daki sıradan yaşama dönmek onu olumsuz etkilemişti.
    Kendisiyle röportaj yapılmasından pek hoşlanmaması, sessizliği seçmesi bu tür söylentilerin artmasına neden oluyordu.

    Neil ile tanışan az sayıdaki şanslı gazetecilerden biriydim. Tanıştığım en mantıklı insan izlenimi bırakmıştı bende.
    BBC'de çalışan genç bir gazeteciydim. Cranfield Üniversitesi'nden fahri doktorluk alacağı sırada onunla röportaj yapmam istenmişti.

    Bu rüya hala geçerli'
    Çok heyecanlıydım. O ise sıcak bir tavırla gülümsüyordu. Ay'a ayak basan ilk insandı ama o kibarca beni rahatlatmaya çalışıyor, sorularımı düşünceli ve kapsamlı bir şekilde yanıtlıyordu.
    Apollo programının iptal edilmesinden duyduğum hayal kırıklığını, belki bir gün uzay yolculuğu yapma hayallerimin suya düşmesinden duyduğum üzüntüyü ifade ettiğimde beni anlamıştı.
    "Armstrong rüyasına ne oldu?" diye sorduğumda, "Bu rüya hala geçerli. Şimdilik bunun gerçekleşmesi geri plana düşmüş olabilir, ama zamanla geri gelecektir" diye cevap verdi, gözlerinde bir pırıltıyla.
    16 yıl sonra onunla yeniden karşılaştım. Apollo'daki diğer astronot arkadaşları Gene Cernan ve Jim Lovell ile, Ay'a ayak basmanın 40. yıldönümü kapsamında yapılan bir dünya turu nedeniyle İngiltere'ye gelmişti.
    Heathrow Havalimanı yakınlarındaki gösterişsiz bir otelde sıkı gizlilik koşullarında mülakat yapmamız gerekiyordu. Öyle ki astronotlar için oda tutulurken takma isimler kullanılmıştı.
    Ama o, diğer arkadaşlarını gölgede bırakmak istemediğini söyleyerek mülakat vermeyi reddetti.

    Armstrong belgeseli
    Ay'a ayak basmanın 50. yıldönümüne denk gelecek şekilde Cuma günü gösterime giren Armstrong adlı belgesel filmde onun tam da bu yanı sergileniyor.
    Neil'in en küçük oğlu Mark ile torunu Kali (ikisi de müzisyen) BBC stüdyolarına gelerek onu anlattılar.
    Havaya girmelerini sağlamak için önce NASA'nın Ay'a iniş görüntülerini izlettik.
    ABD'de Ay'a tarihi yolculuğun 50. yıl dönümü kutlamaları başladı
    'Ay'a seyahat sahte' diyen komplo teorileri nasıl çürütülüyor?
    Mark Armstrong
    Image caption
    Neil Armstrong'un oğlu Mark Armstrong
    Kali, o sırada 39 yaşında olan dedesi Neil'in, 56 yaşındaki babasına ne kadar benzediğini dile getirdi. Baba-kız yüzlerinde gururlu bir tebessümle izlediler görüntüleri.
    Her ikisi de bu hikayeyi çok iyi bilseler de pür dikkat izliyorlardı. "Bu hiç eskimeyecek" diyordu Mark, kızına.
    Neil Armstrong'un Ay'a ayak basarken söylediği o ünlü "Bir insan için küçük, insanlık için dev bir adım" sözleri duyulduğunda "Bravo dede" diye fısıldadı Kali, sanki o anı canlı izliyormuş gibi duygulu bir sesle.
    'Medya babamı yanlış tanıttı'
    Mark, babasının münzevi bir kişi olduğuna dair algının yanlış olduğunu söyledi. "Medya babamı yanlış tanıttı" diyordu.

    "O, düşünceli, şakacı, müziği seven bir insandı. Çocuğuna her an ne yapması gerektiğini söyleyen bir baba değildi. Size farklı seçenekleri sunan ve doğru tercihi yapmadan önce düşünmenizi isteyen bir profesör gibiydi daha çok. Hayatı boyunca da örnek oldu."
    Kali içinse o, Ay'a ayak basma hakkında pek konuşmayan bir "dede" idi sadece. Ama bir keresinde, kendisini en çok etkileyen şeyin Ay'ın yüzeyinden Dünya'nın yükselişini görmek olduğunu söylemişti.

    "1969'da uzaydan Dünya'ya bakıp onun ne kadar hassas bir şey olduğunu görmüş ve insanların ona dikkatle yaklaşmasını umut etmişti."
    Ay'a ayak basma kutlamalarından birinde İngiltere'ye geldiğinde Neil'in en büyük oğlu Rick ile de tanışmıştım. Bilgisayar programcısı olan Rick babasıyla gurur duyuyor, ama bu efsaneye uygun bir yaşam sürmenin bazen zor olduğunu itiraf ediyordu.

    Rick Armstrong
    Image caption
    Neil Armstrong'un büyük oğlu Rick Armstrong
    "Bir beklenti var. Herkes kendi yaptıklarıyla değerlendirilmek ister, ama ünlü birinin çocuğu olmak bazen bunun önüne geçiyor" demişti.
    "Astronot olmak isterdim, ama belki de kıyaslama yapılmasını istemediğim için olmadım."
    'İnsanlara esin kaynağı oldu'
    Babasının nasıl bir miras bıraktığını sorduğumda Rick şunları söylüyor:
    "Böyle bir mirası düşündüğümde aklıma gelen şey babam değil, Apollo programı oluyor, belli bir amaç için binlerce insandan oluşan bir ekip. Böyle bir amaç için çalıştığınızda büyük başarılar kaydedersiniz."

    "Bir de bunun insanlara esin kaynağı olması var. Pek çok kişiden, 60'larda olup bitenlerden ilham alarak bilim insanı, mühendis veya doktor olmak istediğini duydum. Bunun değeri ölçülemez."
    Yani bir bakıma, Ay'a yolculukla ilgili herkes Neil'in çocukları sayılır. Dünyanın dört bir yanından milyonlarca insanın paylaştığı bir andı o ve hepimize ilham verip kendi tarzımızda Ay'a ulaşabileceğimizi anlamamızı sağlamıştı.
    Çoğumuz açısından bu deneyim her şeyin mümkün olabileceğini gösterdi ve kendi çabalarımız bakımından güç verdi.

    Benim içinse Neil'in hikayesindeki en önemli kısım, insanlığın yaşadığı o müthiş kültürel dönüşümde rol alıp sonra bundan uzaklaşacak alçakgönüllülükle, profesör, müzisyen, baba, mühendis ve gerçek Neil Armstrong olarak kendi yaşamını sürdürmeyi bilmesidir.
  • Egzersizin insan sağlığı açısından önemi herkes tarafından bilinmektedir. Özellikle kalp, kaslar ve iskelet sistemi için olmazsa olmazdır.

    Bir grup sinirbilimci egzersizin spesifik olarak beyine ne gibi etkiler yaptığını merak etmiş ve birtakım çalışmalar yapmış. Profesör Westbrook ve arkadaşları egzersizin fareler üzerindeki etkisini ölçen bir araştırma tasarladı. Bu araştırma esnasında fareler 2 saat içinde birkaç km koşturuldu ve beyin fonksiyonları gözlemlendi. Gözlemler sonunda beynin hafıza üzerinde etkin rol oynayan bölgesi olan hipokampusta sinaps artışı olduğu kanıtlandı. Böylece egzersizin öğrenmeye ve hafızaya yardımcı olduğu kanıtlandı.

    Ekip şimdi egzersizin hafıza ve öğrenme üzerindeki etkisini daha iyi anlamak için yeni araştırmalar planlıyor.

    Kaynak: http://www.sci-news.com/...-function-07357.html
  • kanser, 2018 yılında 9.6 milyon ölüme neden oldu ve aynı yıl 18 milyon yeni vaka kaydedildi. Genetik yatkınlık, çevre kirliliği, sigara ve alkol kullanımı, beslenme şekilleri gibi pek çok nedenden kaynaklanan kanser farklı formlarda kendini gösterebiliyor ve bu konuda hala öğrenecek çok şeyimiz var.

    IBM bünyesindeki bir grup Zürih’te bu karmaşık hastalığın temel etkenleri, moleküler mekanizması, tümör kompozisyonu gibi konuları anlamamızı kolaylaştıran yapay zeka ve makine öğrenmesi çalışmaları gerçekleştiriyorlar. Teknoloji devi IBM, “Hedefimiz kanser hakkındaki bilgiyi derinleştirmek ve bir gün tamamen yeni tedavilerin ortaya çıkarılması için endüstri ve akademiyi bilgilerle donatmak” şeklinde açıklama yapıyor.

    IBM tarafından geliştirilen ilk projenin adı PaccMann. “Prediction of anticancer compound sensitivity with Multi-modal attention-based neural networks” ifadesinden elde edilen bir kısaltma yani “Çok modlu dikkat temelli sinir ağları ile antikanser bileşik duyarlılığının tahmini”. Bilgisayar oyunu olan Pac-Man ile ilişkisi yok.

    Kanserle mücadele sadece tek bir ilaç geliştirmek milyonlarca dolar alabiliyor ve finansal kısıtlamalar yeni ilaç ve tedaviler geliştirme potansiyelimizi geciktirip, azaltabiliyor. IBM’in üzerinde çalıştığı PaccMann algoritması, kimyasal bileşikleri otomatik olarak analiz edebiliyor ve hangilerinin kanser direnci ile savaşta daha etkin olduğunu ve süreci kolaylaştırdığını tahmin edebiliyor. Bu makine öğrenmesi algoritması gen tanımlamalarının yanı sıra kimyasal bileşiklerin moleküler yapıları hakkındaki bilgileri kullanıyor. IBM, anti-kanser bileşiklerin erken bulunmasının ilaç geliştirmede ortaya çıkan yüksek maliyetleri düşüreceğini tahmin ediyor.

    İkinci proje INtERAcT. “Interaction Network infErence from vectoR representATions of words” ifadesinden elde edilmiş bir kısaltma yani “Kelimelerin vektörel ifadelerinden çıkarım yapan etkileşim ağı”. Bu aracın temel amacı kanser ile mücadele konusunda yapılan akademik yayınlardan otomatik olarak bilgi çıkarımı yapmak.

    Kanser ile ilgili her yıl, kabaca, 17 bin yayın yapılıyor. Araştırmacıların tüm bu yayınlardaki gelişmeleri takip edebilmeleri, imkansız olmasa da, zor bir iş. INtERAcT, akademik taraftaki bu dar boğazı ortadan kaldırarak bilimsel yayınlardan otomatik olarak bilgi çıkarımı yapabilmeyi sağlıyor.

    Üçüncü ve son proje ise PIMKL. “Pathway-induced multiple kernel learning” ifadesinden elde edilen bir kısaltma ve “yola özgü çoklu çekirdek öğrenme” anlamına geliyor. Bu algoritma halihazırda bildiğimiz verilerden oluşan setleri kullanarak hastalardaki kanser ilerleme süreci ve olası nüksetmeleri tahminlemeyi sağlıyor.

    PIMKL, moleküler yapıları tanımlamak için çoklu çekirdek öğrenmeyi kullanıyor ve bu sayede hastaları kategorize ederek her birine bireyselleştirilmiş tedavi planları sunmak için sağlık hizmeti veren profesyonellere olanaklar tanıyor

    Her üç proje de kamusal ölçekte, açık kaynak kodlu olarak bilim dünyasının ve herkesin erişimine açık. IBM projelerin kaynak kodlarını açık hale getirerek bilimsel alandaki potansiyel etkiyi maksimize etmeyi ümit ediyor.

    Kaynak: BM gives cancer-killing drug AI project to the open source community [ZDNet]
    #KanserekarşıOmuzOmuza
Teknoloji,bilim ve son trendleri şimdi sizlere haber ve metin olarak sunuyoruz. Okumayı, araştırmayı, öğrenmeyi sevenlere özel bir profildir.
Teknoloji İçerik Üreticisi
Uranüs
6 okur puanı
21 Tem 13:38 tarihinde katıldı.
Okur takip önerileri
Daha fazla