Yalnızca karşılarındaki duvarı görecek biçimde elleri kolları, boyunları bağlı insanlar duvara
yansıyan nesneleri, gölgeleri gerçek diye kabul ederler. Günün birinde bunlardan
birinin boynundaki ip çözülür, geri dönüp bakarsa ateşin saçtığı ışık gözlerini
kamaştırır; bu kişi artık duvardaki gölgeleri seçemez olur. Bunların gerçek
nesnelerin gölgeleri olduğunu anlayabilmesi için gözlerinin alışması gerekir. Elleri
kolları çözülüp mağaranın dışına çıkarıldığında da, buradakileri görebilmesi için
yine gözlerinin güneşe alışması gerekir. Gözleri güneşe alışınca önce insanların,
başka şeylerin sudaki yansılarını görür; sonra da kendilerini. Daha sonra da gök
cisimlerini, ayı, yıldızları görür. En sonunda da güneşi görüp, onun her şeyin
kaynağı olduğunu anlar. Bütün yanılgılarından kurtulur. Böyle biri tek tek şeylerin neliğini bilir. Bütünü bilir. Bir şeyin aslında ne olduğunu, o şeyi o şey yapanın ne olduğunu bilir. İdeaları bilir (Kuçuradi: 104).